Barış Oyunları ve Küresel Merhamet İnisiyatifi

0
240

Zeytin yurduna kalıcı barış ne zaman gelecek? Şarm El Şeyh’te toplanan ülke liderlerinin barış adına ne denli istekli oldukları karelere yansıdı. Zira iki yıldır devam eden kamuoyu baskısı liderleri de harekete geçirdi. Katliama kimsenin tahammülü kalmamıştı. İsrail’in barut kokusu sadece Gazze’yi değil bütün dünyayı sarmıştı. Şimdi yeniden esmeye başlayan Akdeniz’in ılıman rüzgârı ne kadar sürecek?  Meşum kötülük odağı olan İsrail için dünya sokaklarını dolduran insanların ne istediği önemli değil. Siyonizm için geçerli olan gasp ettiği topraklarda hüküm sürmektir. Mitoloji ile temellendirdiği örgüt paradigması yol haritasını belirliyor. İsrail dışındaki dünyada oluşan konsensusun çapı ne olursa olsun onlar için geçerli olan kült değerlerdir.

Mağdurlara baktığımızda bir yetişkin gibi yaşayan çocuklar, aç biilaç kadınlar oldukça yorgun durumdalar. Buna rağmen İsrail’in bu barışı sabote etmesi halinde 75 yıllık direniş devam edecek. Muhtemel çatışma ihtimali olsa da herkes barışa inanmak istiyor. Sokaklarında Filistin bayrağı dalgalanan dünya sokaklarında şimdi barış tebessümleri var. Barış bozulsa da kazanılmış büyük bir zafer var. Dünya halkları müşterek bir dava edindi. Bu dava vicdanlı yüreklerin derdi haline geldi. Ayrıca İsrail Gazze’yi ele geçiremediği gibi Siyonist kötülüğü deşifre etti.

Barışın sürdürülebilir olması için geçmişteki ateşkeslere ve konjonktüre bakmak yeterlidir. 7 Ekim’den bu yana müzakere masalarına ihanet eden ve ateşkesi bozan örgütsel bir yapı var. Örgüt mantığının kökeni 1897’de kurulan Siyonizm ilkeleridir. Tahrif edilmiş Tevrat’ı bir kez daha çarpıtarak örgütsel bir yapı inşa ettiler. 1948’e kadar başta İngiltere olmak üzere nüfuz gücünü artırarak Filistin topraklarını gasp ettiler. O günden bu yana dünyayı ayağa kaldıran katliamın bu denli fütursuzca ilerlemesi bu illegalite gereğidir. Üretilen mitolojik argümanlar bugünkü kanlı siyasetin dayanağıdır. Garaudy, bu konuyu şöyle dile getirir. “İsrail’in aşırılıkları denilince, onun sadece bölgedeki yayılmacılığı değil, aynı zamanda lobileri aracılığıyla hükümetlere yaptığı baskılar akla gelir. Bu lobilerinin en güçlüleri Amerika’nın dünya hâkimiyeti ve askerî saldırganlığı politikası üzerinde birinci plânda rol oynamaktadır. Mitlere dayalı bir (Yahudi) geçmişin istismarı, gelecekte ise dünya çapında bir intihara sebep olabilecek düzeydedir. Kitab-ı Mukaddes, bir ‘ordular ilâhı’ tarafından yapılması emredilen katliam hikâyeleri ile doludur.” Bunun son örneklerinden birisi de Ben Gurion rakibi Begin için söylediği sözde ortaya çıkmaktadır; “su götürmez şekilde Hitler’in karakterini taşıyor. İsrail birliği rüyasını gerçekleştirmek için bütün Arapları imha etmeye ve bu kutsal gaye için bütün vasıtaları kullanmaya hazır bir ırkçıdır.” Bu itirafa rağmen dezenformasyon devam eder: 2. Dünya Savaşı’nda 50 milyon insan öldüğü halde Yahudiler kendilerini bu savaşın kurbanı gibi gösterirler. Holokost iddiası bir dini bir referans kılıfıdır. Halbuki dinlerinden dolayı değil azgınlıkları sebebiyle kayıp vermişlerdi. Bugün de kültürlerarası sıcak çatışmaların geride kaldığı bir dönemde İsrail’in dine dayalı olarak başlattığı savaş öteki savaş gerekçelerinden farklıdır.

“Birleşmiş Halklar Cemiyeti”; Psikolojileri Onaran Merhamet

Dünyanın bütün seküler zihne sahip insanlarının yaşamak istediği Avrupa, bu kez çok farklı bir şekilde özenilecek durumda! Bugün ne sözde demokrasisi ne de konformizmi gözleri büyülüyor. Dikkati çeken vicdan sahibi bir grup Avrupa halkı.  “İsrail’in bize yaptığı kötü muamele ve istismar hakkında konuşmak istemiyorum, daha utanç verici şeye bakmalıyız: İsrail’e gözlerimizin önünde soykırım yaparken onlara destek veren medya, kurumlar, şirketler ve ülke yönetimlerini durdurmak bizim sorumluluğumuzdadır.” Aktivist Greta Thunberg bu ifadeleri Sumud Filosu’nda kullanırken, Avrupa halkları sokaklardaydı. Yaşlı insanlar, gençler ve statü sahibi insanlar iki yıldan beri “Free Palestaine” nidaları ile yollardaydı.  

Soykırım ve mezalim online olarak herkesin gözü önünde gerçekleşirken Birleşmiş Milletler iki yıldır bu barbarlığı engelleyemedi. Fakat “birleşmiş halklar”ın giderek yükselen sesi daha etkili oldu. Hiçbir sonuç alınmasa bile halklar, yeni dünyaya çok önemli bir şey hediye etti. Hedonizm ve insanı madde kalıbına indirgeyen onca akıma karşı varlığını kalbe indirgeyen gür bir seda yükseliyor. Din milliyet ve fikir farklılığına rağmen zulme karşı duran yüreklerdeki derin inancı iyi algılamak gerekir. Nedir bu derin inanç; ucunda ölüm olsa da kendini feda etme hissiyatıdır. Bir bakıma ölümden daha önemli şeyin ölümü göze aldıran değer olmasında anlamını bulan bir insanlık seciyesidir.

7 Ekim’den bu yana yaşananlar dünyada sessiz bir devrim niteliğindeydi. Kimlik arayışında rotayı kaybetmiş Batı toplumlarında bir uyanış başladı. 2024’de ABD’nin saygın üniversitelerinde öğretim üyeleri ve öğrenciler aylarca eylem yaptı. Son olarak Amsterdam gibi konformist bir şehirde 250 bin insan sokağa döküldü. İtalya’da ülkenin bütün çalışanları iki gün iş bıraktılar. Bu eylemlerin arkasında bir gerçeği vurgulamak gerekir. İnsanlık manası ile tanışma fırsatı buldu. Bir tür nebevi kontekste ilerleyen evrensel bir aydınlanma yaşanmaktadır.

“Pax romana/teslim olun barış olsun” anlayışına teslim olmuş bir dünyadan 7 Ekim’de bambaşka bir sürece uyandık. Başkaldırı ardından iki yıldır devam eden Gazzelilerin soylu direnişi dünyada büyük hareketlenmeye yol açtı. Filistin bayrağı işgal edilmiş bir devleti temsil ederken, dünyada en çok dalgalanan bayrak haline geldi. Dünya halkları için savunulacak yeni bir dava belirdi. 20 yüzyılda konformizmin teknoloji marifetiyle yükseldiği bir dönemde yeni bir insani duyarlılık evrensel boyuta taşındı. Şimdi soru şu; dünyaya yayılan soykırım duyarlığı aktivizmi dönüştürebilir mi? İklim ve hayvan   hakları gibi savunularla aktivizm hümanizm eksenindeydi. Şimdi Gazze hakikati ile aktivizm vadedilen ortak kelimede ve manada buluşabilir.

Ruhlara Yönelmiş Maskeli Şiddet   

Her geçen gün mana kaybına uğrayan insanlık hipnotik bir algı içinde. Bu illüzyondan uyanmak için ışıldayan bir ateşe ihtiyaç vardı. Ateş hattındaki bebeklerin ölümü yeterince bir uyarı sağladı fakat insanlık buna da alıştı. Vicdanlı yüreklerin aktivizmle harekete geçmesi bu ikinci uykudan uyanış için çok anlamlıydı. Her yeri sellerin kaplandığı bir düzende Nuh’un gemisi batmayacaktı. Her dönemde batıl karşısında batmayan gemiler hakikat rotasında ilerleyecekti. 

7 Ekim sonrası Musa ile Firavun arasındaki savaş türünden bir çatışma başladı. Musa yalın kılıç asası ile zorba imparatoru yıktı. Gazze’nin yetim çocukları da Firavun gibi dünyaya hükmedenlerin maskesini indirdi. Ruhları öldüren bir düzenek olarak ekran esareti sıcak savaş görselleri dolup taştı. İnsanı dönüştüren teknoloji şirketleri bir başka savaş içindeydiler. Dünya bir yöne doğru evrilmişti. Bütün aidiyetleri hedonizm potasında dönüştüren büyüsel bir hayat vadedilmişti. Transhümanizm ve yapay zekâ çılgınlığı karşısında hipnotik bir insan tipi öngörülmüştü. Sosyal ağ uygulamaları ile insanlığı tektipleştirme projeleri sürgit devam ediyordu. Ruhları ontolojisini değiştirmeye yönelik bu maskeli şiddet 7 Ekim’den sonra İsrail’in sıcak şiddeti olarak karşımıza çıktı. Ekran fetişizmi aralandı ve açık düşmanın Gazze’deki katliam görüntüleri içeriklere düşmeye başladı. Sanal ağlarda ruhlara karşı başlatılmış savaşa karşı bu kez beden üzerindeki savaş eklendi.

Gazze süreci hayatın manasına dair bir sorgulamayı gerektirdi. Soykırım karşısında yükselen duyarlılık bunalımlı zihin dünyalarını inşa etti. Ekranlar ile hipnotik bir zihin konforuna alışmış dünya insanı son yılların en barbar katliamına uyandı. Bireysel hayata uyum gösterme labirentinde gezinirken kartondan duvarlar yıkıldı. Sosyal medyada damak tatları ve eğlenceli içerikler arasına boş tencere görüntüleri ve bomba seslerinden ürkmüş çocuk kareleri eklendi. Nihayet bir şehrin harabeye dönmesine, çocuk ölümlerine, sonra katliama ve soykırıma alışıldı.

21. Yüzyılda Fütüvvetin Dönüşü

İsrail terörüne karşı destansı bir mücadele veren Hamas mücahitleri soylu bir direniş ortaya koydular. Onların çıkışı kelebek etkisi gibi dünyaya yeniden bir değer için yaşama ve her kazanımı bu yolda feda edebilme ufkunu açtı. Geçen yüzyılın son fütüvvet hareketi Afgan cihadı idi. O dönemden bu yana dünya bir fetret içindeydi. İnsanlık giderek yiğitlik, cesaret ve fedakarlıktan uzaklaşarak beden ve zihin konforu ile yeni bir tasarıma evrilmişti. Geldiğimiz noktada insan yapay zekaya aşerecek bir noktaya geldi. İlim, hikmet ve medeniyet inşa eden kadim şahsiyetlerin torunları bu tevarüs edemedi. Bu kesafet içinde insan, ruh ve manasına nasıl dönebilir? Bu soruları sormaya başladığımız bir dönemde Gazzeli gençlerin fedakârca çıkışları insanlık adına yeniden bir umut aşıladı. Ebu Ubeyde gibi öncü kadro, gençlerin örnek kahramanı haline geldi. 7 Ekim günü Gazzeli gençler İbrahim gibi Doğunun ve Batının dokunulmaz putunu kırdı. Yenilmez Mossad ve İsrail tabusu yıkıldı. Dünyanın mağdur edilmiş halkları egemen gücün aşılabileceğini gördü.  Aksa Tufanı dalga dalga yayılan bir nübüvvet hareketini çağrıştıran âlemşümul bir uyanışın fitili oldu.  Politikaların ve diplomasinin geçersiz olduğu bir zeminde ilahi kudretten aldıkları güçle soylu direnişi sürdürüyorlar.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz