Tanrısal Dostluk

0
99

“Müminler müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesin, kim bunu yaparsa artık Allah’la olan bağını koparmış demektir. Ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız başkadır. Allah kendisi hakkında sizi uyarıyor. Sonunda dönüş Allah’adır.” Ali İmran, 28.

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” Maide, 51. 

Bu ayetlerle zahiri olarak karşılaşan Müslüman bir zihnin üreteceği anlam; kafir, Yahudi ve Hristiyanlarla dostluğun olamayacağıdır. Kuran’da birçok yerde geçen ve Müslümanlara uyarı niteliği taşıyan bu tür ayetler, Müslüman zihnin tasavvur dünyasını etkilemiş ve davranışlarını belirlemiştir. Ayrıca bu ayetler Müslüman olmayan insanlarla yaşanan herhangi bir problem de hemen tedavüle sokulurken. ilahi uyarının haklılığı ve geçerliliği de ispatlanmış ve kutsal kitapla kurulan ilişki de sağlamlaştırılmış olur. Medyaya yansıyan bir haber de 2019 yılında MGV ve AGD gibi derneklerin Konya’da billboardlara Yahudi ve Hıristiyanlarla dost olmayın, ayetlerini afiş olarak astıklarında, insanlardan gelen tepkiler üzerine afişler kaldırılmıştır. Demek ki 1400 sene önceki bu ilahi uyarının bugüne taşınması kimi insanları rahatsız etmiştir. Zaman zaman bu ayetlerin çevresinde çıkan tartışmalarda hemen tarihselci ilahiyatçılar ve Kuran ayetlerini eğip bükerek akıllarınca Tanrı’yı kurtarmaya çalışan mealciler görüş bildirirler. Benim de kişisel olarak on beş sene Katolik bir papazın yönetimi altında bir kurumda çalışmak gibi bir deneyimim var ve bu deneyimde kimi Hristiyan insanlarla özel dostluklar yaşadım. Bundan dolayı biz, meseleyi biraz daha farklı bir zaviyeden ele almayı uygun gördük. Önce geleneksel dinsel kültürün bu meseleyi nasıl ele aldığını ve bu meseleye nasıl anlam verdiğine bakmak lazım.

Tanrı Kültürü ve Dostluk

Ayetin neden indiğine dair birkaç anlatı var. İbn-i Abbas’ın bildirdiğine göre Yahudilerden bir grup insan müminleri fitneye düşürmek için art niyetle, bir grup ensarla dostluk kurar. Bu dostluğa ensar cevap verir, birbirlerinin meclislerine katılarak özel sohbetlerde bulunurlar. Bunun üzerine bir grup Müslüman “Şu Yahudilerden uzak durun, onlarla devamlı buluşup dostluk kurmaktan sakının ki, sizi dininizde fitneye düşürmesinler.” uyarısında bulunur. Uyarılara rağmen grup dostluğu sürdürür ve bunun üzerine ayet iner.

İkinci ilginç nüzul sebebi de Bedir savaşına katılan seçkin bir sahabi olan Ubade b. Samit El Ensari ahzab gününde (Hendek savaşı, m. 627) müşriklerin Yahudi ve Arap kabileleriyle Müslümanlara karşı kurdukları ittifaka binaen, peygambere gelerek “Ey Allah’ın resulü benim Yahudilerden 500 dostum var, benimle harbe çıkacaklarını zannediyorum. Haydi düşmana karşı onlardan yardım iste.” demesi üzerine Ali İmran suresinin 28. ayeti iner. Geleneksel müfessirler ayetlerin iniş sebeplerini merkeze alarak yorum yapmışlardır. Tefsir kitaplarının anlamı İslami düşüncenin, şahıs etrafında toplanıp bir ekol oluşturması demektir. Halka yansıyan İslami düşünce müfessirler vasıtasıyla olmuştur. Halkın dini muhayyilesinin üzerinde en çok tefsir kitaplarının etkisi vardır.

Tusi, Zemahşeri, Kuşeyri, Fahreddin Razi, El Bukai gibi müfessirler Allah’ın uyarısı doğrultusunda kâfirlerle dostluğun mümkün olmadığını ve bu dostluk meselesinin bir inanç paradigması çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade etmişlerdir. Çünkü onlarla kurulacak dostluğun müminleri kendi dinlerinden uzaklaştıracağını ve dinleriyle kendileri arasında bir soğukluk gerçekleştireceğinden endişe etmişlerdir. Bunun ise fitneye sebep vererek Müslüman toplumun sosyal huzurunu bozacağı iddia edilmiştir. Bazı müfessirler ise kâfirlerle dostluk kurmanın kâfirlerin küfrüne rıza anlamına geleceğini ve bu durumun ise küfür olduğunu söylemişlerdir. İbn-i Attiyye ilahi uyarıyı ve kâfirlerle dostluğun yasaklanmasının bütün zamanlar için geçerli bir kural olduğunu söyler. Dostluk bir insani ihtiyaç ise, müminlerin dostluğu müminler için hem yeterli hem de alternatiftir. Temel ilke ise gerçek dost Allah’tır ve onun dostlarıyla dost olunmalıdır. Mekkeli ve Medineli Müslüman olmayanlarla hiç dostluk kurulamayacak mı, sorusuna ise şöyle cevap vermişlerdir, ancak takiyye yapılarak dostluk kurulabilir. Yani Müslüman olmayanların düşmanlıklarından korunmak için sadece dışsal olarak ve dostluk duygusu kalbe inmeden ve onların küfür içinde olduklarını bilerek dostluk kurulabilir. Bu uyarı toplumsal gerçekliklerden bağımsız kategorik bir uygulama değil çünkü bazı Müslümanlar kâfirlerle yaptıkları dostluklardan dolayı ihanet, kötü niyet ve aldatma görmüşlerdir.

Çağdaş müfessirler ise Reşit Rıza, İbn-i Sadi, Seyyid Kutub, Ebu Zehre, Hüseyin Fadlallah ve Elmalı gibi müfessirler daha sert ve ideolojik yorumlar ortaya koymuşlardır. Onlara göre, Allah’ın nurundan nasibini almamış olanlarla ve o nuru söndürmek isteyenlerle kurulan bir dostluk mümin tavrı değildir. Bir kalpte hem Allah sevgisi hem de Allah düşmanının sevgisi bir arada bulunamaz. Ayetlerin asıl amacının ise, yeni oluşmakta olan İslam toplumunun kendi içinde kenetlenmesi ve dışarıya karşı inanç ve değerler konusunda tavizsiz bir durum sergilemesidir, Müfessirlere göre dostluk sıcak bir iklim ister, onun için kafirlerin ihaneti ve art niyeti o sıcak iklimin oluşmasını engellemiştir. Çağdaş müfessirler kendi zamanlarında yaşadıkları sosyal olgulardan hareketle kâfirlerin egemenlikleri altında yaşayan azınlık Müslüman halklara kâfirlerin iyi davranmadıklarını Yugoslavya ve bazı ülkelerde zulme uğradıklarını işaret ederek bu tür pratiklerin kâfirlere güvenilemeyeceğinin gerçekliğini ifade etmişlerdir.

Said-i Nursi ise Münazarat adlı kitabında ilginç bir yorum getirir. Yorumunu şu ilkeye dayandırır “Hüküm müştak üzerine olsa me’hazı iştikak hükmün illetini gösterir” yani bir hüküm türev üzerine bina edilmişse o türevin kaynağı hükmün illetini (asıl sebebini) gösterir. Ayetlerde geçen Kafir, Yahudi, Hıristiyan kelimeleri türevdir. Bu kelimelerin kaynağı ise Yahudilik, Hıristiyanlık, Kafirliktir. Hüküm türev üzerine bina edildiğinden türevden dolayı onlarla dost olunmaz ve dostluk kurmak haramdır. Ayrıca Said-i Nursi’ye göre doktorluk, mühendislik gibi özel ve güzel hasletleri olan kâfirlerle bu hasletlerinden dolayı ancak dost olunabileceğini söyler.  Ancak Reşit Rıza kötülükleri önlemek maksadıyla kâfirlerle dost olunur ve bu düşüncesini de bir ilkeye bağlar “Der’ul mefasid mukaddemun ala celbil mesalih” kötülüğü savuşturmak, faydayı elde etmekten evladır. Eşari ekolüne mensup, çağımızın önemli müfessirlerinden Tunuslu İbn-i Aşur ise, bu ayetlerin yorumlarında daha yumuşak bir tavır takınır. Örnek olarak Kuran’da Habeşistanlı Hıristiyanlarla Mekkeli Müslümanların kurduğu dostluğu örnek gösterir ve bu dostluğun da Müslümanların yararına olduğunu ifade eder. İbn-i Aşur dostluğu Müslümanlardan ziyade iyi niyetli, saf, temiz kalpli, sevgi dolu diğer dinlere mensup insanların belirleyeceklerini ve bu bağlamda onlarla ticaret, anlaşma ve dünyevi işlerde pekâlâ dostluk kurulabileceğini söyler. Genel olarak dostluğu sekiz ana kategoriye ayırır.

Tarihte dinsel inancın oluşturduğu kültür, halkı ortak bir manevi söylem etrafında birleştirmeyi başarabilmiştir. Dinsel inanç gündelik hayatla müminin inancını ilişkilendirir. Dinselliğin içindeki farklılıkları gözetir ve yansız değildir. Toplumda kendisine rakip olarak gördüğü küfür ve şirk gibi kategorilere gelecek bırakmak istemez.  Dinsel kültürün ruhaniyeti, yüksek tepelerden düzlüklere inerken engel olarak gördüklerini bertaraf etmek ister. Bu rakiplerden hazzetmez ve egemenliği de elinde tutmak ister. Dinde, metafor, üslup ve retorik bir etki meselesidir. Bu bağlamda inananları etkiler ve tarihteki toplumsallığı kendi perspektifinden ele alır ve etkisini oluşturur. Tarihsel süreç içersinde daha çok sorunlar metnin nasıl ele alındığıyla alakalıdır. Yorum; bütünselliği, metodolojiyi, genel amaçları ve metnin özellikle ruhunu ihmal etmemelidir. Asli olanlar ikincil derecedeki amaçlara ve ayrıntılara feda edilmemeli ve özel koşulları iman-küfür diyalektiği içinde görüp, özellikli durumları derin anlamlara kurban etmemek lazımdır.

Tanrısal Dostluk

Kojin Karatani “İzonomi ve Felsefenin Kökenleri” adlı kitabında “izonomi” kavramını antik yunan felsefesinin ve siyasetinin merkezine koyar. Yöneticiler ile yönetilenler arasındaki hiyerarşinin ve tahakkümün kalktığı bir eşitlik durumunun oluştuğu gerçek bir eşitlik durumundan söz eder. Bu temel düşünce Kenan Göçer tarafından “Dostluk Felsefesi” kitabında güzel bir şekilde işlenir. Özgür ve eşit bir ortamın dostane bir ortam yaratmasının olumlu katkılarından söz eder. Dostluk her yerde aranır. Söz konusu olan ne salt eşitlik ne de salt özgürlüktür. Mesele ikisini birlikte ele alma girişimidir.

Dostluk üzerine yazan önemli düşünürlerden Aristo’ya göre dostluk yoktur. Kant’a göre: “insanda toplumlaşma eğilimi vardır çünkü toplumsal durumda kendisinin insan olduğunu yani doğal yeteneklerini geliştirebileceğini daha çok hisseder ama onda birey olarak yaşamak kendisini başkalarından ayrı tutmak için de güçlü bir eğilim vardır, çünkü o kendisinde toplum dışı bir özellik, her şeyi kendi düşüncelerine göre yönlendirme isteği bulur. Bu yüzden insan her yönden direnç bekler tıpkı kendisinin de başkalarına direnç gösterme eğiliminde olduğunu bilmesi gibi.” (Kant, Dünya Yurttaşlığı Amacına Yönelik Genel Bir Tarih Düşüncesi, 4. önerme, çeviren: Uluğ Nutku) buna yakın bir düşünceyi Arthur Schopenhauer anlatır “Soğuk bir kış sabahı çok sayıda oklu kirpi, donmamak için birbirine bir hayli yaklaştı az sonra oklarının farkına vardılar ve ayrıldılar. Üşüyünce birbirlerine tekrar yaklaştılar oklar rahatsız edince yine uzaklaştılar. Soğuktan donmakla, batan okların acısı arasında gidip gelerek yaşadıkları ikilemi, aralarındaki uzaklık her iki acıya da tahammül edebilecekleri bir noktaya ulaşıncaya kadar sürdü.” Onun için İngilizler “keep your distance” mesafeni koru derler.

Yasin Aktay ise “Dostluğa Dair” kitabında “Gün akşam oldu bir dost bulamadım” şarkısına karşı çıkar, dostluğun imkânsızlığına itiraz eder ve ona göre dostluk pekala mümkündür. Yalnız dost olanlar beklenti içinde olmamalıdırlar. Günümüzde ise beklenti dostluğu hayattan eksiltmiştir. Bencillik ve benmerkezcilik dostluğu ötelemiş ve insanlar dostluğu arar olmuştur. Aktay, oysa önce biz insan olarak dost olmalıyız, dostluk bizden ötekine doğru akmalı ve gönlümüzce bir dostu bekleme moduna girmemeliyiz, der Bu durumu günümüzün önemli problemlerinden olarak görür.

Tanrısal dostluk, her konuda tam bir duygu birliği olan dostluktur. İnsanın doğasına içkindir. Bu dostluk gerçektir, dolayısıyla yanlışa ve sahteliğe izin vermez, kendiliğindendir ve samimidir. Cicero: “Ben ancak dostluğu, insan yaşamındaki her şeyin üstünde tutmanızı öğütleyebilirim çünkü hiçbir şey dostluk kadar doğaya uygun olmaz iyi ya da kötü her koşula onun kadar ayak uyduramaz.” derken Homeros, Tanrı her zaman benzerleri benzerlerine çeker, der. Karakter benzerliğinin çektiği kadar hiçbir şey başka bir şeyi böylesine kendine çekmez ve böylesine cezp etmez. Karakter benzerliği ise inanç, ırk, akraba, vatandaşlık, kültür ve çevrenin oluşturacağı yakınlıklardan çok daha etkilidir. Tanrısal dostluk kendinde bir değerdir. Kendisi için ve kendisinden dolayı istenilen ve arzulanandır. Kişinin kendisine karşı duyduğu sevgi karşıdaki insana aktarılan sevgidir. Dost, insanın ikinci ben’idir. Yukarıdaki ayetler kötü niyetli insanlardan uzaklaşın, diyor. O insanlar Yahudi, Hristiyan ve kâfirden önce güvenilemez gibi özellikleri olan insanlardır. Kant’ın yazdığı gibi bir insan “düşünceleriyle bir başına” olmak istemez. Bununla birlikte kişinin siyasi, dini meselelerde ve başkaları hakkında düşündüklerini ve hissettiklerini açığa vurması risklidir. Bu yüzden bu kişi ihanet korkusu duymadan sohbet edebileceği yakın bir sırdaş arzu eder. Demek ki güven bu dostlukta ana unsurdur. Daha vahiy gelmeden önce Hz. Muhammed’in lakabı “Muhammedül Emin”dir. Yani güvenilir Muhammed. Eğer kalp bütün koşullardan bağımsız kendi sistematiği içinde öteki kalbe doğru akıyorsa ve kişinin dışsal dünyasını önemsemiyorsa bu kalbin dostluğu hakikattir. Tanrısal dostlukta kalpten kalbe yol vardır. Bu adeta kalbin öteki kalbe yolculuğudur. Koşulu ise; sinesi pak ve ehli dil (gönül) olmaktır. İşte bu dostluk tanrısal dostluktur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz