Bir Hekimin Gözünden Gazze: İnsanlığın Vicdan Terazisi

0
258

Sevgili Gazze kitabının yazarı Prof. Dr. Orhan Alimoğlu ile röportaj.

Prof. Dr. Orhan Alimoğlu bir cerrah, bir tabip. 1967 yılında Elazığ’da doğdu. 1990 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Tıpta Uzmanlık eğitimini İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nde tamamladı. 1996-2006 yılları arasında Vakıf Gureba Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı olarak görev yaptı ve Genel Cerrahi Doçenti oldu. 2008-2012 yılları arasında Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Klinik Şefi olarak görev yaptı. Görev süresi içerisinde Kanada Toronto Üniversitesi St. Michael’s Hastanesi’nde, Avusturya Graz Karl-Franzens Üniversitesi’nde, Yemen Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nde, Somali Benadir Üniversitesi’nde, Uganda İslam Üniversitesi’nde, Ürdün Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde ve Somaliland Hargeisa Üniversitesi’nde araştırmalarda bulundu. 2012 yılından bu yana İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Genel Cerrahi Profesörü ve Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdürmektedir. Yayınlanmış bilimsel makaleleri, araştırmaları, tıbbi kitap bölümleri ve kongre bildirilerini içeren 230’den fazla uluslararası ve 380’den fazla ulusal yayını mevcuttur. Evli ve dört çocuk babası olan Prof. Dr. Orhan Alimoğlu uluslararası birçok kriz bölgesinde çalışmış gönüllü bir cerrah, yazar ve duyarlı bir aktivisttir. Bilimsel yayınların yanı sıra Orhan hocanın kriz bölgelerinde insani yardım, eğitim ve tedavi amaçlı çalışmaları sırasında tuttuğu notlar, gözlemler ve tespitlerinden oluşan Sevgili Gazze ve 72 Saat başlıklı yayınlanmış iki kitabı bulunmaktadır. Hoca özellikle Filistin ve Gazze alanındaki dikkat çekici çalışmalarıyla bu hafta İstanbul Fikriyatı’nın konuğu.

İstanbul Fikriyatı: Bir hekim olarak Gazze ve Filistin’e dair duyarlılığınızın nedenlerini anlatır mısınız?

Öncelikle teşekkür ederim. İstanbul Fikriyatı gibi çalışmaların, insanlığın ortak vicdanına katkı sunmasını diliyorum.

Gazze’de Batı destekli saldırılar, 21. yüzyılda bir sivil nüfusa yönelik en ağır ve ayrım gözetmeyen askeri şiddet örneklerinden biri haline geldi. 65 binden fazla Filistinli, bunların neredeyse 20 bini çocuk, öldürüldü. Oxfam’a göre savaşın ilk yılında Gazze’de öldürülen kadın ve çocuk sayısı son 20 yıldaki herhangi bir çatışmanın bir yılına göre daha fazla. Aslında bu karşılaştırma çok hoş olmasa da Gazze’deki savaşın çocuk ölüm oranı Ukrayna’daki savaşın 134 katı. Üstelik birçok çalışma bu sayıların eksik bildirildiğini gösteriyor.

Biz hekimlerin temel amacı, insan yaşamını korumaktır. Mesleğimizin etik özü “insanı yaşatmak” tır. Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, bir insana, bir hastaneye, bir sağlık çalışanına yapılan saldırı, hepimizi derinden yaralar.

Hekimler evrensel bir ailenin mensuplarıdır. Gazze’de sağlık çalışanlarına, hastanelere ve sağlık altyapısına yönelik saldırılar, yalnızca meslektaşlarıma değil, insanlığa yapılmış bir saldırı olarak görüyorum. Bu yüzden sessiz kalmak, mesleki ve insani vicdanımla bağdaşmaz.

Benim bu konudaki duyarlılığım yalnızca Gazze ile sınırlı değil. Ortadoğu’nun ve Afrika’nın pek çok ülkesinde insani yardım çerçevesinde çalışmalarda bulundum. Çünkü insanı insan yapan şey, onun düşüncesi, vicdanı ve etik değerleridir. Bu değerlere sahip çıkmak, bir hekim olarak da bir insan olarak da en temel sorumluluğumuzdur.

İstanbul Fikriyatı: “Sevgili Gazze” adlı kitabınızda bölgeye birkaç defa gittiğinizi belirtiyorsunuz. Gazze’ye yaptığınız yolculukları ve oradaki çalışmalarınızı anlatır mısınız?

Gazze uzun yıllardır adeta “açık bir hapishane” konumundadır. Sürekli saldırılara uğradığı için sağlık, bilgi ve bilimsel destek açısından derin bir yoksunluk içerisindedir.

İlk olarak 2014 yılında, o dönemdeki saldırılarda yaralanan hastaların Türkiye’ye transferi için görevlendirilmiş bir ekiple birlikte Gazze’de bulundum. Yaklaşık 120 travma hastasını ekibimizle birlikte Türkiye’ye getirdik ve tedavileri değişik hastanelerde gerçekleştirildi. Bu süreçte Gazze’nin tüm hastanelerini gezme, sağlık sistemini yakından gözlemleme imkânım oldu.

2015 yılında “Birinci Türkiye–Filistin Cerrahi Kongresi’’ni düzenledik. Dünyanın farklı ülkelerinden bilim insanlarının katıldığı bu kongre, abluka nedeniyle yurt dışına çıkamayan Gazzeli doktorlar için büyük bir bilimsel fırsattı. Bilgi ve deneyim alışverişi, oradaki meslektaşlarımız için adeta bir nefes oldu.

2016’da ise “Gazze Vasküler Cerrahi Kursu”nu gerçekleştirdik. Savaşlar nedeniyle çok sık görülen damar yaralanmalarının doğru yönetilememesi, amputasyonlara yol açıyordu. Bu eğitimi vererek, cerrahların tecrübe kazanmasına katkı sağladık.

Son olarak 2023 Haziran’ında, savaş başlamadan birkaç ay önce “Yedinci Filistin Cerrahi Kongresi”ne konuşmacı olarak katıldım. Tüm bu ziyaretlerim, bilimsel ve insani dayanışma çerçevesinde, bilgi paylaşımı ve hastalara daha iyi tedavi verilmesi hedefiyle yapılmıştır.

İstanbul Fikriyatı: Soykırımdan önce ve süreç boyunca Gazze’nin sağlık sistemi nasıl bir tabloyla karşı karşıya kaldı?

Gazze, 41 kilometre uzunluğunda, 5–10 kilometre genişliğinde ve 365 km² büyüklüğünde bir alandır. 2,3 milyon insanın yaşadığı bu bölgede işsizlik oranı %45, gıda yetersizliği %65’tir.

Savaş öncesinde Gazze’de 38 hastane, 157 birinci basamak sağlık merkezi ve yaklaşık 2900 yatak kapasitesi bulunuyordu. Ancak savaş sırasında bu kurumların tamamı hedef alındı. Toplam 772 kez sağlık kuruluşlarına doğrudan saldırı yapıldı.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre hastanelerin %90’ı ya ağır hasar gördü ya da tamamen yıkıldı. Birincil bakım merkezlerinin yalnızca %38’i kısmen hizmet verebilir durumda olduğu tahmin ediliyor.

Bu tablo, sağlık sisteminin bütünüyle çöküşünü ifade ediyor.

İstanbul Fikriyatı: İsrail ordusunun sağlık altyapısını özellikle hedef almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, 1580 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Bu, toplam personelin yaklaşık %8’idir. Ayrıca 301 sağlık çalışanı hiçbir yargı süreci olmaksızın tutuklanmıştır. Ölenler arasında rektörler, dekanlar, başhekimler, kıdemli doktorlar, genç doktorlar, hemşireler, ambulans şoförleri, paramedikler ve hastane yöneticileri vardır. Bu durum, sağlık sisteminin yeniden toparlanmasını neredeyse imkânsız hale getirmiştir.

Savaş süresince Gazze’de hastaneler, sadece tedavi merkezleri değil, aynı zamanda halkın sığınma noktaları olarak işlev görmüştür. İsrail’in bu alanları hedef alması, doğrudan Gazzelilerin yaşam umuduna ve geleceğine yönelmiş bir saldırıdır. Yeni bir kavramsal tanımlama olarak healthocide artık literatüre geçen bir kavram olmuştur ve sağlık katliamı olarak tanımlanmaktadır.

Tarih boyunca hiçbir savaşta sağlık sistemine bu denli kapsamlı bir saldırı yapılmamıştır. Oysa uluslararası hukuk açıkça sağlık kurumlarının savaşta korunması gerektiğini söyler. Buna rağmen, tüm bu normlar hiçe sayılmıştır.

İstanbul Fikriyatı: Gazze’deki yaralanmalar, hastalıklar ve uzun vadeli sağlık sonuçları hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Gazze Kanser Hastanesi yıkıldığında 11.000 hastadan 338’i tedavi göremediği için vefat etti. 2023 Ekim’inde diyalize giren 1100 hastanın neredeyse yarısı, cihaz eksikliği nedeniyle hayatını kaybetti. Yaklaşık 5000 kişiye ampütasyon yapılmış, 22.000 kişi uzuv yaralanmalarıyla yaşamını sürdürmektedir. Bu saldırılar, travma dışı hastalıkları da kapsayacak biçimde, şiddet nedeniyle bakım kesintisi sonucu yaklaşık 1000 kişinin ölümüne neden olmuştur. Yetersiz beslenme nedeniyle 432 kişi –bunların 146’sı çocuk– hayatını kaybetmiştir. Ayrıca çocuk felci, Guillain-Barré sendromu ve hepatit A gibi hastalıklar yeniden ortaya çıkmıştır. Kısacası Gazze halkı, sadece bombalarla değil; açlık, enfeksiyon ve tedavi yoksunluğu ile de ciddi bir çöküş yaşamaktadır. Gazze’de ortalama yaşam süresi 75.5 yıldan 40.6 yıla düşmüştür. Bu Gazze’nin asırlarca geriye gittiğini gösteren bir parametredir.

Bu koşullarda Gazze’nin sağlık sisteminin yeniden işler hale gelmesi için neler yapılmalı?

Gazze’nin sağlık sistemi neredeyse tamamen yok edilmiştir. Mevcut şartlarda yerel güçlerin bunu onarması mümkün değildir. Bu nedenle yeniden inşa süreci, uluslararası toplumun –özellikle Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler ve küresel sağlık kuruluşlarının– desteğiyle yürütülmelidir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün değerlendirmelerine göre, Gazze’nin sağlık altyapısının yeniden kurulması en az on yıl sürecek ve milyarlarca dolarlık bir maliyet gerektirecektir.
Ancak sadece binaları değil; hekimlerin, hemşirelerin, akademisyenlerin ve bilimin yeniden inşa edilmesi de gereklidir.

İstanbul Fikriyatı: Dünya tıp camiasının tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Savaş bölgelerinde çalışmak isteyen genç hekimlere neler önerirsiniz?

Savaş boyunca bazı yardım kuruluşlarına bağlı sağlık ekipleri dönemsel olarak Gazze’ye girmeyi başardı. Ancak küresel ölçekte tıp cemiyetlerinin, derneklerin ve büyük hekim kuruluşlarının yeterli tepkiyi göstermediğini üzülerek söylemeliyim. Yüz binlerce üyesi bulunan bu kuruluşlardan güçlü bir ses duyamadık.

The Lancet ve New England Journal of Medicine gibi birkaç dergide kısa mektuplar yayımlandı, fakat bunlar sembolik düzeyde kaldı.

Ne yazık ki, sivil halkların gösterdiği vicdani refleksi, dünya tıp camiasında göremedik. Batı dünyasının silahları ile yapılan bu katliamlara temel tıp etiğinin asgari gerekliliklerini yerine getirmeyen dünya sağlık camiası, ilerleyen yıllarda bu konuyu çok tartışacağını düşünüyorum.

Genç hekimlere tavsiyem, savaş ve afet bölgelerinde çalışmak istiyorlarsa bu konuda deneyimli uluslararası sağlık kuruluşlarına katılmalarıdır. Bu alan, yalnızca tıbbi bilgi değil, yüksek düzeyde etik duyarlılık, tecrübe ve psikolojik dayanıklılık gerektirir. Her şeyden önce, insanı yaşatmanın onuruna inanmaları gerekir.

İstanbul Fikriyatı: Gazze’de yıkılan tıp fakültelerinde eğitimin devamı için neler yapılabilir?

Gazze’de iki tıp fakültesi vardı: Gazze İslam Üniversitesi ve Azhar Üniversitesi Tıp Fakültesi. Her ikisi de savaş sırasında hedef alınarak tahrip edildi. Bugün bu fakültelerde eğitim yapılamamaktadır.

Bu kurumların yeniden inşası, Gazze’nin geleceği açısından stratejik öneme sahiptir. Uluslararası üniversitelerin, tıp fakültelerinin ve insani yardım kuruluşlarının ortak çabasıyla bu eğitim kurumlarının yeniden kurulması gerekmektedir.

Sağlık açısından sağlık altyapısı yanında Gazze’nin yeniden ayağa kalkması, kendi hekimlerini yeniden yetiştirebilmesine bağlıdır.

Gazze yalnızca coğrafi bir bölge değil, insanlığın vicdan terazisidir. Orada yıkılan her hastane, öldürülen her sağlıkçı aslında insanlık onurunu zedelemektedir.

İstanbul Fikriyatı: Son olarak Sevgili Gazze kitabınızdan bahseder misiniz? Sizi bu başlıkta bir kitap yazmaya iten süreci değerlendirebilir misiniz?

Gazze, insanlık tarihinde eşine az rastlanır bir drama ve bu ağır saldırılara rağmen yine eşine az rastlanan bir direnişe sahne olmuştur. Yahudi üstünlüğü anlayışına dayanan ırkçı ve apartheid bir rejimin işgal ve ablukası altında yaşama tutunmaya çalışan Gazze halkı, kelimenin tam anlamıyla bir soykırıma tabi tutulmuştur. Yüz yıla yaklaşan zulüm, işgal, abluka tarihi ile Gazze, Filistin halkının elinde kalmış son özgür toprak parçasıdır. Bu ağır abluka, işgal, soykırım amaçlı saldırılara karşı Gazze halkının gösterdiği topyekûn direniş, sadece İslam dünyasında değil, dünyanın her yerinde vicdan ehli insanların takdirine, desteğine mazhar olmuştur. Denebilir ki bu anlamıyla Gazze, yeryüzündeki aslında tek özgür toprak parçasıdır. Acizane kanaatim Gazze’yi yaşatma konusunda çabalamak insan onuru ve vicdanın gereğidir.

Sevgili Gazze işte bu düşüncelerle kaleme alınmış bir tarihe tanıklık çabasıdır. Gazze’ye insani yardım, tıbbi eğitim ve bilimsel kongre amaçlı seyahatlerim oldu, orada birçok meslektaşımla tanıştım, ortak çalışmalar yaptık, Gazze’den yine çok sayıda öğrencim oldu. Onlardan bazıları şehit oldular maalesef. Gazze’nin birçok yerini gezme imkanım oldu, sokaklarını arşınladım, sahillerinde dostlarla sohbet ettim ve Gazze’ye dayatılan abluka ve dehumanizasyonu bizzat gözleme fırsatım oldu. İşte bu kitapta Sevgili Gazze’yi, savaştan önce ve savaş sırasında yaşananları çoğu zaman birinci elden gözlemlerle anlatmaya çabaladım.

Kitabın ismi için birçok seçenek düşündüm; Sevgili Gazze, Gazze Vicdan Terazisi, Gazze İnsanlık Onuru, Gazze Yalnızlık, Gazze Kimsesizlik, Gazze Onur, Gazze Vicdan, Gazze Anılarım gibi. Ancak notlarımı yeniden okurken birer birer şehit olan dostlarımı, oradaki anılarımı, gezdiğim ve harabeye dönüşen sokakları düşündüm, böylece kitabı en iyi tanımlayan ismin Sevgili Gazze olduğuna karar verdim. Yüzyıldır yok sayılan bir millet olarak Filistin meselesi ve Gazze ablukası her şeyden evvel insani bir meseledir. Gazze’ye ve Gazzelilere yapılanlar insanlık onuruna ciddi bir aşağılama olmuştur. Gazze hepimizin gözleri önünde boğuluyor, nefes alamıyor. Belki de bundan dolayı birçok Gazze sakini onursuzca teslim olmaktansa ölmeyi daha onurlu saydığını ifade ediyor ve ölüyor. Bu kitapta dünyanın en büyük orduları, askeri teknolojileri ile yok edilmeye çalışılan bir halkın onurlu yaşam mücadelesini anlatmaya, bu mücadeleye bir hekim olarak tanıklık etmeye çabaladım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz