“HERHANGİ BİR MEVZUDA, DÜRÜST VE TERBİYELİ BİR MUARIZA YALNIZ HÜRMETİM DEĞİL HASRETİM DE VARDIR.”[1]
Eleştiri kelimesi toplumlarda genellikle olumsuz bir anlam çağrıştırır. İnsanların çoğunun da eleştirilmekten hazzettiği söylenemez. Bunun oluşmasında eleştirmenlerin somut çalışmalarda ya da sözlü ifadelerde daha çok hatalı, eksik veya yanlış yönlere vurgu yapmalarının etkisi büyüktür. Lakin eleştirinin yapıcı bir tarafının da olduğu inkâr edilemez.
Eleştiri kavramı; İngilizcedeki criticizm, Fransızcadaki critique ve Almancadaki kritik terimlerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Eski Yunancada “yargılayıp hüküm verme veya ayırt etme” anlamına gelen kritikos kelimesinden türemiştir. Eski Türk edebiyatında bu kavram, “sözün kusurlusuyla kusursuzunu ayırt eden bilgi” anlamındaki ilm-i nakd ifadesiyle karşılık bulmuştur. Daha sonra nakd kökünden üretilen “tenkad, intikad, tenakkud, tenkit” gibi terimler kullanılmıştır (Huyugüzel, 2018: 148). Sosyal hayatta ise eleştiri kelimesinin yergi anlamında da kullanıldığı söylenebilir.
Eleştirel düşünme ise “Bireylerin amaçlı olarak ve kendi kontrolleri altında yaptıkları, alışılmış olanın ve kalıpların tekrarının engellendiği, ön yargıların, varsayımların ve sunulan her türlü bilginin sınandığı, değerlendirildiği, yargılandığı ve farklı yönlerinin, açılımlarının, anlamlarının ve sonuçlarının tartışıldığı, fikirlerin çözümlenip değerlendirildiği, akıl yürütme, mantık ve karşılaştırmanın kullanıldığı ve sonucunda belirli fikirlere, kuramlara veya davranışlara varılan düşünme biçimidir” (Gürkaynak vd., 2008: 2). Eleştirel düşünmeyi tanımlayan bazı bilim insanları bu kavram hakkında şunları yazmıştır (Nosich, 2016: 1-2):
Robert Ennis: Eleştirel düşünme, neye inanacağımıza veya ne yapacağımıza karar vermeye odaklanmış mantıklı yansıtıcı bir düşünmedir.
Mattew Lipman: Eleştirel düşünme, iyi bir yargıya götüren becerili ve sorumlu bir düşünmedir çünkü içinde bulunduğu bağlama duyarlıdır, kriterler üzerine kurulur ve kendini düzeltici bir yapıya sahiptir.
Richard Paul: Eleştirel düşünme, düşündüğünüz esnada düşünmenizi daha iyi bir hâle getirmek amacıyla kendi düşündükleriniz hakkında düşünmektir.
Bir olay ya da durum hakkında fikir beyan etmek veya yorumda bulunmak, tek başına eleştiri anlamına gelmez. Bir söylemin ya da yazının eleştirel vasfı kazanabilmesi için bazı özellikleri taşıması gerekmektedir: Yansıtıcı olmalıdır, belirli standartları içermelidir, ihtimaller göz önünde bulundurulmalıdır ve belirli bir mantığa dayanmalıdır (Nosich, 2016: 3–5). Özellikle gündelik hayatta çok sık yaşadığımız “münakaşa”nın eleştiriye dönüşebilmesi için iletişim dilinin hoşgörüye dayalı olması gerekmektedir. Bu durum da ister istemez eleştiri ahlakının önemini ortaya koymaktadır.
Çok kültürlü demokratik toplumlarda eleştiri ahlakı, farklı düşünceye sahip kişilerin söz hakkı olduğunu kabul etmekle kendini göstermektedir. Mill (2019: 12) bu hususta fikrini şu şekilde dile getirmektedir: “Bir kişi hariç bütün insanlık aynı görüşte olsa, tek bir kişi karşı görüşte olsa insanlığın o kişiyi susturma hakkı, o kişinin gücü yetse insanlığı susturma hakkından fazla değildir.” Çok kültürlü toplumlarda eleştiri ahlakından yoksun kişi, muhatabını eleştirirken fikir üzerinde durmaktan ziyade şahıs üzerinde yoğunlaşmaya meyillidir. Zihnini hakikati aramak yerine genellikle hataları aramakla meşgul eder. Meriç’in (2017: 55) ifadesiyle “Münakaşada zafer, mağlup olanındır, yenilmek zenginleşmektir. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır… Hakikat bin bir cepheli, bin bir görünüşlü. Karşınızdaki, göremediğinizi gösterecek size. Sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir.” Münakaşa sonucunda bireyin yeni bilgiler edindiğini ve konuya ilişkin farklı bakış açıları kazandığını idrak etmesi, eleştiri yetisinin gelişmiş bir düzeyde olduğuna işaret edebilir. Olayları ve/veya kavramları tek boyutlu düşünen, farklı düşüncelerle mukayese etmeyen bir kişinin eleştiri yetisinin düşük düzeyde olduğu söylenebilir. Bir konu hakkındaki düşüncesini analiz etmiş ve sentezlemiş birey; farklı fikirlerden beslenebilir, farklı fikirleri zenginlik olarak görebilir. Tartışılan herhangi bir fikri, ya hep ya hiç prensibine dayanan iman meselesi gibi görmez. Bu nedenle bazı fikirleri tamamen benimseme ya da kökten reddetme yerine bazı yönleriyle de onaylayabilir ya da kabul etmeyebilir. Eleştiride en sık karşılaşılan sorunlardan biri, eleştirilen kişiye yönelik duygusal ve/veya düşünsel düzeyde düşmanlık ya da hayranlık beslenmesidir. Bu durum da eleştiride objektif olunamamasına neden olmaktadır. Kara’nın (2016: 236) bu konudaki düşünceleri dikkate değerdir:
“Büyükleri anma, anlama ve anlatmada problemlerimiz vardır. Birincisi onlara kendi düşüncelerimizi söylettiriyoruz veya düşüncelerimize uymayan görüşlerini kesiyoruz, kırpıyoruz, atlıyoruz, yok sayıyoruz. Bu parçalama, bütünlüğü ortadan kaldırılıyor, onu da dar kalıplarımıza mahkûm ediyor, yazık ediyoruz. İkinci problem, bunun zıt köşesinde dinleniyor. Kişilere toz kondurmamak, fikirlerine âdeta tapmak. Hâlbuki büyükler, hatalarıyla birlikte büyüktür. (…) Ama bizim vazifemiz kusurlarını değil faziletlerini büyüteç altına alıp düşünmektir, anlamaya çalışmaktır.”
Çok kültürlü toplumlardaki bazı bireyler, dilsel ve kültürel farklılıklarla birlikte yaşadıkları için olaylara çok yönlü bakabilme ve farklı düşünceleri anlayışla karşılama gibi olumlu özelliklere de sahiptir. Fakat çok kültürlülük bazı durumlarda, toplumsal uyuma zorlanma ve çatışma ortamının oluşması gibi bazı olumsuzluklara da sebep olabilmektedir. Çok kültürlü toplumlarda bu olumsuzları azaltabilmek için eleştirel düşünme becerisine gereken önemin verilmesi gerekir. Karasoy’a (2005) göre çok kültürlü toplumlardan oluşan Türkiye’de eleştiri kültürü istenilen seviyede olmamış ve amaca yönelik eleştiriler yapılmamıştır. Tarafsız ve öznellikten uzak eleştiri çok nadir olmuştur. Hatta bazen küçük fikir ayrılıklarından dolayı bazen de kişisel husumetten dolayı eleştiriler yapılmıştır. Bu tarz durumların yaşanmaması için farklı inanç, dil ve kimliklere saygı duyulmalı, diyalog ve uzlaşma sürdürülmelidir. Kutuplaşmaya gidilmeden hoşgörü çerçevesinde karşı taraf anlaşılmaya çalışılmalıdır. Çok kültürlü toplumlarda eleştirel düşünceyi engelleyen faktörler ortadan kaldırılmalıdır. Okullarda eleştirel düşünmeyi teşvik eden çalışmalara yer verilmelidir. Aynı zamanda eleştiri kültürünün öneminin ortaya konulması için farklı inanç, dil ve kültüre sahip aydınların konu hakkındaki ciddi fikirleri görmezden gelinmeyerek (Kayalı, 2010: 221) edepli bir eleştiri üslubuna bağlı kalınması gerekir.
Eğitimde eleştirel düşünmenin yararlarına ilişkin çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmalarda eleştirel düşünmenin; farklı inanç ve kültürlere sahip bireylerin adalet duygusunu geliştirme (Banks & Banks, 2007), farklılıklara saygı temelinde evrensel bir bakış açısı kazandırma (Kaya, 2014), bireyin farklı kültürleri tanırken kendi kimliğiyle barışık bir tutum geliştirmesine katkı sağlama (Demir, 2012), demokratik düşünce ve davranışları geliştirme (Polat ve Kılıç, 2013) gibi olumlu etkilerinden söz edilmektedir. Bu nedenle eleştirel düşünme becerisi, günümüzde birçok eğitim programı ve öğretim müfredatında önemli bir yer edinmiştir. Bununla birlikte, bazı Türk eğitimciler eleştirel düşünmenin günümüzde sorgulanması dahi güç bir eğitim ilkesi hâline geldiğini ileri sürmektedir. Bu bakış açısına sahip eğitimcilere göre Batı düşünce geleneğinde ortaya çıkan bu kavram, modernleşme süreçleriyle birlikte küresel eğitim politikalarının etkisi altında Türk eğitim sisteminde de yaygın biçimde benimsenmiştir. Kavramın Batı literatüründen alınması, içeriğinin tartışılması ve pedagojik katkılarından yararlanılması sorun olarak görülmemektedir. Ancak eleştirel düşünmenin Türk toplumunun insan yetiştirme anlayışının merkezine yerleştirilmesi, bazı tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu tartışmaların temelinde, eleştirel düşünmenin akıl yürütme, analiz ve sentez gibi bilişsel süreçlerden hareketle, kimi zaman kabul edilmiş doğruların dahi sürekli sorgulanmasını teşvik ettiği yönündeki görüş bulunmaktadır. Bu yaklaşımda mutlak ve değişmez doğrular yerine, belirli bir dönemde geçerliliği en yüksek olan bilgi anlayışı ön plana çıkmaktadır. Nitekim eleştirel düşünme geleneğinin felsefi arka planında, Descartes’ın metodolojik şüpheciliği, Hume’un ampirik kuşkuculuğu ve Kant’ın eleştirel felsefesi gibi yaklaşımların etkisi olduğu bilinmektedir.
Eleştirel Düşünme Mi? Tefekkür Mü?
Eleştirel düşünme, Batı temelli bir kavram olmasından ziyade, Türk eğitim sisteminin insan yetiştirme tasavvuruna uygun olmadığını savunan Türk eğitimcileri için “tefekkür” kavramı eleştirel düşünme kavramının yerine müfredatlarda kullanılabilir. Onlara göre derin düşünmenin, sorgulamanın, analiz etmenin karşılığı “tefekkür etmek”tir. “Tefekkür”de kuşku yoktur, merak vardır; güvensizlik yoktur, her koşulda Allah’a (cc) iman vardır. Salt akıl yerine; duygular, vahiy hakikatları, tecrübeler vardır. Bundan dolayı “eleştirel düşünme” kavramını ithal etmek yerine, kökleri Türk/İslam kültürüne dayanan “tefekkür” kavramı gibi kavramları üretmek gerekir. Bu bağlamda bazı araştırmacılar, eğitim alanında kullanılan düşünme becerilerine ilişkin kavramların yalnızca dış kaynaklı yaklaşımlardan hareketle değil, aynı zamanda Türk ve İslam düşünce mirasının sunduğu kavramsal çerçevelerden de yararlanılarak geliştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşe göre, tefekkür gibi yerli ve kültürel kökenleri güçlü kavramların eğitim literatüründe daha fazla tartışılması, düşünme eğitiminin kültürel temellerini güçlendirebilir.
Literatürde tefekkür kavramının konu ve olayların dinî ve manevi yönleriyle ele alındığı görülmektedir. Kalın’a (2021: 12) göre tefekkür, “Felsefe ve ilahiyat dahil hiçbir disipline hapsedilmeyecek kadar kapsamlı ve dinamik bir süreçtir.” Eleştirel düşünmenin ise eğitim alanıyla daha çok ilişkilendirildiğini görmekteyiz. Bazı ilahiyat araştırmalarında tefekkür kavramı yerine eleştirel düşünme ifadesinin kullanıldığı da bilinmektedir. Örneğin Gök (2021) din eğitimi alanında yaptığı tez çalışmasında; “… sorgulayan, araştıran, doğru bilgiye ulaşmaya çalışan bireylerin yetiştirilmesi amacıyla Kur’an’ı Kerim’de eleştirel düşünme becerileri ve eğitimi bu araştırmanın temel konusu” olarak belirlemiştir. Bu çalışma İslamî bir bakış açısıyla eleştirel düşünme becerisi arasında bir tezat durumun olmadığının da göstergesidir. Başka bir ifadeyle, eleştirel düşünme iman hakikatlerinden şüphe etmeye neden olmuştur denilemez. Belki sormamız gereken asıl soru şu olmalı: “Şüphe etmek”, doğru bilgiye ulaşmak için her zaman her konuda yanlış ve sorunlu bir yol mudur? Güngör (1999) kültür ve medeniyetle ilgili yazısında bu konuya şu şekilde değinmiştir:
“Pek çok kimse eski medeniyetimizi bıraktığımızı, ancak yenisini de benimseyemediğimizi söyler ve asıl problemin Batılılaşmamış olmamızda yattığını iddia eder. Kısacası aydınlarımızın batıcı olanları kadar muhafazakâr görünenlerinde de ortak kabul eski medeniyetimizin yetersizliği, yenisinin ise bir türlü alınamayışıdır. Hâlbuki bizim burada anlatmaya çalıştığımız düşüncede, bizzat bu Batı Medeniyeti denen şeyin bir sorguya çekilmesi ve eski medeniyetimizle ilgili harc-ı âlem görüşleri bir tarafa bırakıp onu yeniden değerlendirme gereği üzerinde durulmaktadır. Şimdiye kadar hep önce iman sonra şüphe yolunu tuttuk; şimdi de şüphe ile başlayarak imanı arayalım.”
Güngör’ün (1999) bu yaklaşımından hareketle, bazı meseleleri şüpheci bir tutumla ele almanın bireyi merak etmeye, araştırmaya ve delillere dayalı düşünmeye sevk edebileceği; bunun sonucunda ise daha sağlam kanaat ve inançlar geliştirmesine katkı sağlayabileceği söylenebilir. Bununla birlikte İslam düşüncesinde, özellikle iman esasları konusunda şüphe kavramı farklı şekillerde değerlendirilmiştir. Birçok İslam âlimi, hakikati araştırmaya yönelik sorgulamanın inancı güçlendirebileceğini kabul etmekle birlikte, iman esaslarını inkâra veya kesinlikten uzaklaşmaya götüren şüphenin bireyin dini hayatı açısından sakıncalı sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir. Bu nedenle eleştirel düşünmede kullanılan sorgulama anlayışı ile inanç esaslarını reddetmeye götüren şüphe arasında kavramsal bir ayrım yapılması önem arz etmektedir.
İslam inancında Allah’a, peygamberlere, kutsal kitaplara, meleklere, ahiret gününe, kaza ve kadere iman, bir bütün olarak kabul edilen iman esaslarını ifade etmektedir. Bu nedenle iman, esasları bakımından parçalanamaz bir yapıya sahiptir. Başka bir ifadeyle, iman esaslarının bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmek İslam inancı açısından geçerli görülmemektedir. Bununla birlikte, bireyin zihninde istem dışı olarak ortaya çıkan soru ve şüphelerin doğrudan inkâr anlamına gelmediği de vurgulanmaktadır. Nitekim Nursî (2006), iman hakikatleri konusunda “…kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuza yaralar açar…” ifadesini kullanmıştır. Bu bağlamda, insanın iradesi dışında zihnine gelen şüpheler tek başına günah veya küfür olarak değerlendirilmemekte; ancak bu şüphelerin giderilmemesi ve zamanla imanî kesinliği zayıflatması durumunda inanç üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla bireyin inançlarını sağlam temellere oturtabilmesi için sadece duygusal bağlılıkla değil, aynı zamanda aklını ve iradesini etkin biçimde kullanarak düşünce ve davranışlarını geliştirmesi önem taşımaktadır.
Eleştirel Düşünme ile Tefekkür Arasındaki Farklar
Türkçede “düşünmek” kavramıyla “tefekkür” kelimesi yakın anlamda kullanılsa da, “tefekkür” kavramı, “Varlığı ve kendimizi bilerek bulmayı amaçlar ve araçsal ve faydacı varsayımların ötesinde bir çabayı gerektirir. (…) Tefekkür bir yolculuğa çıkmaktır. Kolay ve zor taraflarıyla; yamaçları ve uçurumları ve vadileriyle zorlu ama sahih bir yolun eri olmaktır” (Kalın, 2021: 30). Örneğin Gazâlî’nin farklı düşünürlerden yararlandığı konularda dahi özgün yorumlar geliştirmesi, fikirleri sorgulayıp yeniden inşa etmesi bakımından eleştirel düşünmenin belirgin bir örneğini teşkil etmektedir. Buna karşılık onun hakikat arayışı doğrultusunda zaman zaman medrese çevrelerindeki tartışmalardan uzaklaşarak zihnini meşgul eden meseleler üzerinde yoğunlaşması ise tefekkür boyutunu daha görünür kılmaktadır (Zerrînkûb, 2025). Bununla birlikte, Gazâlî’nin düşünce dünyasında eleştirel düşünme ve tefekkür birbirini tamamlayan iki zihinsel faaliyet olarak iç içe geçtiği söylenebilir.
Ortak Nokta
Her ikisi de insanı hazır kabulleri sorgulamaya, yüzeysel bilgilerin ötesine geçmeye ve hakikati aramaya yöneltir. Bu yönüyle tefekkür de eleştirel düşünme de zihinsel bir çaba ve muhakeme faaliyetidir.
Farklılıklar
1. Amaç Bakımından
Eleştirel düşünme, bir iddia, bilgi veya görüşün doğruluğunu değerlendirmeyi amaçlar. Temel sorusu şudur: “Bu düşünce ne kadar doğru, tutarlı ve kanıta dayalıdır?”
Tefekkür ise yalnızca doğruluğu araştırmakla yetinmez; insanın kendisini, varlığı ve hayatın anlamını kavramasını amaçlar. Temel sorusu ise şöyledir: “Ben kimim, bu varlığın anlamı nedir ve hakikatle ilişkim nasıl kurulmalıdır?”
Bu nedenle eleştirel düşünme daha çok bilgiyi sınama, tefekkür ise anlamı keşfetme çabasıdır.
2. Yöntem Bakımından
Eleştirel düşünme; analiz, karşılaştırma, çıkarım yapma, kanıt değerlendirme ve mantıksal tutarlılığı inceleme gibi bilişsel süreçlere dayanır.
Tefekkür ise bunları aşarak insanın aklını, kalbini, vicdanını ve tecrübesini birlikte devreye sokar. Kalın’ın (2021) ifadesindeki “yolculuk” metaforu, tefekkürün yalnızca zihinsel değil aynı zamanda varoluşsal bir süreç olduğunu göstermektedir.
3. Sonuç Bakımından
Eleştirel düşünmenin sonunda kişi bir düşünceyi kabul edebilir, reddedebilir veya askıya alabilir.
Tefekkürün sonunda ise kişi yalnızca bir sonuca ulaşmaz; aynı zamanda kendisini dönüştürür. Tefekkür eden insan bilgi edinmekten çok, o bilgiyle olgunlaşmayı hedefler.
4. Faydacılık Açısından
Eleştirel düşünme çoğu zaman problem çözme, karar verme ve etkili muhakeme gibi pratik amaçlarla kullanılabilir.
Kalın’ın (2021) vurguladığı şekliyle tefekkür ise “araçsal ve faydacı varsayımların ötesinde” bir çabadır. Tefekkürün değeri, sağladığı faydadan değil, insanı hakikate yaklaştırmasından kaynaklanır.
Özetleyecek olursak, eleştirel düşünme, hakikate ulaşmada önemli bir zihinsel araçtır; ancak tefekkür bundan daha geniş bir anlam taşır. Eleştirel düşünme daha çok “doğruyu bulma”, tefekkür ise “hakikati ve kendini bulma” çabasıdır. Tefekkür, eleştirel düşünmenin içerdiği bazı zihinsel süreçleri bünyesinde barındırmakla birlikte, bunlara ek olarak insanın varoluş, anlam ve hikmet arayışını da kapsayan bir düşünme biçimi olarak değerlendirilebilir. Eleştirel düşünme Batı düşünce geleneğinde ortaya çıkmış bir kavram olmakla birlikte, bu kavramdan hangi yönleriyle ve ne ölçüde yararlanılabileceğinin bilinçli bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Batı kökenli bazı kavramların Türk-İslam düşünce geleneğinde birebir karşılığının bulunduğunu ileri sürmek mümkün olmasa da, benzer işlevlere sahip veya kültürel bağlama daha uygun alternatif kavramların varlığı araştırılmalıdır. Bu süreçte, yerli düşünce geleneğinden beslenen kavramları yalnızca kültürel kökenleri nedeniyle değersiz görmek yerine, bunların akademik literatürde neden yeterince yer bulamadığını da sorgulamak gerekmektedir. Nitekim akademik dünyada bazı kavramların yaygınlık kazanmasında yalnızca bilimsel nitelikleri değil, ortaya çıktıkları kültürel ve entelektüel çevrelerin etkisi de rol oynayabilmektedir. Bu nedenle, kendi kültürel ve düşünsel mirasımızdan beslenen kavramların yeniden keşfedilmesi, geliştirilmesi ve akademik çalışmalarda daha görünür hâle getirilmesi önem taşımaktadır. Bununla birlikte, Batı kökenli kavramların bütünüyle reddedilmesi yerine, yerel ihtiyaçlar ve kültürel değerler doğrultusunda yeniden yorumlanması da dikkate değer bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tür bir entelektüel üretimin gerçekleşebilmesi için öncelikle eleştiri kültürünün ve eleştiri ahlakının gelişmiş olması gerekmektedir. Bu bağlamda Safa’nın (1999, s. 152), memleket meseleleri üzerine düşünen aydınlar için dile getirdiği şu söz dikkat çekicidir: “Düşüncenin her çeşidine saygım vardır. Herhangi bir mevzuda, dürüst ve terbiyeli bir muarıza yalnız hürmetim değil hasretim de vardır.” Safa’nın bu tespiti, farklı düşüncelere tahammülün ve nitelikli eleştirinin fikrî gelişim açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Nitekim yapıcı eleştiri kültürünün akademik çevrelerde dahi yeterince yerleşmediği yönündeki değerlendirmeler, özgün kavramlar üretme ve bunları bilimsel literatürde yaygınlaştırma konusundaki güçlükler de vurgulanmaktadır. Batı’da eleştiri kendilerinin yaptıkları veya ürettikleri bir şeyin eleştirisi iken, Türk aklının eleştirisi bir şeyi olmayan olsa da var olmasında katkısı olmayan bir şeyin eleştirisidir (Fazlıoğlu, 2018). Bu bağlamda akademik zihniyete önemli sorumluluklar düşmektedir. Demirel (2025, s. 219) eleştirinin akademik hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu belirterek, akademisyenlerin eleştiriye açık olma ve onu içselleştirme sorumluluğuna dikkat çekmektedir. Yazara göre, bu yönde yeterli bir çaba gösterilmediğinde eleştiri, bilimsel gelişime katkı sunan bir araç olmaktan uzaklaşarak yakın çevrelerde dedikodu ve zaman geçirme faaliyetinin bir parçası hâline dönüşebilmektedir. Bu nedenle, özgün düşünce üretiminin ve yeni kavramsallaştırmaların gelişebilmesi için eleştiri kültürünün akademik yaşamın temel unsurlarından biri olarak benimsenmesi büyük önem taşımaktadır.
KAYNAKÇA
Banks, J. A., & Banks, C. A. M. (2007). Multicultural education: Issues and perspectives (6th ed.). Wiley.
Demir, S. (2012). Çokkültürlü eğitimin Erciyes Üniversitesi öğretim elemanları için önem derecesi. Turkish Studies, 7(4), 1453–1475.
Demirel, T. (2025). Üniversite, sosyal bilimler ve düşünce dünyamız: Eleştirel notlar. Liberte Yayınları.
Gök, F. B. (2021). Kur’an-ı Kerim’de eleştirel düşünme eğitimi ve ortaöğretim DKAB öğretim programları üzerine bir değerlendirme (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Bursa Uludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.
Güngör, E. (1999). Dünden bugünden. Ötüken Neşriyat.
Gürkaynak, İ., Üstel, F., & Gülgöz, S. (2008). Eleştirel düşünme. Eğitim Reformu Girişimi.
Fazlıoğlu, İ. (2018). Sözün eşiğinde. Pagersense Yayınları.
Huyugüzel, Ö. F. (2018). Eleştiri terimleri sözlüğü. Dergâh Yayınları.
Kalın, İ. (2021). Açık ufuk. İnsan Yayınları.
Kara, M. (2016). Nurettin Topçu bir sûfi mi idi? M. K. Arıcan vd. (Ed.), 40 yıl sonra Nurettin Topçu: Nurettin Topçu bize ne söyler? (ss. 229–236). Türkiye Yazarlar Birliği Yayınları.
Karasoy, Y. (2005). Eleştiri nedir, bağa destursuz girenler nasıl eleştirilmelidir? Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 17, 1–13.
Kaya, Y. (2014). Öğretmen adaylarının çok kültürlü eğitim hakkındaki bilgi, farkındalık ve yeterliliklerinin belirlenmesi. Asya Öğretim Dergisi, 2(1), 102–115.
Kayalı, K. (2010, 6–9 Aralık). Türk düşünce dünyasının farklı yönelimlerine dar bakmamak. Prof. Dr. Erol Güngör Anısına Türkiye’de Değişim Sempozyumu: Sosyal, Kültürel, Siyasal, Ekonomik ve Dinsel Açıdan, Ankara.
Meriç, C. (2017). Bu ülke. İletişim Yayınları.
Mill, J. S. (2019). Düşünce ve tartışma özgürlüğü üzerine (C. Akaş, Çev.). Can Yayınları.
Nosich, G. M. (2016). Eleştirel düşünme ve disiplinler arası eleştirel düşünme rehberi (B. Aybek, Çev.). Anı Yayıncılık.
Nursi, S. (2006). Hastalar risalesi. RNK Neşriyat.
Polat, İ., & Kılıç, E. (2013). Türkiye’de çokkültürlü eğitim ve çokkültürlü eğitimde öğretmen yeterlilikleri. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 10(1), 352–372.
Safa, P. (1999). Sosyalizm, Marksizm, komünizm. Ötüken Neşriyat.
Zerrînkûb, A. (2025). Medreseden kaçış. İnsan Yayınları.Formun AltıFormun Altı
[1] Bu çalışma, Eleştirel Düşünme Perspektifinden Çok Kültürlü Toplumlarda Sosyokültürel Dinamikler başlıklı kitap bölümünün “giriş” bölümünün genişletilmiş halidir. [Kılıç A. (2016), Çok Kültürlü Toplumlarda Eğitim Farklılıkta Birlik. Edt. Ahmet Kılıç. İçinde. 1-23. Nobel Akademik Yayıncılık.]





