Kahramanmaraş’taki vahim saldırıyı galiba ömrümüz boyunca unutamayacağız. Saldırıdan ağır yaralı kurtulan bir çocuk daha geçen gün hastanede vefat etti. Acı veren bu vahim saldırıyla ilgili elbette birçok soru varken katliamı yapan İsa Aras Mersinli’nin profil resminde yine bir okul katliamının sorumlusu olan olan Ellot Rodger’in fotoğrafının olması çok konuşuldu. Neden bir çocuk sıra dışı bir katilin fotoğrafını profil resmi yapar sorusu sanki bu konudaki tüm soruların cevabı gibi sunuldu. Doğrusu daha önce de okul saldırıları yaşandı. Olayla ilgili sorulara bakıldığında nedenlere değil de sonuçlara odaklanıldığı görülebilir. Artan akran zorbalığı ile şiddetin artışında birçok faktörün etkisi olabilir. Ancak asıl nedenlerden birisi toplumda sürekli yaygınlaştırılan korku ve şiddetin sosyal güvensizlik duygusu ile birbirlerini beslemesidir.
Esas soru çocukların maruz kaldıkları özentilerin kaynağının neler olduğu? Şiddet motivasyonunun elbette çok sebebi var. Ancak bu motivasyonu psikolojik bir rahatsızlığa indirgeyerek geçiştirmek mümkün değil. Tersine şiddetin bireysel yorumlarla ele alınması yaşananların normalleştirilmesine yol açıyor. Psikiyatrik vakaların sosyal çevredeki patoloji üzerinde yükseldiğini biliyoruz. Normal insandan psikiyatrik hastaya dönüşümde bu sosyal ve kültürel havanın önemi çok büyük. Öfke ve şiddete dayalı bu havanın etkisi maalesef etrafımızı sarmış durumda. Bu yüzden de birçok patolojik gelişme bize normal geliyor. Çocukların hem TV hem de dijital ortamlarda katilliğe özendirilmeleri büyük bir sorun. Erken yaşlarda çocuklar şiddet senaryolarına ve ekran katillerinin şiddet gösterilerine şahit oluyorlar ve elbette özeniyorlar. Her izleneni her çocuk elbette yapmıyor ama normal çocuk kızgın ve öfkeli çocuğa; patolojik sorunu olan ise bir katile bu şekilde everilebiliyor. Şiddet görüntülerine maruz kalmanın kızgınlık, öfke ve şiddete dönüştüğünü kanıtlayan onlarca klinik çalışma var. Bu nedenle sürekli öfke ve şiddet mesajı içeren ekranlardan birilerinin etkilenmesi normaldir. Anormal olan bunu görmezden gelmek. Uzun zamandır bu toplum kesintisiz mafya ve şiddet filmleri izliyor. Bu ülke dizilerde tehdit eden, insan kurşunlayan, adam kesen, baş aktörleri yani katil, çakal, külhanbeyi rollerindeki karakterleri kahraman edasıyla zaten her gün oturma odalarında ağırlıyor. Her gün aynı sahne. İsimler, aktörler, hikâyeler değişiyor ama şiddet her senaryoda asıl karakter. Şiddet sıradan olunca normal çocuklar hasta, hasta çocuklar da kriminal hale geliyorlar. İsâ’dan da katil de böyle oluyor işte!
“Ciğerini sökerim” diyor bir mafya dizisindeki aktör diğerine. Film senaryosu gibi ülkenin şehirlerinden kasabalarına ailelerin ciğerini yakan haberler geliyor sonra… Gençlerin, çocukların elinde oyuncak gibi silahlar, bıçaklar çatır çatır kurşunlanan işyerleri, bıçaklanan çocuklar, kadınlar ve ölen masum insanlar… Hayatlar biterken şiddet döngüsü kanla daha da büyüyor. Şehirlerde irili ufaklı mafya grupları, çeteler… Sonra bu kez bir film gibi şiddet haberlerini izliyoruz. Sonra yeni bir mafya-şiddet-çete filmi “gerçek bir hikâyeden alınmıştır” sözü ile başlıyor. Filmlerin isimlerine bakar mısınız? Ezel, Kurtlar Vadisi, Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz, Yeraltı, Çukur, İçerde vs. TRT bile aşk temalı “Taşacak Bu Deniz” dizisinde silah şovu yaptırıyor. Ne RTÜK ne de diğer erkler ekranlardan taşan bu lağımlara önlem almıyor. Şiddet içerikli filmler +13, +18 olunca birden sorun olmaktan çıkıyor ve çocuklar, gençler akşamın erken saatlerinde bu içerikleri izliyorlar. RTÜK ekranlarda sigara ve alkol görüntüsünü sağlığa zararlı diye flulaştırırken, her türlü silah, bıçak şiddet ve çatışma görüntüleri havada uçuşuyor.
Toplum 20 yıllık süreçte her türlü mafya-şiddet dizisine öylesine maruz bırakıldı ki sıradan aşk hikâyelerinde bile silah, bıçak olmazsa ilgi duymuyor artık. Rusya gibi bazı ülkeler toplumun ahlakını ve ruh sağlığını bozduğu için bizim dizileri yayından kaldırmayı tartışırken bizler şiddetin ve cinayetlerin doludizgin artışını hep birlikte sıradan bir şeymiş gibi seyrediyoruz. Bizimki artık bir kan davası. İntikam gibi takip ediliyor yeni şiddet dizileri. Aynı kanallar bir de “neden bu şiddet artıyor” diye haber yapıp tartışma programları yapıyorlar. Şaka gibi… Birtakım seviyesiz programlar da şiddetin bir versiyonu olan küfürlerle yani sembolik şiddetle katılıyor bu kervana. Şiddet ve cinselliğin bu dizilerde birbirine nasıl evrildiğini üzülerek görüyoruz. Şiddetin her türüyle ekranın ve sosyal medyanın patronları para kazanırken çocuklarımız ve gençlerimiz kurban olmaya devam ediyor. Daha kaç çocuk katil ve kaç çocuk medyaya kurban edilecek? Şiddet dili, racon, silahlar, bıçaklar ekranda parlamaya, parlatılmaya devam ediyor. Artık ne sokaklar, ne evlerimiz ne de okullar bu şiddetten, zorbalıktan ari. Televizyon dizisi gibi ülkenin her yerinden organize suç örgütleri, mafya-çeteler fışkırıyor. Sıradan girişimcinin bile haraç diye bir maliyeti var artık.
Maalesef öfkeyi çoğaltan çoğaltana. Sadece diziler ve dijital mecralar değil haber kanalları da öyle… Haber saatlerinde her gün sabah akşam bir cinayet haberi, olmadı bir saldırganlık üzerimize boca ediliyor. Yetmiyor bir de Kolombiya’nın, ABD’nin, Meksika’nın, bilmem nerenin şiddet dolu saldırgan haberlerini pornografik bir edayla sergileniyor. Açık açık haber programları silahların, bıçakların nasıl can aldığını, bir çocuğun kanlar içinde nasıl can verdiği haberini boğazımıza boğazımıza dolduruyor. Artık sofrada haber izlemekten tiksiniyoruz. Bakın, Baltık ülkelerinde intiharlar çok olur, ama TV haberlerinde kanlar içinde bir tane bile görsel haber göremezsiniz! Bir Allah’ın kulu yetkili bu başıboş ekranların ve haber tarzının toplumsal güveni nasıl sarstığını görmüyor mu? Eğer bilinerek bunlara izin veriliyorsa amaç nedir, çok merak ediyorum. Topluma bu kadar güvensizlik pompalamanın gayesi nedir? Korku yaratmak mı? Bu haber ve ekranlar sayesinde artık topluma ciddi bir sosyal güvensizlik havası hakim. Sosyal güven endeksinde Türkiye %12 ortalaması ile sıralamada en altlarda, hatta Mısır’ın bile gerisinde. Sosyal güvensizliğin bu şekilde hasar görmesi normal değil. Bu durumun insanların ruh sağlığını nasıl bitirdiğini hiç mi bir yetkili görmüyor! Bu dizilerde ve haberler programlarında yarıştırılan şiddetin insanlara nasıl kızgınlık ve öfke yüklediğini hiç mi gören yok!
Dijital mecralardan kin, öfke, şiddet çocuklarımızın üzerine üzerine akıyor. Silahlı dijital oyunlar psikopat gibi çocuklarımızın peşinde. Dijital savaş oyunları, Discort ve Telegram vs. uygulamaların kriminal eğitim alanları olmaktan çıkarılması lazım. Hem dijital mecralarda hem TV ekranlarında şiddet, ölüm, öldürmek, katliam yapmak çocukların zihin dünyasında bir eğlence, bir oyun gibi kodlanıyor. Velhasıl insanları korku ve şiddet müptelası yapmak için TV kanallarından sosyal medyasına ekranın efendileri elinden geleni yapıyor. Bizimki eğlence ya da sanat değil şiddet bağımlılığı artık. Gençlerin, çocukların bu medya ve oyunlardan etkilendiklerini görmemek mümkün mü? Sadece çocuklar değil gençler, yetişkinler dondurma gibi eriyor bu kötülüğün karşısında. Bunun üzerimizde nasıl bir psikolojik bir yük, bıkkınlık ve moralsizlik oluşturduğunu tahmin bile edemezsiniz. Bu patolojik yüklemenin insanların evlilik ilişkilerinden iş yaşamına, arkadaşlık ilişkilerinden ikincil ilişkilere, trafikten sokağa, okuldan aileye, toplumun ruh sağlığını nasıl bozduğunu anlamamız lazım. Bu ekran yüklemelerinin insanların modunu nasıl düşürdüğünü, enerjisini tükettiğini ve sonunda bunun şiddete nasıl evrildiğini görmeliyiz. İnsanların neden silaha ve şiddete eğilim gösterdiğini tam da bu ruh halinde burada aramamız gerekiyor. Velhasıl bu dizi ve haber programları toplumun “iyilik hissini” sabote ediyor. Artık “bu ülkede yaşanmaz” algısının bu güvensizlik yüklemesiyle yaratıldığını anlamamız gerekiyor.
Bu süreçte herkesin çıkaracağı bir pay var artık. Bu ekranların insanlara nasıl psikopatolojik yükleme yaptığını anlamadan şiddet anlaşılamaz. Ailelerin çocuklarını susturarak bu filmleri nereye kadar izleyeceklerini oturup bir düşünmelerinin zamanı geldi sanırım. Devlet yetkilileri de eğer bizi bir savaşa hazırlamıyorlarsa toplumun üzerine neden bu kadar “öfke”, “şiddet” ve “intikam” duygularının yüklenmesine müsaade ettiklerini açıklamaları lazım. Başka sorulara da cevap verilmesi lazım ki başka katliamlar olmasın… Mesela kapatıldığı söylenen söz konusu Telegram grubu neden daha önce kapatılmadı? Eğer bu sosyal medya alanları istihbarat amacıyla açık tutuluyorsa o zaman bu saldırı neden önlenemedi? Bu tür sosyal medya platformlarına katılım ile ilgili önleyici tedbirler (yani kimlik bilgileri vs.) alınabiliyorduysa şimdiye kadar kim neden almadı? Okul rehberliği neden işe yaramıyor? Psikiyatrik veriler neden kurumlar arasında paylaşılmaz? Okulların risk profilleri neden yok, varsa bunlar neden işe yaramaz? Okula yasaklı madde girişi neden önlenemiyor? Okullar neden yolgeçen hanı gibi, insanlar, öğrenciler nasıl elini kolunu sallaya sallaya içeri girebiliyor? İnsanlar neden bu kadar silah sahibi olmanın derdinde? Bu güvensizliğin sorumluları kim?





