Tıp Etiği /Ahlakı ve Günümüzde Hekimliğin Yozlaşması

0
322

“İnsanoğlu, gönlü yardımına koşacak birini arar; ruhu içini dökmeyi diler; ama biz tıkamışızdır kulaklarımızı onların feryatlarına, ne duyarız ne anlarız. Deli deriz onlara kulak verip anlamış olanlara, üstelik kaçışırız yanlarından.”

Halil Cibran

Giriş

Tıp mesleği, insanlıkla var olmuş ve ilk geleneklere kadar uzanmakla varlık göstermiş bir kadim uğraşı. Sağlıklı olmak ve sağlıklı kalmak dini ve manevi meşguliyet alanlarını da kapsayan çeşitlilikteki yol ve yöntemlerin dahiliyle insan yaşamının ayrılmaz bir parçası, gündeliği olmayı başarmış, modası geçmeyen, her zaman güncelliğini muhafaza eden bir meslek. İnsanlık için gerekli, terki kabil olmayan ve devamlı gelişmeye, gelişmeye muhtaç yapısı ve dokusu ile insanın bidayetinden günümüze, yürüyüşüne paralel bir seyri vardır. Serüveninin ana teması, düşünsel, toplumsal, kültürel öğelerin, hekimlik mesleğinin teşekkülünde ve esnaflık loncası tarzı örgütlenmesinde yönlendirici, kimliklendirici olduğudur. Mesleğin şekillenme, teorik ve pratik alanlarının zapturapt altına alınarak bir ekol haline getirilmesinde bu etkileşim ciddi bir biçimlendiricidir. Disiplinlerarası bir disiplin olarak nihayetinde eni konu tespitlenmiş bir bilim dalı olarak tekevvünü gerçekleşmiştir. Kendiliğinden, bağlardan azade bir salınım ve hareket söz konusu değildir. Toplumsal yargılar, geleneksel değerler, kabullenilmiş ahlaki umdeler, kamu vicdanı gibi düzenleyici ve sınırlandırıcı faktörlerin hakimiyet alanında tıbbın faaliyeti ve hayatiyeti bu bağımlılık rasyonalitesi ve duruşuyla imkan bulur.

Tıp mensubu profesyonellerin ve hassaten hekimlerin toplumsal duruş ve ilişkilerinde kendilerini mesleki faaliyetlerinde sınırlayan hukuki kurallar yanında yazılı olmayan ama kamu vicdanında dinsel, kültürel, sosyal şekillenmiş ahlakını ve nihayetinde ahlaki açmaz ve kusurluluklarını da bu makalede teşrih etmektir niyetimiz.

Ahlaklılık ve ahlaklı kişi olgusu, hekimlik mesleğinin insanlık için vazgeçilmezliği ve zaruriliği nedeniyle her daim vasıflandırma unsuru olarak varlığı devam edecektir; her çağda derinliğinin, bağlantılarının odağında sorgulanması sürecektir.

Etik/Ahlak, Din

Tıbbın kendi öz varlığından, dinlerden, geleneklerden, kültürel ve siyasi teşekküllerle ilişkisinden bir duruş ve kurallar yumağı meydana gelmiştir. Evrensel kaideler ise bu çeşitli karışımlar zemininden doğmaktadır. Tıbbi kabuller ve kurallar, ahlakilik ile yoğrularak bireysel vicdani hassasiyetler ile toplumsal ahlaki anlayış etkileşiminde dönüşümlerle, tekamülünü sağlayarak uluslar ötesine uzanmakta ve mesleki bir süblimasyonla etik/ahlaki bir formasyona ulaşmaktadır. Artık mesleki kurallar ve bireysel/toplumsal ahlak esaslar gibi genel geçer, kanunumsu kaideler onu sınırlar ve hareketlerini meşru/gayrimeşru olarak damgalar ve icrasında inzibati bir rol oynar. Dolayısıyla mesleki etik kurallar ve meslek ahlakı, hekimin hareket serbestisini tahditte kanunlar kadar etkili ve güçlü gibidir; lakin yaptırımı sadece kınama ve belki de meslek örgütünden aforoz kadar olmayan tecziyesi dışında, aslında pratik bir cezası olmayan bu kuralların, keyfilik ve bireysel çıkarlar uğruna mesleğinin itibarını hiçleştirenlere tesiri, kışkırtılmış ego/nefis saldırganlığına karşı müeyyidesi çok cılız ve oldukça zayıftır.

Ahlaki duruş, mesleki icraatın doğrultusunu, sapmalardan beri olmasını neticelendiren bir konum almayla beraber varlığını sürdürmenin ve mütemadiliğinin de bir unsurudur; dolayısıyla kurallaştırılmış kaideler topluluğu olarak etik veya erdemliliği önceleyen ahlakilik bu hususta önem arz etmektedir.

Burada etik ve ahlak arasında bir ayırım mevcut. Meslek etiklerinin bugün peşinde oldukları ya da aradıkları şey, normlardır, ama özel türden normlar. Bu normların, söz konusu mesleği icra edenlerin hepsinin ve her yerde kararlarını ve eylemlerini belirlemeleridir. Yani istedikleri normlar, kişilerin, sahip oldukları dünya görüşlerinden, kültürlerinden, ideolojilerinden, dinlerinden bağımsız olarak uygulanmaları beklenen normlardır (Kuçuradi,2003:7,8).

‘Ahlâklar’ ise genellikle deneysel olarak (bir çeşit endüksiyonla) türetilen, yazılı olmayan norm sistemleridir (Kuçuradi,2003:8,9).

Felsefi anlamda etik ve ahlak ayırımına fazla dalmadan ve teorik ahlakın ahlak felsefesi olarak etik özelinde yeni yeni kullanılmasına karşın, pratik ahlak olarak ahlak ve ahlaklılık bizim bu makalede kullanacağımız kavramsal yapı olacaktır. Normlarda belirlenmiş itaati gerekli kuralların, etik formasyonla yazılı olarak tebarüzü ve yazılı olmayan ahlaklılık arasında “tıp etiği ve ahlakı”nı pratik ve bilindik anlamını korumak ve felsefi tartışmalara dalmadan “tıp ahlakı” tarzında kullanmayı yeğleyeceğiz. Yazılı olmasa da bizi biz yapan kültürel ve dini değerlerimizin de atmosferinde ahlaklılık öğesinin etik normlardan daha tanzim edici, caydırıcılığının ve muharrikliğinin söz konusu olduğu kanaatindeyiz. Ahlaki hakikatler, toplum düzeni kaidelerinden veya istihsal tarzlarından farklı olarak ebedidir (İzzetbegoviç, A.2006:226).

Bu çerçevede dinin ahlaktan farklılığı, tefriki de önem arz etmektedir. Din bilgi ve tasdik; ahlak ise bu bilgi ile ahenk içinde bulunan tatbikat, hayat demektir. Din nasıl düşünmeli ve inanmalıyız; ahlak ise neye meyletmeli, nasıl yaşamalı, nasıl hareket etmeliyiz sorusuna teşkil etmektedir (İzzetbegoviç, A.2006:195). Yine de uygulamada belirgin tenakuzlara rastlamak mümkün. O kadar çok kişi vardır ki, kendilerini tam manasıyla dindar telakki ettikleri ve hatta dini öğrettikleri halde davranışlarına bakılırsa, ahlak bakımından katılaşmış birer materyalisttirler; tersine doktrinsel, dünya görüşü olarak materyalist bazı kişiler de tatbikatta her türlü fedakarlığa katılmaya ve başka insanlar uğrunda çalışmaya, ahlaki davranışlar sergilemeye hazırdırlar (İzzetbegoviç, A.2006:205); dolayısıyla pratik, uygulanana ahlaki umdeler olarak ahlak kavramı önem kazanmaktadır.

Hekimlikte Çürümeye Varan Yozlaşma Sebepleri

A. Kişilikli Erdemli Toplum-Değerler Sistemi Dönüşümü

    Kişilik gelişimi erdemlerle sağlanabilir. Kişiliksiz bireyler, mesleğin kaçak ve gediklerinden hazlarını ve arzularını tatmin için her zaman kaçışlarla kendi lehlerine yontarak yozlaşmanın zeminini oluştururlar. Kişilik gelişimi ilkel safhada kalmış bireyler, tek yönlü beslenmiş obez bedende mikro kafaların varlığına benzer garipliklerle, sosyal yaşamı kargaşaya dönüştürürler; dolayısıyla kişilikli olma, hayati mutluluğun sağlanmasında temel unsurlardandır (Schopenhauer, 2025:18). Kişiliksizlik yükselen değer ve maddi olanın en muteber nesne olduğu toplumlarda, itibarı erdemsizlikte görenlerin mesleki etik/ahlak normlarına bağlı olmak gibi bir mecburiyetleri kalmaz. Saygınlığı, servet biriktirme yarışında görenlerin, değerler sisteminde yamulmaya paralel çarpılmaları, ilkel vaziyete dönüşümleri de muhakkaktır. Yaşamın ağırlık merkezini kapitalden yana koyanlarla erdem barındıran hekimliği yürütmek olmaz; ancak mekanik bir fonksiyonellik icra edilmiş olur.

    İnsan olmanın mükemmelliği, ahlaki mükemmelliktir. Hekimlik bir insan sanatıdır; dolayısıyla bu sanatın icrası için akıllı insan kendisini insan yapan özelliklerin olgunlaştırılmasına çaba sarfeder. Kişilik, ahlaki değerlerin tesisiyle kemalata ulaşır ve böylece erdemlilik vücut bulur.

    Değerlerin yozlaşması, kişiliği ve ona bağlı uygulamaları da temelden etkiler. Dünyaya bakış açısı, yaşamı ölçme kriterleri, kişinin durduğu yeri gösterir; kutsadığı, önemsediği, değerli saydığı kıymetlerin yekûnunu oluşturur. Bu kutsananların teşekkülünde, bir insanlık serüvenini kapsayan upuzun zahmetli bir inşa vardır. Bunu kültürel, dini ve tarihi süreçler ilmek ilmek yapılandırırlar.

    Değerler bir medeniyet dönencesinin merkezidir; gelişmeler, dağılımlar, yozlaşmalar oradan intaç eder.

    Değer bazlı yaşam dışlanırken, onun kısıtlama ve tertipleyiciliğinin dışlanmışlığı ile bireylerin heveslerine, arzularına ve keyfiliklerine mağlubiyet sonucu bireysel tercihlerin egemenliğine meydan kalır. Keyfilik, isteklerde kışkırtılmışlık ve önlenemeyen doyumsuz beklentilere boğulma ile kutsalın, ulvi kıstasların tasfiyesi kaçınılmaz olur. Bireysel özgürlüklerde vücut bulan, itminansız ruhlar ve sökün eden bitimsiz bencillikler, bu noktada muharrik güç olarak rol oynarlar ve mesleki organizasyona şekil verirler.

    Değerler hüzmesinde din, başat ve temel unsurlardandır. Ne var ki, karşıtlarının yılmaz ve saldırgan yöntemleriyle günümüzde dini aidiyetler tavsamış, zayıflamış, gevşemiş ve dinin ahlak eksenli umdeleri de tesirlerini, denetleyiciliğini yitirmiştir. Teslimiyetin, mesuliyetin, mükellefiyetin zaafiyeti bağlamında dinsel kopuşlarla bireylerin yönleri, gümbür gümbür kaynayan, kabaran egolarının ellerine teslim edilerek nihayetsiz arzuların egemenliğine terk edilmişlerdir.

    Dinin asırlarca ilmek ilmek dokuyup ördüğü toplumsal gergef, din dışı rüzgarların yıkıcılığında çözülmeye başlamış ve toplumsal tesirleri ve ıslahat hareketleri körelmeye ve ahlaki müeyyidelerinin etkinliği de sönmeye yüz tutmuştur.

    İşte, değerlerin yönlendiren, düzenleyen, kısıtlayan, geliştiren bu hususiyetleri bütün toplumsal yapılarda olduğu gibi mesleki yozlaşma ve çürümenin de bir problematik olarak yaşanmasında multifaktöriyel unsurlar olarak önemli bir konumu olduğunu göstermektedir. Değerlerin katkı ve katılımlarının oransal etkileri bozulmanın derecesini de belirler.

    B. Kapitalizm Kültürü/Tüketim Kültürünün tahakkümü/Müşteri-Hekim İlişkisi

    Kapitalist kültür, tahakkümcü karakteri ve içeriğinde materyalizmi barındıran felsefi arka planıyla küresel türdeş bir kültürü, yayılmacılığıyla dayatmaktadır. Kültürel emperyalizm kapitalist sistemin hizmetinde, kapitalist tüketiciliğin ‘güzel yaşam’ tarzında, gelişmekte olan ülkelere, dünya kapitalist sisteminin kancasına takılmaları için yem olarak gösterilmesi ve Marks’ın “ışığa gelen pervaneler” benzetmesine eşdeğer bir aldatma yöntemiyle kapana sıkıştırılmaları, yozlaşmanın önemli faktörlerindendir (Tomlinson,J.1999:155). Kapitalist global kültür ve eşdeğeri tüketim toplumu, kışkırtılmış isteklerin ağında, çok kazanma -kaynağı ne olursa olsun- ve ürünlerin albenisiyle çarpılmış benliğin doyumsuzluğunu tatmin için çok harcama ve bu minvalde erozyona uğramış değerlerin baskı ve nizamatına başkaldırıyla benliği başkalaşıma uğratmaktadır.

    Kültürel kaymalar, yeni yatağında kendine özgü bir yaşam tarzı ve bakış açısıyla toplumsal görev anlayışının da değişimine sebeptir. Hasta-hekim ilişkisinde var olan kadim hizmet ve fedakarca gayret anlayışından, müşteri-doktor odaklı pazar sektörüne radikal değişim, yeni bir sağlık-hekimlik kültürünün ve bağlı sağlık profesyonellerinin zuhuruna yol açarak, geleneksel hekimlik kavramını, sağlık zihniyetini dönüştürmüştür.

    Neoliberal politikalar ile birlikte yeni tıbbi konsept; müşteri odaklı, ticari kârlılık eksenli pazar konseptidir. Amerika ve Avrupa bazlı bu değişim, metalaştırılan tıp alanının, alım satım derekesine düşürülmesiyle hekimlerin ve hastaların bu sahada ticari unsurlarda bir taraf olmalarını sonuçlandırmıştır. Müşteri-tacir odaklılık, ilişkide zamanla ahlaki aşınmalar ve pazar kurallarının hakimiyetiyle hekimliğin doğasını tahrip ederek, ticari ilişkilerin gölgesinde bir sağlık piyasası meydana getirmiştir/getirmektedir.

    Günümüz endüstri toplumu; yaşamı eşyalar, metalar çevresinde düzenlemektedir. Pazar eksenli bu toplumsal yapı, ilerlemeyi üretilen eşyaların miktar ve çeşitliliklerindeki artışla ölçmektedir; dolayısıyla noktai hareket bu sektörel bileşkede, bu eşyalara, metalara ulaşmadaki dağılımla ölçeklendirilir. Yaşam, hemen hemen sadece dünya pazarında satılan malların tüketimine kendi kendine bağımlı hale gelmektedir (İllich,İ.2000:24,25). Mallaştırılan/metalaştırılan sağlık ve bileşenleri de endüstrinin üretim arklarında satışa sunulmakta, kutsallığını yitiren tıp mesleği ve mensupları da satıcılığa indirgenerek bu reyonda varlık göstermeye başlarlar. Sağalmaya ihtiyaçlı hastalar, kapitalist sistemin endüstrileşme arkının acımasızlığında ise bir müşteridir artık. Birey, metalaştırılan/eşyalaştırılan sağlık hizmetine, yeterlilik ve varlıklılığına nisbeten ulaşma gayretiyle bir mücadelenin içerisine sokulmaktadır. Neticede, mutluluk hazzını yakalayabilmesi, bu mala ulaşabilme yeti ve imkanları oranında sağlanabildiğinden mutsuzluk, yetersizlik ve imkansızlıkla atbaşı gider. Varlıklılar mükemmele ve en iyiye ulaşmada şanslıdırlar. Birinci sınıf muamele ve hizmete erişim, onlara yağdan kıl çekmek kadar kolaydır. İzole, korunaklı yaşam alanlarında bu konforu satın alabilecek zenginliğe haiz statü ve imkanlarıyla pazarın en gözde müşterileri vasfına sahiptirler. Bu kesimin refahı ve saadeti diğerlerinin sefalet ve kederi olarak temayüz eder, pastanın kaymaklısını, ballısını seçerek alırlar çünkü.

    Tüketim toplumu, kendi paradigmasını ve esaslarını tesis eder ve uygulamaya sokar. Bu sistemsel çarkta müşterileşen hasta ve satıcılaşan hekim, tüketimin gereklerine muti olurlar; zira tüketimin bütün yaşamı kuşattığı, bütün etkinliklerin aynı birleştirici biçime uygun olarak zincir oluşturduğu, insanı ödüllendirme yollarının saat be saat önceden ayarlandığı, çevrenin bir bütün oluşturduğu, bütünüyle iklimlendirildiği, düzenlendiği, kültürelleştirildiği bir noktadır gelinen düzey (Baudrillard,J.2004:20).

    Tüketimde, sağlık rezervinin ve imkanlarının savurganlığı, çarçur edilmesi ile ihtiyaç sahiplerinin, yoksul ve yoksunların mağduriyetine sebep bir düzeneğin işlerliği egemen olur ve de ülke zenginliğinin nihayetinde tüketilmesi, zayi edilmesiyle global bir kayıp yaşanır. İhtiyaçların gereklilik ve zorunluluktan lükse doğru meyliyle insanlığın birikimleri, bu israf havzasında harcanarak kişilik tefessühü ve ahlaki yozlaşmaya zemin hazırlar.

    Diğerkâmlık ve hizmet esaslı bir görüşten, müşteri-tacir/satıcı konseptine dönüşümün açtığı gedik, verdiği tahribat onarılacak gibi değildir. Satılan mal/meta olan tıbbi hizmet, bir bedelin karşılığındandır ve büyük bir beklenti temeldir; karşılık alınıncaya kadar itminan gerçekleşmez. Alıcı ise verdiğinden fazlasını umar; aksi takdirde bir çatışma ve sürtüşme ortamı meydana gelir. Beklentinin ölçüsü, tahdit edilmemiştir; izafilik merkezli temenni ve arzular vardır. Hekimin beklentisi meşakkatli meslek yaşamının sonunda refah olarak tespit edilse bile bu kolay bir lokma değildir. Ulaşılması güç bir arzu nesnesi ve konfor sahası vardır; lakin yol tehlikeli ve engebelidir.

    C. Hekim İlaç ve Medikal Şirket İlişkileri

    Hekimler üzerine yatırım yapan ilaç endüstrisi, bu ballı lokma üzerine ticaretinin temellerini oturttuğundan, oluşturduğu menfaat ilişki ağı, toplumsal ve bireysel ahlaki zeminde çatlaklara, çöküşlere yol açmıştır. Tesis edilen ilişkiler yumağına göz attığımızda, bir karşılıklılık kancasının atıldığına şahit olmaktayız. Hekim keyif, haz, arzu ile insanoğlunun tüketime dönük zaaf noktasından göbeğinden ilmeklenmiş, beklentilerinden prangalanmıştır.

    İlaç firmalarının pazarlama harcamalarının büyük çoğunluğu, hekimleri etkilemeye yöneliktir. 2019 yılında ABD ilaç şirketleri, ilaçlarını tanıtmak için hekimlere 3,6 milyar dolar tutarında promosyon/hediye ödemiştir (Guo,T. S. Sriram,Manchanda,P. 2021).

    Dünyada firmaların ciddi bir harcama kalemini, promosyonlar/hediyeler oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ilaç tanıtımını “üreticiler ve dağıtıcılar tarafından yapılan ve ilaçların reçetelenmesini, tedarik edilmesini, satın alınmasını ve/veya kullanılmasını teşvik eden tüm bilgilendirici ve ikna edici faaliyetler” olarak tanımlamaktadır. İlaç şirketler 2010 yılında Latin Amerika, Asya ve Pasifik’te tanıtım için 34,2 milyar dolar harcamışlardır (Lexchin,J.2021). İlaç endüstrisi, kârlarını artırmak için lobicilik ve tanıtım faaliyetlerine önemli miktarda kaynak ayırmaktadır. 1998 ile 2016 yılları arasında, büyük ilaç şirketleri Amerika’da lobiciliğe yaklaşık 3,5 milyar dolar harcamıştır; bu rakam, savunma sanayi ve kurumsal lobicilik faaliyetlerinin toplamından çok daha fazladır. İlaç şirketleri, ürün tanıtımlarında genellikle doğrudan tüketiciye yönelik reklamcılık, klinik deneylerle desteklenen pazarlama, doktorlara yönelik pazarlama vb. yöntemleri kullanırlar (Astărăstoae, V.2024).

    Hediye ve kişisel kullanım amacıyla yapılan bağışlar “bubi tuzağı”na benzetilir. “Bubi tuzağı”, bir insanın görünürde zararsız olan bir nesneye dokunması veya yaklaşması veya görünürde güvenli olan bir eylemi yapması neticesinde, beklenmedik bir şekilde faaliyete geçen, öldürmek ve yaralamak üzere tasarlanmış, imal edilmiş veya uyarlanmış her türlü cihaz veya malzeme anlamına da gelmektedir. Ahlaki değerlere önem veren bir hekim, açıkça rüşvet almaz veya kişisel bir menfaat sağlamaz. Buna karşılık, kendisine verilen ve ilk anda masum, zararsız ve tehlikesiz olarak görülebilecek hediyeleri ya da kişisel kullanımı için yapılmış bağışları kabul edebilir. Zaten geleneksel değerler açısından bir kişinin kendisine verilen bir hediyeyi geri çevirmesi hoş karşılanmamaktadır. Ancak, hediye verenin veya bağışta bulunanın gerçek niyeti belli olmadığı için, söz konusu hediye veya bağışlar, ileride kişinin “tarafsızlığı”nı zedeleyecek bir tuzağa dönüşebilecek ve “ahlaki ikilem”lerle karşı karşıya kalmasına neden olabilecektir (Lütfi,M.2019).

    Simmel, “insanlar arasındaki tüm ilişkilerin, karşılığını verme ve geri verme şemasına dayandığını” iddia etmiştir. Hediye/promosyon alışverişlerinin en güçlü itici gücü, neredeyse tüm kültürlerde bulunabilen evrensel bir norm olan karşılıklılıktır. Evrensel karşılıklılık normunun kökeni, insanların tanrılarına mutlaka karşılık verilmesi gereken bir eylem olarak kurban sundukları eski dini ritüellere kadar uzanır. Karşılıklılık biçimleri günümüze kadar tüm toplumlarda varlığını sürdürmektedir (Graycar, A. Jancsics, D. 2017). Karşılıklık, veren tarafından bir beklentidir. İlaç firmaları ve medikal şirketler verirken bu karşılığı umar ve hekimin kendi ilaçlarını, ürünlerini desteklemesini beklerken, bu psikolojik ilkeyi işletmektedirler.

    İlaç firma ve medikal alet ve gereç üreticilerinin pazarını oluşturan hekimlik uygulamaları, hekimlere yönelik bağımlaştırıcı ve kuşatıcı manevraların da ateşleyicisidir. Rekabet ortamında kendi ürününün kullanım ve tüketimini teşvik sadedinde meşru/gayrimeşru girişimlerle firmaların, ahlaki bir çözülmeyi kışkırttığı da bir hakikat. Var olmak, kazanmak isteği firma odaklı bir acımasız rekabetin merkezine hekimi en zayıf tarafı olan maddi talepleri noktasından yakalayarak, tutarak sürüklemesi ve deontolojik/etik/ ahlaki kaygı ve değerlerinden tecrit etmeye sebep olması sorununun temelini oluşturmaktadır.

    Hekimlere verilen hediye ve ödemeler, aşırı reçete yazılmasına ve belirli bir ilaç markasına karşı çarpık bir tercihe yol açabilir. Bunun ilk ve en önemli olumsuz etkisi, hastanın iyileşmesinin gecikmesi veya engellenmesidir. Hekim, hastayla akdi bir ilişkiye sahiptir ve bu ilişki kapsamında, hastanın iyileşmesini sağlamak için iyi niyetle hareket etmekle yükümlüdür. Bir ilaç şirketine fayda sağlayan reçeteler, bu gerekliliğin ihlali anlamına gelir, aynı zamanda hekimin davranışları da yolsuzluk teşkil edebilir; çünkü hekim kendisine verilen yetkiyi kişisel çıkarları için kötüye kullanmaktadır. Bir hastanın iyileşmesindeki gecikme, yalnızca hastaya değil, ailesine de acı ve ızdırap verir. Ayrıca, aşırı reçete, gereksiz ilaç yazımı maliyetleri artırarak ulusal sağlık sistemine de yük getirmektedir (Wakui, M.2022:71).

    Eğitim faaliyetleri, kurs ve kongre destekleri de bir başka ilişki biçimidir ki, diğerlerine fark atmak ve piyasanın kazananı olmak üzere firmaların hekimleri ayartmaları, bir kayırma ve yanlılık oluşumuna sebeptir. Bu ilk bakışta masum ve çıkarsız gibi görünmesine karşın, esasta firma taleplerine ve ürünlerine tarafsız kalınamayacağını ve çoklu ürün ortamlarında tercih sebebi olacağına da işaret eder.

    Firmaların seyahat ve yeme-içme- eğlence gibi sosyal faaliyet destekleri ise eğitim sponsorluklarına nazaran daha vahim bir durum. Hekimleri psikolojik olarak duygusal bir bağ oluşturmak üzere maddi değeri küçük-büyük hediyelerle, karşılıksızmış gibi tediye edilen armağanlarla taltif etmenin arka planında, bu bağımlılık ilişkisini ve firma tabiiyetini oluşturma niyeti saklıdır. Hekimleri avlanacak bir av mesabesinde ve manipüle ederek kendileri hesabına çalıştırma amaçlı bu desteklerin, ahlaki açmazlara kapı araladığı başka bir noktadır.

    Fazla kazanç girdisinin dayanılmaz cazibesine kapılanlar, bir süre sonra meşru/gayrimeşru, ahlaklı/ahlaksız ayırımına dikkat etmeksizin bir girdabın, bir döngünün içerisine hapsolarak benliğinden, kimliğinden, karakterinden ödünler vererek başkalaşımlara maruz kalırlar. Böylece hekimliğin o kıymettar konumu, halkların nezdindeki kutsiyeti, vasıf ve meziyeti heba edilir, zayi edilir.

    Firmaların kalemşörlüğü olan gerçekdışı makale yazıcılığı, karşılığında bir bedel uğruna satılmışlık ise dehşetli, korkunç bir ahlaksızlık seviyesidir. Bu, insanlığa yapılmış bir ihanet ve insaniyet mektebinden istifayla sonuçlanan bir çarpılma halidir. Hatta verileri çarpıtmaya varan tarafgirlik, gerçekleri gizleme ve yanlışları doğrularmışçasına büyüterek bilimsellik dokunulmaz zırhı arkasına sığınarak halkların sağlığını hiçe sayıp patronların çıkarlarına, emellerine hizmetkarlık ile hekimliği ve ahlakı bağdaştırmak mümkün değildir.

    Tıbbi hayalet yazarlık olarak da nitelendirilen şirket kalemşörlüğü, ilaç şirketlerinin akademik araştırmacıların imzası altında yayınlanan dergi makalelerini gizlice yazma uygulaması olup halk sağlığını tehdit bakımından tehlikeli ve ciddi bir meseledir. Örneğin, rofekoksib (Vioxx) ilacı hakkında hayalet yazarlar tarafından yazılan makaleler muhtemelen “…reçete yazanların ve hastaların riskler konusunda yanlış bilgilendirilmesi sonucu kalıcı yaralanmalara ve hatta ölümlere” katkıda bulunmuştur. Verilerin açıkça yanlış sunulmasının ötesinde, ticari amaçlı hayalet yazarlar tarafından yazılan makaleler, sağlık koşullarının ve tedavilerin klinisyenler tarafından nasıl algılandığını/algılanacağını etkileyerek tıp literatürünü daha incelikli ama önemli şekillerde şekillendirmektedir. Bu nedenle endüstrinin hakemli tıbbi literatür üzerinde gizli bir etki uygulama yeteneği halk sağlığı için ciddi bir tehdittir (Lacasse, JR., Leo J.2010). Bilgileri ahlaki bir kaygı taşımaksızın manipüle ederek firma ürünü lehine ve insanın zararına olacak şekilde zararlarını gizleyip faydalarını abartarak ve süsleyerek aktaran hayalet yazarlar/kalemşörler için tek amaç, şirketin ticari geleceği ve kazançlarıdır.

    Hayalet yazarlık yoluyla bilimsel literatür bozulmaktadır. İlaç endüstrisi, endüstri için kilit kanaat önderleri/key opinion leaders (KOL) olarak hareket eden akademik araştırmacılar, kilit kanaat önderleri istihdam eden üniversiteler, tıp dergileri ve sahipleri (tıbbi dernekler ve yayıncılar dahil) ve hayalet yazarları istihdam eden tıbbi iletişim şirketleri dahil olmak üzere tüm paydaşlar için muazzam kârlar sağlamaktadır. Bu durum günümüz tıp sektöründe son hızla devam etmektedir (Bosch X, Esfandiari B, McHenry L ,2012).

    D. Hekimin İtibar Kaybı, Güven Yitimi

    Hekime duyulan güven, hastanın hassas bir durumu iyimser bir şekilde kabul etmesi ve hekimin hastanın çıkarlarını gözeteceğine inanması ve tedavi etmesi olarak tanımlanabilir (Hall MA, Dugan E, Zheng B, Mishra AK ,2001)

    Çıkarlarının yörüngesinde kutsallık zırhını kaybeden hekim, halklar nezdinde elbisesinden, imtiyazlarından sıyrıltılarak çıplaklaştırılmıştır; değerlerinin uzağına düşmüş ve sürgünleştirilmiştir. Tarihsel serüvenindeki ak saçlı bilgelik unvan ve üstünlüklerini, süfli heveslerine kurban olarak vermiştir.

    Doktorluğun bürokratikleşmesi (şirketleşmesi) ve bunun sonucunda mesleki özerkliğin kaybıyla özgüven krizine giren hekimlerin, hastalarıyla önceki patriarkal/pederşahi/babacan ilişkileri bitmiştir. Proleterlik bağlamında bir işçi pozisyonuna indirgenmeleriyle depresif bir haletiruhiyesi içerisinde, kendi kabuklarına çekilmeleri, büzüşmeleri sonucu meydana gelmiştir. Kâr odaklı sağlık kuruluşlarının patronlarının, doktorları daha ucuz işgücü ücretleriyle uygun şekilde eğitilmiş çalışanlarla değiştirmesine fırsat sağlayan rekabet tehdidi, meslektaş dayanışmasındaki çözülme ve itibar aşınması hekimlerde, saygınlık yitimini ve güven bunalımını tetiklemiştir.

    Babacan hekim gitmiş, yerine yılgınlık ve tükenmişlikle mündemiç sıradanlaştırılmış birey zuhur etmiştir. Kendisine bile hayrı dokunamayacak kadar mesleğinin ahlaki çerçevesine yabancılaşarak robotik nesnelere dönüşmüşlerdir. İnsani yönünü yitirmeye ve sevgiyi kaybetmeye başladığında ise, mekanikleşmenin kuru ve ruhsuz duvarına toslayıp, insanca düşünme, insanca davranma melekesini de kaybetmeye namzet hale gelir.

    Küreselleşme ve bilgi devrimi ile hekimlerin tekellerinin yıkılması ve bilgilerinin kutsal kabuller değil de sorgulanabilir olması, rekabet piyasası ile başkalaşıma ve tüketim toplumuna adapte edilme dayatmaları, hekimin hasta üzerindeki layüs’el icraatlarının hasta girişimlerinin bir basamak üste çıkartılmasıyla sonlandırılması ile güven atmosferi dağıtılmış ve hekimin hakimiyet temelli mutlu günleri sonlandırılmıştır (John B. McKinlay ve Lisa D. Marceau,2002).

    Dertlerin ortağı, şifayab eden hekim; muktedir unsurların ve saygı temelli toplumsal dinamiklerin çürümeye başlamasıyla söylemlerinde, uygulamalarında sorgulanan, tahkikata, tazirata, tasgirata uğrayarak şamar oğlanına dönüşmüştür. Bu ilanihaye devam edecek bir durum değil; erk sahipleri ve halkın, bu nazenin konuda müstakbel tehlike ve dermeyan eden zararların farkında ve fevkinde olmaklığı zaruridir. Budalalık cenderesine sıkışmamak ve eldekileri kaybetmemek gerek; zira harcanan fırsatların tekrar kazanılması gayreti, telgraf tellerindeki uçuşan kuşları, tekrardan dağıldıkları muhitlerde toplamaya benzer bir imkansızlığa sürükler. Halil Cibran’ın şu sözleri ne kadar manidar: “Dostum, ocağın başında ateşin sönmesini bekleyip sonra da küllerden ateş yakmaya çalışan biri gibi olmayın. Umudunuzu hiç kesmeyin ve geçmişi düşünerek yılgınlığa kapılmayın; çünkü geri döndürülemeyecek olan için göz yaşı dökmek, insanoğlunun en kötü zaafıdır. Yaptığım işten dün pişmandım, bugün ise hatamı anlıyorum. Yayımı kırıp okluğumu yok ettiğim zaman kendime kötülük ettiğimi biliyorum” (Cibran,H.1998:72).

    Sonuç Olarak

    Küresel kültürel emperyalizminin kıskacında mesleki deformasyonlar önü alınamaz bir ivme ile bütün mesleki yapılanmaları tahrip ettiği gibi hekimlik mesleğini de yozlaşmaya mahkum etmiştir. Yozlaşan meslek mensuplarının ahlaki çökkünlükleri, mesleki itibarını da dumura uğratmıştır. Kapitalist kültürün, tüketim toplumunun bir fırtına misali önüne gelen değerleri silip süpürmesi ile değersizleşen hekimlik kurumu, önü alınamaz bir şekilde içi boşalmaya ve metalaşarak cilası, hâlesi solarak yaptırım gücü elinden alınmıştır.

    Yeniden bir yapılanma, ahlaki reorganizasyon ve diriliş şarttır. Eski halin devamı insanlık için bir kazanım değil, bilakis ciddi bir kayıptır. Merhamet, şefkat esaslı insanca bakabilen ve düşünebilen, güzel ahlakla donanmış hekimlere ihtiyacımız gün geçtikçe daha da belirginleşmektedir.

    Güzel ahlaktan soyutlanmışlık, bu mesleğin sonudur. Teknoloji devi karşısında insani olana sarılmak ve insani olanı yüceltmek, yani ahlaklı bireyler ve ahlaklı bir toplum olarak temayüz etmek kaçınılmaz bir yol ve gidişattır.

    KAYNAKLAR:

    1.Astărăstoae, V. Ve Arkd. Drug Promotions Between Ethics, Regulations, And Financial Interests,American Journal of Therapeutics 31(3):p e268-e279, May/June 2024.

    2.Baudrillard,J.2004.Tüketim Toplumu, (Çev:hazal Deliceçaylı-Ferda Keskin),İstanbul:Ayrıntı

    3.Bosch X, Esfandiari B, McHenry L (2012) Challenging Medical Ghostwriting In US Courts. PLoS Med 9(1): E1001163

    4.Cibran, H.1998, Sözler, (Çev:Aytunç Altındal),İstanbul:Anahtar kitaplar 11.Graycar, A. – Jancsics,D. (2017) Gift Giving And Corruption, International Journal Of Public Administration, 40:12, 1013-1023,

    5.Guo,T. ,S. Sriram, Manchanda,P. The Effect Of Information Disclosure On Industry Payments To Physicians,Journal Of Marketing Research 2021, Vol. 58(1) 115-140

    6.Hall MA, Dugan E, Zheng B, Mishra AK (2001) Trust In Physicians And Medical Institutions: What Is It, Can It Be Measured, And Does It Matter? Milbank Q 79: 613–639.

    7.İllich,İ.2000.Tüketim Köleliği, (Çev:Mesut Karaşahan), İstanbul:pınar yayınları

    8.İzzetbegoviç,A.2006. Doğu ve Batı Arasında İslam,(Çev:Salih Şaban), İstanbul:Nehir Yayınları

    9.Kuçuradi,İ.2003. Etik ve Etikler, Türkiye Mühendislik Haberleri,423 (1):7-9

    10.Lacasse JR, Leo J (2010) Ghostwriting At Elite Academic Medical Centers In The United States. PLoS Med 7(2)e1000230.

    11.Lexchin,J.2021. Drug Promotion In India Since 2000: Problems Remain,International Journal Of Health Services ,2021, Vol. 51(3) 392– 403

    12.Lütfi,M.2019,KAMU GÖREVLİLERİNİ YOLDAN ÇIKARAN BUBİ TUZAKLARI: HEDİYE Ve BAĞIŞLAR, Enderun Dergisi 3(2) (2019) 98-108

    13.McKinlay ve Marceau, 2002.THE END OF THE GOLDEN AGE OF DOCTORING,International Journal Of Health Services, Volume 32, Number 2, Pages 379-416

    14.Schopenhauer,A.2015. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, (Çev:Firuzan Gürbüz), İstanbul: Alfa Yayınları

    15.Tomlinson,J.1999.Kültürel Emperyalizm, (Çev:Emrehan Zeybekoğlu), İstanbul: Ayrıntı Yayınları

    16.Wakui,M.2022.Corruption And Conflicts Of Interest In The Pharmaceutical Market: Regulation Of Pharmaceutical Companies’ Gift-Giving Practices,(Competition Law And Policy In The Japanese Pharmaceutical Sector),Kobe University Monograph Series

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz