Birkaç sene önce “İstanbul İslamcılığı” adıyla birkaç yazı kaleme aldım. Çok büyük bir ilgi gördü. Aslında bu yazılar hem öz eleştiri hem de yeni bir yol bulma çabasıydı. Yeni bir düşünce arayışını ifade ediyordu. Bu bağlamda “Riyad İslamcılığı”, “Kahire İslamcılığı”, “soğuk savaş İslamcılığı” gibi kavramları da kullanmıştım.

İslam’ı bir düşünce hareketi olarak İstanbul temelinde ele almak amacındayız. Ne demektir bu? Öncelikle düşüncenin İstanbul ile ilişkisini bir “mekan” olmanın ötesinde bir “anlam” temelinde ele almaktır. Bu nedenle İstanbul’da ortaya çıkan düşünce, yayın ve aydınları merkeze almanın ötesinde bir tutumu yansıtıyor. Nitekim İstanbul’da doğup büyümesine ve burada düşünce üretmesine karşın İstanbul düşüncesi içinde yer almayanlar olduğu gibi, tam tersine İstanbul dışında yaşadığı halde İstanbul fikriyatının anlam dünyası içine yerleşenler de bulunmaktadır.

İstanbul Fikriyatının Doğuşu

İstanbul fikriyatı, İstanbul’un modern zaman entelektüel havzasında doğan ve “asrın idrakini” İslam’a söyletme gayretinde olan bir düşüncedir. Bir defa çağdaş İstanbul’un tarihselliği içinde ortaya çıkar. Bu dönemdeki İstanbul’un matbaa, mektepler, dergiler, gazeteler ve fikir akımlarının oluşturduğu bir ortamda mayalanır. Yine fabrikaların açıldığı, telgraf hatlarının döşendiği, yeni mimari yapıların doğduğu, özel kitap şirketinin açıldığı ve savaş göçmenlerinin kentte çoğaldığı “imparatorluğunun en hızlı yüzyılında” ortaya çıkar. Çağın hızıyla uyum ve varlığını ayakta tutma zamanları…

İstanbul fikriyatını mayalayan üst yapı olduğu gibi alt yapı da önemlidir. Fikir ve realite beraber yürür. Ancak en temelde İstanbul fikriyatı yeni aydınlar, yeni basım ve yayın teknolojisi, yeni okullar ve yeni toplumsal sorunlarla birlikte yükselir. Birçok dergi, mektep, aydın ve ortam bu fikriyatın sosyolojik zeminini meydana getirir.

Müslümanların büyük endişeler yaşadığı bir çağın şartları vardır. İslam toprakları  parçalanıyor, milliyetçilik talepleri ile bağımsız devletler ortaya çıkıyor, kuzeyden ve Batıdan emperyalizmler işgallere girişiyorlar. Rusya, Fransa, İngiltere, İtalya emperyalizmleri Müslüman coğrafyayı paylaşmaya başlıyor. Çeşitli savaşlar ve antlaşmalar ile beraber halife-sultan ile somutlaşan Osmanlı imparatorluğu güç kaybediyor. İmparatorluğumuz geri çekilmeye başlıyor.

Devleti kurtarmanın önemli fikirleri ortaya çıkıyor. Fikir akımları doğuyor: Osmanlıcılık, İslamcılık, Batıcılık ve Türkçülük. Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp üç tarzı siyaset diye bunu formüle ediyorlar. Savaşlar, teknolojiler, kanunlar, ıslahat hareketleri, mektepler, meclisler…Hepsi devleti kurtarmak gayreti içerisinde. Yeni düşünce akımları ve yeni siyasetler yükseliyor. Batıcılık, Batı kentlerinden ilham alıyor. Paris ve Londra bunun merkezleri. Ahmet Rıza da, Abdullah Cevdet de, Tevfik Fikret de bu kentlerin meftunları. Ütopya şehirleri. Asrısaadet mekânları. Oradan alacakları fenle, toprağı bile altına çevireceklerini düşünüyorlar. Paris modernliğini “gülü ve dikeniyle”  taklit etmenin peşindeler.

İslamlaşma, İstanbul kentinde doğar. Namık Kemal, Ali Suavi gibi entelektüellerin ilhamları ile ayağa kalkar. Vatan Yahut Silistre, kurtuluş cehdinin manifestosu. Vatan, Osmanlı coğrafyasının İslam ruhunu taşıyan toprakları. Silistre, Balkanlardaki Müslüman vatanıdır. İslam Bey, kurtuluşun aktörü olan sembol isimdir. Vatan şairi için vatan, en temelde İttihadı İslam’ın Osmanlı realitesidir. Namık Kemal, İttihadı İslam kavramını ilk kullanan kişidir. İlk defa, Rusya’nın Müslüman Türklerin çoğunlukta yaşadığı coğrafyayı işgallerine karşı kurtuluş yolu olarak kullanır. Enver Paşa’nın kurduğu Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan’ın kurtuluşunu sağlamıştır. Bakü şehitliğini gezdiğinizde orada Antalya, Ankara, Kudüs, Trablusgarp, Erbil, Bağdat beldelerinden gelip savaşan yiğit insanları görürsünüz. Namık Kemal’in öngörüsü tutmuştur.

İslam’ı temel alarak çağını İstanbul ufkunda yorumlayanlar İslamlaşma yaklaşımını meydana getirirler. Kendilerine İslamcı da demezler, Panislamizm de. İttihadı İslam veya İslamlaşma ifadesini kullanırlar. Said Halim Paşa’nın yazdığı risalenin adının İslamlaşma olması da bu açıdan dikkat çekicidir. Sonra Batılılar ve oryantalistler “İslamism veya panislamism” adını koyar. Düşüncenin sefaletini yaşayanlar da Batılı efendilerinin bu tanımını çiğneyip dururlar. Bugün daha çok siyasal İslam terkibi revaçtadır.

İstanbul Fikriyatının İlkeleri

İstanbul fikriyatı, İstanbul mekanını vurgulamanın ötesinde belli bir anlama dayanır. Bu anlamı somutlaştırmak için fikriyatın ilkeleri verelim. Öncelikle Paris, Londra, Riyad ve Kahire yerine doğrudan imparatorluğun payitahtı İstanbul temellidir. Müslümanların halife-sultanının yaşadığı kentin içinden doğar. Çok önemli bir farklılık bu. Çünkü İstanbul,  İslam toplumlarının siyasal merkezini temsil eden kenttir. Müslümanların merkez kentinde doğan fikir, yine bu merkezin ruhunu taşır. Nitekim İstanbul fikriyatı emperyaldır, cihanşümuldür. Ulus devlet ötesinde, imparatorluk ufkunu taşır. Bu fikriyatın kurucu siyaset ve düşünce adamlarından Said Halim Paşa , “Müslüman beldeler arasında sınır olmaz” diyor. Bu nedenle İstanbul fikriyatının kurucu yayınları İstanbul’dan çıkıp İslam beldelerinin hepsine hitap eder.

Sırat-ı Müstakim, bu açıdan ilginç bir örnektir. İstanbul’da basılır. Mehmet Akif baş yazardır. Buhara’da muhabiri vardır. Üsküp, Bakü, Buhara, Bağdat, Erbil gibi İslam beldelerine uzanır. Akif’in şiirleri İstanbul’da yazılır. Ama ruhu İslam beldeleri semalarında kanatlanır. Süleymaniye Kürsüsü adlı şiir seyahatnamesi budur. İbrahim Reşit Efendi, bu derginin yazarıdır, Akif’in dostudur. Sibiryalıdır, İslam beldelerini dolaşır.

İstanbul fikriyatı, İstanbul’dan ve İslam’dan ilham alır. İlham mekanı İstanbul, ilham anlamı İslam’dır. Ne belli bir kavim, ne belli bir sınıf, ne de Batı hegemonyası ilham kaynağı. Bundan dolayı her şey İslam aynasından seyredilmeye çalışılır. Batı da, modernlik de, kadın da, siyaset de, bilim de. İslamlaşma ile dini canlandırma, yani tecdit yöntemi öne çıkarılır.

İstanbul fikriyatı ne inkılapçı ne de gelenekçidir. Bu iki düşünce arayışının ötesinde tecdit değişim yöntemini benimser. Modernleşme ile ortaya çıkan değişim ihtiyacını inkılaplar yaparak ya da tamamen “kaçıp geleneğe sığınarak” değil de ıslahla karşılamaya çalışır. Hala devam eden inkılapçılar-modernistler ve gelenekçiler diyalektiğinde tecdit değişme yöntemini benimsenir.

Eleştirel düşüncedir. Geleneği de eleştirir modernliği de. Gelenekçiler gibi sadece modernliği eleştirerek hareket etmez. Ya da batıcı modernistler (batıcılar) gibi sadece geleneği eleştirmekle yetinmez. Selefiler ve gelenekçiler (tradisyonalist) gibi modernliğe karşı tamamen reddiyeci de değiller. Kendi tarihsel miraslarında yer alan yanlışları ve Müslümanların hatalarını eleştirirler. İstibdat, cahillik, hurafe ve bidat, halifelerin zalimlikleri, Müslümanların cahillik ve yoksullukları gibi. Ama öte yandan modernliğin materyalist ve pozitivist yönlerini, emperyalizmle irtibatlarını da eleştirirler. Eleştiri objektif bir düşünce ve eylem yöntemidir. Akif’in şiirleri bu konuda epey aydınlatıcıdır. Mahalle Kahvesi adlı şiiri, mahalle bağlamında Müslüman topluma yapılan ciddi öz eleştirilerdir.

İstanbul fikriyatı, meşrutiyetçidir. Parlamento, meclis, biat, şura, meşveret kavramlarından oluşan yeni bir siyasal epistemoloji ortaya koyar. Namık Kemal ile başlar, Said Halim Paşa ile belli bir düzeye ulaşır. Siyasal katılım, meclis, muhalefetin meşruiyeti savunulur. Said Halim Paşa’nın İslam Toplumunda Siyasal Kurumlar adlı risalesi, bu açıdan önemli bir metindir. “Şeriatla kayıtlı bir hakimiyeti milliye” teorisini inşa etmeye çalışır. Elmalı, Akif, Nursi, Filibeli Ahmet gibi entelektüel ve âlimler meşrutiyeti, siyasal hürriyeti, muhalefetin önemini savunurlar. Bunun için İslam halife-sultanı II. Abdülhamit’i de karşılarına almaktan çekinmezler.

Yüzyıl Sonra İstanbul Fikriyatı

Yüzyıl önce İstanbul’un entelektüel dünyasında gelişen düşünce, imparatorluğun tasfiyesi ile beraber o da tasfiyeye uğradı. Bu da çok trajik sonuçlara yol açtı. Nitekim Akif, Kahire’ye hicret ederek uzlete çekildi, Nursi Van dağlarına sığınarak uzlete çekildi, Elmalı da İstanbul’da tamamen evine kapanarak uzlete çekildi. Egemen güçler, uzlete çekilmek ya da tamamen yok olmak arasında iki seçenek sunmuştu. Yeni rejim, her çeşit emperyal düşüncelerden nefret ediyordu. Özellikle oryantalistlerin Panislamizm dedikleri ve kendisinden en çok korktukları İslamlaşma akımından. Tek parti cumhuriyet ideolojisi batıcılık siyasetini ve düşüncesini benimsedi. Türkçülüğü de tamamen seküler bir konsepte taşıyarak buna eklemledi.

1945 sonrası başlayan Soğuk Savaş dönemi ile beraber Türkiye yenidünya ittifakıyla beraber demokrasiye geçti. Dini düşüncenin özgürlüğü de önemli hale geliyordu. Din de çeşitli aktörleri, fikirleri ve hareketleri ile “uzlet döneminden” uyanmaya başladı. Ancak Türkiye’de ve dünyada egemen olan soğuk savaş ideolojileriydi. Bütün düşüncelere de damgasını vurmaya başladılar. Devrim, devlet talebi, kişi kültü, militan öncüler, darbe gibi konular öne çıktı. İslamlaşma düşüncesi de bunlardan etkilenerek yorumlandı. İstanbul fikriyatından ciddi bir kopuş ve farklılaşmayı da yansıtıyordu. Devrim, Paris’ten geliyordu. İslam Devleti teorisi de Kahire’den. Riyad’dan da modernlik karşıtı selefilik. Riyad son yıllarda bu kafesi aşmak için radikal sekülerliğe sarkıyor.

Artık ulus devletlerin dar ideolojisi, devrimcilik, darbecilik söylemleri büyük krizler içerisinde. Kemalizm’de de İslamcılıkta da Türkçülükte de bunu görüyoruz. Bu nedenle yeniden çağdaş entelektüel köklerimizden ilham alarak İstanbul fikriyatı ile yola çıkmalıyız. Emperyal, dünyaya açık, Balkanlar, Türkistan ve Mezopotamya algısını içinde tutan, çağdaş realiteyi idrak eden ve on beş asırlık İslam düşüncesinden faydalanan özgüvenle yola revan olmalıyız.

İslam toplumlarının etnik ve mezhep çatışmaları, demokrasi yokluğu( siyasal katılım, muhalefetin meşruiyeti, siyasal eşitlik), bilim ve düşünce yerine salt “inanç” temelli yaklaşımlar ancak İstanbul fikriyatı ile aşılabilir. Bilim ve düşünce ile hayata bakarak aydınlık patikalarda yürüyebiliriz.

2 YORUMLAR

  1. Namutenahi bir politik teolojiye dayanan, nezakete dayalı bir tartışma ortamı, kültür ve sanatta emperyal yani sınırları aşan bir vizyon, toprak merkezli olmayan ama mekan fikrini önemseyen, kolektivist ve cemaatçi olmayan ama topluluk ve toplumsal düşünüş ve eyleme önem veren, ahlakçı değil ama ahlak inşa eden bir fikriyata benziyor. Bu bana göre olumlu yanları yanında İstanbul fikriyatini Osmanlı’nın belli bir dönemi ile başlatmak ve sadece ISLAM merkezli ve Islamlasma dusuncesi ile sinirlamak bu emperyal vizyona (ki ben emperyal yerine imperyal demeyi tercih ederim) sahip olmasına daha baslarken sınır koyan bir perspektife benziyor. Istanbul çok daha fazlası. ISTANBUL’ a sahip cikmak onu kendi icinde kendi tarihinde anlamlandırmak, sakladigi sirlari ve cevherleri ortaya cikarmak, sadece Islam dunyasinin degil herseyi ve herkesi kusatan bir ummet [ummet fikri İslam milliyetciligini aşar] dusuncesi, bir arada yaşamanın anarşist imkanlarını iceren bir cerceve olarak ümmet fikri daha imperyal olacaktır. Bir mekan olarak İstanbul dediğiniz gibi İstanbullulardan ibaret olmamalı. İstanbul’u seven, gören, görmek isteyen onu yaşamak isteyen ve evrensel misafirlik ilkesini benimseyen bir şehirdir. O bir metropol değil imperyal bir mekan olarak İstanbul’dur. İstanbul bir başkent, ticaret merkezi, levanten şehri, turistik bir mekandan fazlasıdır. İstanbul kutsal değil ama tanrı fikri ile doğmuş ve ona adanmış bir şehirdir. Öyle başladı öyle sürmeli.. Bu özellikler onu daha az Müslüman yapmaz elbette..

  2. Sevgili Hayrettin,
    İlginiz için teşekkür ederim. Elbette istanbulda çok şey var, çok fikir var. Ancak bunlar için de biz önce fikriyat yönünü merkeze alıyoruz. İkinci olarak bu fikriyattan Türkçülük ve batıcılık akımları yerine İslamlaşma akımını temel alıyoruz. Çünkü bu akımlardan kendimize yakın gördüğümüz, emperyal olan, miras ve İslama sırt dönmeyen, moderniteye açık bir düşünce akımı olarak bunu görüyoruz. Burada ümmet düşüncesinin çağdaş dünyada yeniden üretildiği önemli kaynak merkez olarak algılıyoruz. Herkese hürmetimiz ve saygımız var. Ama tercihimiz budur. Sosyalist, liberal ve milliyetçi bir düşünce değiliz. Fakat bu akımlarda da düşünen insanlarla düşünmeye her zaman açığız.
    Selamlar…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz