Müceddidi Münevver

1
77

Aydın üzerine düşünmeye devam ediyoruz. Beşinci aydın tipi olarak müceddidi aydın üzerinde durmak istiyoruz. Müceddidi münevver tipini bir model olarak öneriyoruz. Toplum realitesinde de vardır. Ama aydınlar içinde bize yol gösterecek münevver tipi olarak görüyoruz. Müslüman toplumlarda, yeni bir münevver tiptir. İdealdir, modeldir. Bundan dolayı “olması gereken” boyutu ile öne çıkar. Bugün de yeni fikirlerle toplumu aydınlatacak şahsiyettir.

Müceddidi aydın, modernitenin fazla bireysel kalan ve yalnızlığa mahkûm hale gelen sivil aydın tipinden farklı konumlanır. Müceddidi aydın hem özerkliğini koruyan hem de toplumundaki bütün bileşenlere de açık olan tiptir. Cemaatlere, partilere, hükümetlere objektif ve eşit bir şekilde, düşüncesini çarpıtmadan etkileşim içinde olur. Bu yapı ve kurumları da aydınlatabilir. Ama onların memuru olmaz. Onların beklentilerine göre bilgi üretmez. Konjonktürün köleliğine tenezzül etmez.

Elitist Değil, Elittir

Müceddidi aydın, ebediliği bilgelikte arar. Devlet ve sermaye ile ebedileşmek yerine Allah’la ebedileşmeye çalışır. Dünyevi statüleri reddeden münzevi değil, ama onlara koşarak aydın kimliğini de araç haline getirmez. Daha dengeli bir ilişkiye sahiptir. Bu nedenle ne halk popülizmini yapar, ne elitizme yönelir, ne de iktidar temsilciliğine soyunur. Müceddidi münevver, elittir. Yani düşünce düzeyi, bilinç düzeyi ve ruhsal olgunluğuyla farklıdır. Kalabalıklardan, kitlelerden, sıradanlıklardan bu özellikleri ile ayrışır. Fakat bu farklılıkları elitizme dönmez. Onu ayrıcalık ve tahakküm haline getirmez. Aydınlanma ve aydınlatma tutumunu despotizme ve elitizme çevirmez. Bu nedenle elittir, ama elitist değildir. Bilinç ve bilgi yüksekliğini tahakküme çevirmek yerine tahakküm ilişkilerini özgürleştirmeye adar kendisini.

Elitist olmadığı için milletine, toplumuna ve ümmetine yukarıdan bakmaz. Mahallesinden firari etmez. Onun meseleleriyle uğraşır. Hem eleştirir. Hem de anlaşır. Eleştirerek aydınlatır, ikaz eder, uyarır. Gazali, “Gafletten Uyanış” kitabı ile bunu yapar. “Filozofların Tutarsızlığı” eserinde ise elitist münevver ve düşünürleri eleştirir. Müslüman halkın pratiklerini küçümseyen tutumlarının yanlışlığını söyler. Bu açıdan Gazali müceddidi münevverdir. Yine çağdaş dönemde Mehmet Âkif, “Mahalle Kahvesi” şiiri ile bunu yapar.

Âkif, Müslüman mahallenin yoksulluk ve cehaletini tenkit eder. Ama mahalleden de firari etmez. Yeni Avrupa’dan gelen Batıcı bir aydın arkadaşı ile Fatih semtinde dolaşırken ona hitaben şunu söyler: “Sen Eyfel kulesinden bakıyorsun, biz ise bu minareden.” Bu tutumu ile iki farklı bilinç, iki farklı konumlama ve iki farklı görüş ortaya konulur. Mahalleyi derin eleştirilerine karşın, yine de mahallenin minaresinde bakma konumunu devam ettirir.

Elitizm, aydın despotizmiyle var olur. Hakikat benim diyerek topluma bakmadan, toplumu görmeden ondan sadece itaat ister. Çünkü halkı cahil görür. Onların nesnel bilgi yetersizliği karşısında kendisinin sahip olduğu bilgi ile dev aynasında görür kendisini. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”ndeki Dr. Ramiz Bey karakteri ile bunu güzel anlatır. Dr. Ramiz Bey, Venedik’te psikanaliz alanında doktora yapmış. Kazandığı bu bilgiyle geride kaldığını düşündüğü toplumu kurtarmaya çalışır. Hastalarına görmediği rüyayı ısmarlar! Hayri İrdal’i hasta olduğuna ikna eder, hastaneye sokar ve ondan rüya görmesini ister. Bir açıdan Türkiye’de olmayan rüyaya yatırarak hasta gördüğü toplumu iyileştirmeye çalışır.  Batı’da gelişen psikanalizi bir bilimden öte muska haline getirilmiş bir şifa mitolojisi haline getirir. Toplumun rüyasını önemsemez. Hayri İrdal’ın muhayyile etmesini, var olmasına aldırmaz. Rüyayı dayatır, psikanalizi de büyüye/mite çevirerek dayatır. 

Ne Gelenekçi ne de Modernist; Fakat Tecditçidir

Müceddidi aydın, gelenekçilik tutumlarından uzaktır. İslam düşüncesini akan bir nehir olarak düşünür. Yenilenerek akan bir nehir. Gelenekçiler gibi çağa kapalı değildir ve geçmişe de gömülmez. Firari aydınlar gibi mirası da ret etmez. Mahallesinde, camiasında ve ülkesinde sonuna kadar gayret ve mücadele içerisindedir. O, bunaldığı zaman inzivaya çekilir. İnziva ile ruhsal durulma, sükûnet ve olgunlaşmayı yaşayarak yeniden topluma döner.

Müceddidi münevver, mahallesinde, toplumunda ve ülkesinde bunaldığında, sıkıntıya düştüğünde, dışlamalarla karşılaştığında firari bilince dönüşmez. Ne mahalleden kaçar, ne de toplumdan. Bunun yerine uzlete çekilir. Entelektüel inzivaya yönelir. Tek başınalığı yaşar. Modern yalnızlıktan farklıdır bu. Filozof Heidegger de bu farklılığa işaret eder. İnzivada, yeniden kendisine döner. Benliğini gözden geçirir. Bilinç yorgunluğundan dinlenmeye yönelir. Sükuneti yaşar. Tefekkür eder. Dingin bir ruh hali ve bilince kavuşunca yeniden topluma döner. Ahmet Hilmi’nin “Amak-ı Hayali”ndeki Raci de bunalan Batıcı aydın olarak kabristandaki Aynalı Dede Kulübesi’ne kendisini atar.

Gelenekçiliği benimsemez, ama geleneği önemser. Gelenek ile gelenekçilik farklı anlamlara sahip. Gelenek, bir toplumun tarih içinde kazandığı alışkanlıklar, tecrübeler ve üsluplardır. Mimar Sinan’ın Süleymaniye’si, Şeyh Galib’in Hüsn ü Aşk’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si, İbn Haldun’un Mukaddime’si, Esad Efendi’nin Ateş Kasidesi… Hepsi gelenektir. Bu mimariden, şiirden, kasideden, edebiyattan, düşünce sistemlerinden yararlanılır. Ama olduğu gibi aynen bu çağa taşınarak tekrarlanıp durulmaz. Gelenekçilik ise bu geleneği yaşadığı dönemin kalıbıyla alıp tekrarlamaktır. Onu yeni çağın idraki ile yenilememektir. Gelenekçilik bidat ve hurafeleri de taşır içinde. Onları da mutlaklaştırır. Ruhtan çok, şekildir. Eserlerin ve tecrübelerin kendi çağlarındaki tarzları taklittir. Oysa Müceddidi münevver, geleneği de yeniler. Onu da ihya ve ıslahla içinde yaşadığı zaman için yeniden üretir. Mücedidi münevver, gelenek taklitçisi değil; bunun yerine geleneği tecdit ile yeniden üretmek bilinci ve tutumudur. Hafızları, Bestamileri, Fuzulileri okuyan Mehmet Âkif, çağına dokunan yepyeni bir şiir ortaya koymuştur.

Modernizm; Batı tecrübe ve medeniyetini taklit etmektir. Avrupa’nın düşüncelerini, ideolojilerini, felsefelerini, akımlarını bire bir toplumumuzu aydınlatmak için alıp kullanmaktır. Kültürel ve inanç müktesebatımızdan vazgeçmektir. Geleneği reddetmektir. Yüz elli yıldır bunu yapıyoruz. Batı’yı bir Perometheus görüyoruz. Tanrılardan ateşi (ışığı) çalarak insanları aydınlatan Grek tanrısı. Batıcı aydınların ona övgüler yağdırması tesadüfi değil. Modernizm, aydınlarımızı Batıcı yapmış, firari yapmış, taklitçi yapmış, toplumuna yabancı yapmış. Müceddidi aydın, bunları aşar.

Farklı Hikmet Havzalarına Seyahat Eder

Batıcı aydın modernisttir ve sadece Batı’yı bilir. Batı’ya metfun, başka dünyalara sağır. Bütün hikmetin burada olduğuna inanır. Gelenekçi münevver de bütün hikmeti modern zaman öncesine ait tarihte arar. Çağının hikmetine veya farklı çağların da hikmetin olacağına inanmaz. Ezeli hikmet teziyle tamamen modern çağ öncesi döneme hasreder. Oysa hikmet ve düşünce bütün zamanlara ışır. Farklı zamanlarda, farklı tecrübelerle var olur.

Müceddidi münevver, kendini mahallesine, toplumuna ve geçmiş zamana hapsetmez. Farklı düşünce havzalarına karşı pozitif tutum içerisindedir. Bütün çağları ve bütün kültürleri içinde hikmet de taşıyan alanlar olarak görür. Batı’dan da Doğu’dan da modernlikten de gelenekten de yararlanır. Eleştirel tutum içerisindedir. Hem Batı’yı, hem moderniteyi, hem de gelenekteki yozlaşmaları eleştirir. Mehmet Âkif bunu yapar, Muhammed İkbal bunu yapar, Aliya Izzetbegoviç bunu yapar. Ama kendi entelektüel varlık dünyasından firari olmazlar. İslam entelektüel varlık dünyasıdır. Oradan yudumlanır, hikmetlerden de beslenirler. Modern zamanlardaki düşünce havzalarından yararlanırlar. Onların soy kütüğüne, milliyetine ve coğrafya farklılığını duvar görmezler.

Düşünce seyahatlerini yaşar. Farklı hikmet memleketlerine kanatlar. Muhammed İkbal’in Cavitnâme adlı eseri bunu anlatır. Doğu’nun, Batı’nın ve İslam toplumlarının entelektüel dehalarını birbiri ile konuşturur. Zerdüşt, Platon, Said Halim Paşa… Zamanlar üstü bir düşünceler arası seyahate kanatlanır. Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal adlı eseri de öyledir. İkbal ve Ahmet Hilmi, iki çağdaş entelektüel. İki müceddidi münevver. İki münevver de bu eserleriyle farklı hikmet coğrafyalarına yaptıkları seyahatleri anlatırlar. Yeni Müslüman münevverin bilinç açıklığını ve tutumunu gösterirler.

Dört aydın tipinden ve dört zihniyet tarzından bahsettik. Türkiye tecrübesini önde tutarak bunu ele aldık. Sonuçta önümüzü açacak ve aydınlatacak müceddidi münevver tipidir. Bu aydın tipi ne bürokrat, ne stratejist, ne diplomat. Bu aydın tipi grupçu da değil, partici de. Cemaatçi de değil, teşkilatçı da. Müceddidi münevver, hakikati her şeyin üstünde tutarak düşünce arayışında olan ve toplumu aydınlatan bir şahsiyettir. Yeni Müslüman münevver tipi, müceddidi münevverdir. Bize çıkış yolu gösterecek düşünce şahsiyeti…

1 Yorum

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz