Muhafazakarları, İslamcıları ve Dindarları Hesaba Çekenler

0
31

Hesaba çekmek ne demektir? Kendini otorite, yukarıda, bilen, hakim, yargılayan düzeyde konumlayarak karşıdaki kişiyi, grupları, düşünceleri sorgulamak. Hesaba çekme tutumunda, hem otoriterlik hem yetkinlik iddiası hem de kibir hakimdir. Burada düşünce bilgeliği, bilim objektifliği ve insani mütevazilikten eser yoktur. Hesaba çekenin ana güdüsü yenmek, hakim olmak, yönetmek, ezmek yönleriyle öne çıkıyor. Doğrunun, hakikatin ve gerçeğin ortaya çıkarılması diye bir endişeden bahsedilemez.

Son yıllarda “hesaba çekme” tekniği çok revaçta. Herkes herkesi hesaba çekme peşinde. Ortalık hakim ve savcıdan, soruşturmacıdan ve muktedir ruh hallerinden geçilmiyor. Düşünce, kitap, yazma işleriyle uğraşan kişilerden bahsediyorum. Herkes konumlandığı mahalle üzerinden, lobi üzerinden karşı mahalleyi hesaba çekme peşinde. Bilgisini de buna hizmete sokuyor.

Hesaba Çeken Muhalif, Sol Kemalist ve Laikçiler

En yaygın olan hesaba çekme tutumlarının başında muhafazakara yönelik olan ortaya çıkıyor. Elbette muhafazakârlar yanında dindarlar ve İslamcılar da sıraya diziliyor. Hâkim ve tepe otorite sandalyesinde oturum derin cahillikleri ile görsel bilmiş şölenler eşliğinde gerçekleşiyor bu seanslar. 

Muhafazakarları hesaba çeken güruhun başında muhalif, sol, laikçi kesimler geliyor. Kendilerini medeni, şehirli, okumuş, eğitimli görüyorlar. Haksızlığa uğramış ve dışlanmışlar diye kurguluyorlar. Kendilerine “karşı” olarak kurguladıkları ise elbette taşralı, köylü, cahil kişiler oluyor. Okumaları, barajlar ve yollar yapmaları, hastane ve üniversite kurmaları, sosyolog ve sinemacı olmaları umurlarında değil. Kibirli ve otoriter sosyolojik egemenlikleri ile beyazlar, medeniler ve modernler. Bunun tekeline sahipler. Bu alandaki varlıklarını kimseye de kaptırmak istemiyorlar.

Köylüler ve taşralılar şehirleşemez, medeni hale gelemez, iktidar olamaz, devleti temsil edemez. Yıllar önce, çok saygı duyduğum Nişantaşılı bir hocama neden Ak Parti’ye muhalifsiniz dediğimde verdiği cevap ilginçti: devleti muhafazakarlara teslim edemeyiz. Kimdi bunlar? Bu kadar yıl siz yönettiniz hocam, biraz da muhafazakârlar yönetsin demiştim. Bu beyaz kolektif bilinç devam ediyor. Memleket altüst olmuş, köprünün altında o kadar su akıp gitmiş onlar hâlâ devlet sahibi olarak görüyorlar kendilerini. Bunu kaybetmenin derin panik ve hatta trajik hallerini yaşıyorlar.

Hesaba çekiyorlar. Ama siyaset üzerinden değil. Sosyoloji, kültür, yaşama tarzı ve medenilik üzerinden. Bunu yıllarca yaptılar. Ama şimdi daha geniş bir şekilde yapıyorlar. Sol liberaller de katıldı bu koroya artık. Frankfurt Eleştirel Okul’dan ilham alanlar, artık otoriter bir zihin diliyle hesaba çekiyorlar. Solculuk laikçiliğin bekçiliğine dönüyor yeniden. Laikçilikten öte, statükocu laiklerin medeniyet üstünlük projelerine yamanıyorlar. 

Ak Parti iktidarının uzun süreli serüveni muhalifleri de başka alanları keşfe yöneltiyor. Partiyle, siyasetle, sol ile demokrasi ile muhalefetin yetmediğini görünce “hesaba çekme” ile muhalefete yöneliyorlar. Daha önce İslam demokrasiye uyuyor mu şeklinde bir hesaba çekme biçimi vardı. Daha açık, daha politik. Ama şimdi bunlar aşıldı. Giyim kuşam, yaşama tarzı, şehirlilik ve medenilik üzerinden hesaba çekiyorlar. İroni, alay, mizah, yöntemleriyle muhafazakarlar, dindarlar ve İslamcılar “çobanlıktan” “köylülüğe” terfi ediliyor. 

Firari Zihinlerin Burjuva Mahallesinde İş Tutma Gayreti

Müslüman mahallesinden firar eden zihinler, gittikleri kibirli burjuva mahallesinde iş tutmak için “hesaba çekme” siyasetini birinci vazife görüyorlar. Bunu sürekli yapmak zorundalar. Yoksa konumlarını kaybederler. Her zaman dini pratikleri, gündelik din yaşamında meydana gelen sapma, dejenerasyon ve yanlışları gündeme getiriyorlar. Bunların ıslahı, giderilmesi vs gibi bir dertleri yok. Oysa dini pratiklerin gündelik hayattaki anlamsal bozulmaları sadece muhafazakar ve dindarların aleyhine sonuçlara yol açmaz. Bunları da aşarak bütün topluma zarar verir. Toplumun geneline anlam veren bir kültür dünyası itibarını kaybederse, toplum da ciddi manada anlam kaybına uğrar. Münevverin görevi bunu görerek bunun üzerine eleştirilerde ve çözümlerde bulunmak. 

Oysa firari zihin ısrarla bunları sadece muhafazakar, İslamcı ve dindar çevreleri sıkıştırmak, ezmek, küçük düşürmek amacıyla yapıyor. İktidara karşı sosyolojik tahkimat yapmanın peşinde. Oysa 2016 yılından beri iktidarın muhafazakar, sol kemalizm ve milliyetçilikten oluştuğunu bilmemelerine imkan yok. Ama iktidarla ilişkili olduğunu düşündükleri muhafazakar sosyolojiyi sadece eleştiriyorlar. Hadi sol kemalistler zımni müttefik diyelim. Peki milliyetçiler üzerine tek bir eleştiri gördünüz mü bunlardan? (Mustafa Öztürk, Dücane Cündioğlu, Tarık Çelenk gibi kişilerden). Sert taşranın/köylülüğün sosyolojinde etkili olan milliyetçilik tartışması neden yapılmaz? 

Muhafazakarları, dindarları ve İslamcıları eleştirmek de kolay, ezmek de… Çünkü bu kesim şiddete yönelmez. Bu kesim belli bir entelektüel olgunluğa ve düzeye sahip. Eleştirdiğinde Türk düşmanı ve devlet düşmanı damgasını yemezsiniz. 

 “Muhafazakar mahalle şaka kaldırır mı?” Tartışılan konunun başlığı bu. Ne kadar aşağılayıcı bir başlık, değil mi? Hatta başka bir firari zihin de İslamcı bisiklete binemez, deniz kıyısında yürümekten anlayamaz gibi cahilane sözler sarfetmişti. İlginç olan bunların hiçbirinin sosyoloji, psikoloji ve siyaset bilimi gibi pratik bilim uzmanları da olmamaları. Yarı buçuk bilgileri ve konumlandıkları mahalle havaları ile konuşuyorlar. Efendilerinin medeni, şehirli, eğitimli ve de modern olma ön kabulleriyle belli bir özgüvenle konuşuyorlar. Ağızlarından çıkanı ölçüp tartmaya lüzum bile duymuyorlar. 

Bir mizahçı çıkıyor ve en kutsal değerlerimizi hesaba çekerek konuşuyor. Sonra da savcılar tutukluyor. Şahsen ben de tutuklanmasından yana değilim. Ama Müslüman olarak benim kitabımla alay etmeyi mizah diye kamuoyu üretiminde bulunmasını da hiç doğru bulmuyorum. Firari zihin kalkıp bunu “muhafazakar şakadan anlar mı?” diye formüle ederek tartışıyor. Sanırsınız “muhafazakar” Afrika ormanlarında yeni keşfedilip bulunmuş bir tür. Bizim kaçkın zihin de antropolog. İnsanda biraz ahlak olur, düşünce haysiyeti olur! Muhafazakarlarla yıllarca yatıp kalkıp sonra da bu soruyu sormak…Üstelik muhafazakar eşittir iktidar da demek değil, Ak Parti de demek değil. Muhafazakarlar, İslamcılar ve dindarlar çeşitli siyasetlere, partilere, cemaatlere ve gruplara sahip geniş toplumsal kesimler. Siyasal iktidarın yanlışını doğrudan onu muhatap alarak eleştiri cesaretiniz mi yok, yoksa başka amaçlarınız mı var? 

Hesaba çekme alanı cinsellik, kutsallık, iffet, giyim gibi geniş bir alanı kapsıyor. Modernliğin ve egemen Batı kültürünün mutlak doğru kabul edilen normları esas kabul ediliyor. Sonra da bunun karşısında değerlerimiz ve yaşantılarımız hesaba çekiliyor. Eşcinselliğin ürettiği travmaları hesaba çeken ya da yerleşik şehir burjuvazisinin ürettiği sömürü düzenini hesaba çeken tek bir cümlelerini gördünüz mü? Göremezsiniz. Çünkü at sahibine göre kişner. Milletin aydını ise millete topyekûn bakarak onun sözcülüğünü yapar.

Beyaz Burjuva ve Laikçi Mahalle Aydını 

Muhafazakarları ve muhafazakarlığı hesaba çekmekle yetinmeyen bu güruh, İslam dinine kadar vardırıyor işi. “Düşünme dine yakışan bir şey değil… Kuran soru sormayı kesin olarak yasaklar. Tarikatlarda, cemaatlerde, örgütlerde soru sorulmaz. Bu tür yapılarda en iyisi köle olmak”. 

İslam düşüncesini bilmeyen birisine ait değil bu sözler. Arapça bilen, meal yazan, kitapları İslam ile ilgili olan bir “firari zihne” ait bu söylemler. Ancak o yeni yerleştiği mahallenin sosyolojisiyle bütünleşerek konuşuyor. İşini yapıyor. Efendilerinin kendisinden beklediğine göre konuşuyor. 

Kimdir bu mahalle? Efendileri kimlerdir bunların? Bunların sosyolojik ve kültürel iktidarının anlamı nedir? Şehirli burjuva ve laikçi mahalledir. Yüzyıldır Türkiye’yi tekellerinde tutan, Batıcılaşmayı medenileşme olarak gören, dinden kopmayı ilerleme zanneden bir mahalle. Şimdi hırçın, öfkeli ve kudurgan. Çünkü sarsılıyor. Tekelci, egemen, ve Batıcı düzeni sarsılıyor. Köylüler, taşradan gelenler, İslamcılar bunların yapısına çomak sokuyor. Hileleriyle hilelerini bozan bir siyaset var. İslamcılık, dindarlık, din bastırılan, itilen, susturulan mekanlardan ve yerlerden çıkıyor. Suskunluğunu bozuyor. Kekeleme konuşma ve düşünceyi terk etmeye başlıyor. 

Beyaz burjuva ve laikçi egemenlerin sermaye, medya ve kültürel tekelciliği yeni paylaşımlarla kaybedildikçe çılgınlaşıyorlar. Bu defa artık firari zihinlerle cevap veriyorlar. Firari zihinlerin bütün eleştiri ve özgürlük iddiaları sadece iktidara ve muhafazakarlara karşı geçerli. Bu camiayı köylüler diye damgalayanların çürümüş şehirli burjuvazi üzerine tek cümle kurduğunu gördünüz mü? Biz İslamcı kimliğimizle Yeni Şafak’ta İslamcıların taşra sorunu üzerinde kaç yazı yazdık! Bu bir erdem de değil, bir aydın yükümlülüğü. Çünkü münevver adam sadece karşı mahalleyi eleştirmez, kendi mahallesini de eleştirir. Üstadımız Mehmet Âkif’ten bunu öğrendik.

Firari aydın, artık bir beyaz burjuva aydınıdır. Laikçi kesimlerin aydınıdır. Onun sözcülüğünü yapıyor. Vazifesi de her gün dindarların ve İslamcıların eksikliklerini, yanlışlarını ve sapmalarını bulup yüzlerine çarpmak. Efendileri adına hesaba çekmek, “yumuşak güç” kültür üzerinden hesaba çekmek. Düşünceler çoğu kez içine yerleştiğimiz ilişkiler ağının parçasıdır, onun yansımasıdır, onun sözcüsüdür. Firari aydında beyaz burjuva ve laikçi mahalle ilişkilerinde konumlanmakta. Buradan konuşmakta ve buradan fonksiyonunu icra etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz