İmam-ı Gazali diyoruz. Çünkü o İslam toplumlarında entelektüel bir imamdır. Yani İslam fikriyatının en önemli otoritelerin başında yer alır. Nitekim bütün hayatı ilimle, irfanla ve fikirle geçen bir şahsiyet. İmam denmesinin fenomenolojik boyutu önem taşır. O da Müslüman toplumun büyük bir çoğunluğun üzerinde ittifak ederek bilgilerinden yararlanarak hayatına yön vermesidir. İmam, İslam bilgisine ulaştığı seviye, donanım, anlam, amel ve örneklik ile topluma model olan sosyal aktördür. Müslümanlar onun bilgisi ve amellerine bakarak hayatlarına yön verirler. Ayrıca “peygamberin varisi” olarak görerek, peygamber yolunda gitmek isteyen de yine ona bakar.
1- Nizamın Düşünürü
Gazali, bilim hayatının başında iktidar ile bütünleşen bir düşünür ve bilim adamıdır. Yazdığı risaleler ve ürettiği bilgiler ile egemen iktidarı tahkim etmekte, meşrulaştırmakta ve savunmaktadır. Siyasal ve toplumsal bütünleşme amacıyla hareket etmektedir. “Batınilerin iç Yüzü” adlı eser, dönemin halifesinin siparişi ile yazılmıştır.
Nişabur’daki Nizamiye Medresesinde çalışmaya başladığı zamanlarda Selçuklunun ihtişamlı veziri Nizamülmülk himayesine girer. Isfahan’a giderek vezir ile çalışmaya başlar. Daha sonra vezir Bağdat’ta açtığı Nizamiye Medresesine onu atar. Orada hem başmüderrislik yapar hem de Halife ile Selçuklu Sultanı arasında çeşitli elçiliklerde bulunur. Gazali, Isfahan ve Bağdat saraylarında üst düzey görevlerde bulunur. Bilim adamları arasındaki münazaralara katılır, çeşitli devlet görevlerinde bulunur ve medresede de dersler verir.
Nizamiye Medresesi, fenomenolojik bağlamda düzeni vurgular. Kurucunun lakabı da öyledir: Nizamülmülk. Bütünleşme, düzen, birlik, vahdet en temel arayış olarak ortaya çıkıyor. Nizam kavramı bunu vurgular. Resmi ve egemen düzenin medresesi, ilk defa bu kadar kapsamlı bir şekilde inşa ediliyor. Çünkü hem devlet hem şeriat hem de toplum büyük bir düzensizlik ve ifsat ile karşı karşıyadır.
Batıni akımlar hem siyasal yapılar açısından hem de düşünceleriyle ümmetin birliğini tehdit etmektedir. En azından ümmet çoğunluğunun oluşturduğu Selçuklu iktidarını ve Bağdat hilafetini kaosa sürüklemektedir. Siyasal ve toplumsal düzen için tehdit edici pratikler, düşünceler ve örgütlenmeler ortaya koyuyor. Batınilik, felsefi, siyasi ve teolojik yaklaşımlarla muhalefet ediyor. Yerleşik olan, egemen olan ve çoğu toplumsal kesim tarafından kabul edilen konsensüse karşı meydan okumaktadır.
Batınilik, öncelikle öznelci ve anarşist epistemoloji ile hareket ediyor. Şeriatın üzerinde uzlaşılan normlarına karşı derin öznelcilik ve anarşist epistemoloji ile saldırılıyor. Masumiyet teorisi bu açıdan dikkat çekicidir. Peygamberlik, velayet , ölüm, diriliş, kader gibi en temel dini konularda öznelci tutumlar ortaya koyuyor. Örneğin İsmail’i inançta peygamber gelmeye devam ediyor. Allah ile ilişki içinde haberler geliyor. Allah, Hz. Ali’de cisimleşiyor. Hulul ve reenkarnasyon inançları kabul ediliyor. Yine kimi özel ve seçilmiş insanların şeriata bağlılığı zorunlu olmadığı ileri sürülüyor. Buna göre de bazı din adamları peşinde gidenleri ibadetlere karşı sorumlulukları kaldırıyor. İsmaililik, Karmatiler, Dürziler ve Nusayriler gibi birçok batıni akım doğuyor. Zerdüştlük, Helenizm ve Mezopotamya gnostisizmi ile İslamı yorumlayan birçok senkrektik inanç ortaya çıkıyor.
Bu akımların teolojiye yönelen bozucu meydan okumaları kadar, örgütlenerek siyasal meydan okumalara da dönüşür. Hasan Sabbah’ın Haşhaşiler örgütü bunlar içerisinde en dikkat çekici olanları arasında yer almaktadır. Doğrudan devletleri hedef almaktadır. Özel yetiştirilmiş “suikastçı dervişler”le birçok Müslüman devlet adamı katledilir. Nizamülmülk de bunlardan birdir. Bu “orta çağ terörü” ile hem Müslüman toplumlar hem de Müslüman devletlere korku veriliyor. Nizam, yerinden edilmek isteniyor. Politik nizam ve sosyolojik nizam sarsılıyor.
Gazali, bu şartlar içinde siyasal iktidarın düzen arayışına bilim cephesiyle yardım eden önemli bir şahsiyettir. Güçlü İslami bilgileri ve düşünce yöntemleri ile iktidarın bilgi ihtiyacına karşılık verir. İktidarın stratejisine uygun bir şekilde meydan okuyan düşünce akımlarına karşı cevaplar geliştirir. Egemen nizamın verdiği savaşın bilim cephesini temsil eder. Bu çerçevede ürettiği bilginin meşruiyetini de ortaya koyar. Gazali, yazdığı bir kitabın önsözünde iktidara bilgi üretmenin meşruiyet ve anlamını açıklar. Ne yaptığının farkındadır. Buna göre çok yakından tanıdığı, sevdiği ve ümmetin başını temsil eden halife ondan kitap yazmasını istemiştir. O da ümmetin birliğini ve şeriatın uygulanması için bunu yapacaktır. Çünkü batıni akımlar hem toplumsal düzeni tehdit ediyor hem de şeriatı. Halife ise Müslüman toplumun otoritesi olduğu gibi şeriatı da uygulatan kudrettir. Bu nedenle ona yardım edecek kitapları yazmak, bilgiyi üretmek gerekir.
Nitekim, Batıni düşünceleri ve hareketleri eleştiren, onların dine uymadığını ortaya koyan risaleler yazar. Bu risaleler ile ürettiği bilgiler aracılığıyla bir bakıma öznelciliği ve anarşist epistemolojiyi çürütmeye çalışır. Onların en teolojik tezlerini, ileri sürdüğü kanıtlarla yanlışlar. İslamiyet’in, “Orta Yol” tezini ortaya koyar. Nitekim bir kitabının adı da “Orta Yol” adını taşımaktadır. İslami orta yol epistemolojisini savunur. Öznelciliği aşmak üzere, yine nesnellikle şeriatın objektif norm tarafını gösterir. Bir açıdan derin öznelciliğe karşı Orta Yol nesnelliğini yüceltir. Heretik unsurlarla entelektüel savaşıma girer.F
2–Kritiğin Düşünürü
Gazali, İslam düşüncesinin en önemli kritik düşünürlerinin başında yer almaktadır. Kelam, felsefe, fıkıh ve tasavvuf alanlarında yaptığı çalışmalarıyla önemli eleştirilerde bulunur. Başlangıçta bu eleştiriler iki kısımda yürür. Birincisi Meşşai filozofları özelinde felsefeye yöneliktir. Belli bir felsefe biçimine eleştirilerde bulunur. İkinci eleştiri alanı ise doğrudan dinle ilgilidir. Yani akaid, fıkıh ve kelamla ilgili. Burada çoğunlukla Batınilere saldırır. Entelektüel ve bilimsel bir saldırıdır bu.
Batınilik ve çeşitli ekolleri ile Meşşai felsefesi baş hedefidir. Çünkü İslam dünyası bu iki ekol ile çalkalanmaktadır. Batiniyye çeşitli fikri metinleri ve siyasi pratikleriyle İslam toplumlarını tehdit etmektedir. İslam’ın otantik prensipleri üzerine nihilist okumalar gerçekleşmektedir. Siyasal otorite ve ümmetin birliği büyük tehditlerle yüz yüze. Entelektüel planda iki önemli tehdit var. Birincisi, Batıniliğin “teolojik nihlizimi”dir. İkincisi ise Grek felsefesinden gelen Meşşai yaklaşımlarıdır. Meşşai felsefeciler, İslam’ın ana prensipleri üzerine rasyonalizmi merkeze taşımakta ve İslam akaidinin bazı temel inançlarını dışlamaktadırlar.
Gazali’nin en büyük kritikleri bu iki ana ekol üzerinedir. Gazali’nin otobiyografi niteliği taşıyan “Dalaletten Çıkış” ve yine ” Fedaihul Batınıyye ve Fezailül Mustazhırıyye” adlı eseriyle Batıniliğin siyasal varlığını sorgular. Bunun dayandığı kelamî (ontolojik) temelleri reddeder. Fatimi devletinin siyaseti ve Batıni ekollerin düşünceleri, bu toplumsal dönemde Abbasi halifesini bunaltmaktadır. Fatimiler, Batıni propagandaları aracılığıyla hilafetin meşruiyetini sorgulayarak, kendi hilafetlerini savunmaktadırlar. Batıni siyasal ilahiyat, Batıni kelam ile tahkim edilmekte ve Ehli Sünnet yaklaşıma saldırılmakta. Gazali, bu teo-politik durumda halife Mustazhırıyye’yi savunur. Savunmasının meşru temellerini ortaya koyar. Bu meşruiyet kaynağında ümmetin birliği ve şeriatın bekçiliği gibi iki ana ilke yer almaktadır. “El İktisat ve-l İtikat” adlı eserinde siyaset teorisini geniş bir biçimde ortaya koyar.
İkinci önemli kritik Meşşai ekolüne karşıdır. El Münkız’da İslam toplumlarının entelektüel sınıflamasını yaparken, Meşşailer araştırdığı dört ekolden biridir. Onlara felasife der. “Filozofların Tutarsızlığı” adlı eserinde bu ekolü daha ayrıntılı bir biçimde tartışır. Onları kelamla, felsefeyle ve akaid ile kritiğe eder. Sonuçta iki temel eleştiri öne çıkıyor. Birincisi, doğrudan İslam’ın ontolojisiyle ilgilidir. Bu filozoflar cennet ve cehennemi sembolik bağlamda değerlendiriyorlar, dirilişi de kabul etmiyorlar. Bu ontolojik bakışları İslam ontolojisiyle tutarsız görülüyor. İkincisi ise İslam ile kurdukları yaşam pratikleridir. Meşşailerin “habitusu”nu (sosyolog Bourdieu’nun kavramıyla) sorunlu görüyor. Çünkü bu filozoflar, İslam’ın pratik gündelik yaşamına kibirle yaklaşıyorlar. Elitist bir tutum içine giriyorlar ve yine İslam’ın gündelik pratik hayatına karşı tutarsız davranışlarda bulunuyorlar. Adeta İslam’ın gündelik yaşam pratiklerini sadece avama hasrediyorlar. Nitekim Gazali, bu filozofların ibadetleri yerine getirmedikleri ve bunları avam davranışlarından saydıklarını söylemektedir.
Gazali, bu eleştirileriyle bize önemli bir yol gösteriyor. O da İslam’ın hem ontolojisiyle hem de pratik gündelik yaşamıyla tutarlı olmanın gerekliliğidir. Nitekim kendi hayatında bunu görüyoruz. O, kelam, felsefe, tasavvuf, akaid gibi temel İslam disiplinlerine hâkim birisi olarak hem büyük bir entelektüel hem de İslam’ı sade biçimiyle hayatında gösteren bir şahsiyet. Avam ve havası hayatında birleştirmiş bir düşünür. Bundan dolayı gün gelir Bağdat da en önemli mevkilerde yer alır, gün gelir Tus köyünde sade bir Müslüman derviş olarak yaşar. İhya projesinde “amel ilimi”ni merkezde tutar.
Gazalinin reddiyesinin başında Rafıziler, Hariciler, Dehriyun gibi Allah’ı inkar eden Dehriler, İslam’ı yalanlayan Yahudi, Hristiyan, Mecusi ve putperestler, diriliş ve hesap gününü, cennet ve cehennemi sadece sembolik olarak tanımlayan felsefeciler gelir. Bunların batıl, sapkın, dalalet içinde olduğunu söyler. Bu dinlerin, akımların ve felsefelerin İslam toplumuna yönelen taarruzlarını entelektüel kritikleriyle püskürtür. Bunu yaparken de kimi kez kritik eder, kimi kez de reddeder.
Gazali, kritiklerinde tekfircilikle arasına ciddi bir mesafe koyar. Bu nedenle kolayca tekfire gitmez. Uzun araştırmalar ve düşünmeler sonucunda hesaplaşmaya baş vurur. Bu entelektüel tecessüs ile beraber oldukça sade bir yönteme başvurur. Bu çerçevede kelime-i şehadet ve kıble ehli olma ölçüsüne dikkat çeker. İslam’ın temel akidelerine karşı bir yalanlama içinde olmadıkça tekfirden uzak durmak gerektiğini söyler. Bu konuda Müslüman toplumun kendi içindeki içtihadını, icmasını ve uzlaşmalarına büyük önem verir. Ümmetin selameti, devamı ve bütünlüğüne sık sık dikkat çeker. Böylece mezheplerin kendi içindeki ihtilaflarına da iki açıdan yaklaşır: Akidenin sağlamlığı ve toplumun/ümmetin birliği.
3- Nizam İlişkilerinden ve Zihniyetinden Kopuş
Gazali’yi iki döneme ayırarak değerlendirebiliriz. Birinci döneminde sarayda, sultan ve halife ile beraber çalışmaktadır. Siyasal düzenle beraber bilgi üretiminde bulunmaktadır. Bu dönemde bilgi önemli ölçüde “nizamla” bağlantılı bir şekilde üretilmektedir. Bilginin eğitimi de bu angajman içinde yürümektedir. Nizamülmülk’ün açtığı Nizamiye Medreselerinde çalışmakta ve yine onun himayesinde sarayda çeşitli görevlerde bulunmaktadır. Yine Bağdat Halifesiyle de çalışmakta ve oradaki siyasi gelişmeler üzerine çeşitli fetvalar vermektedir. Sonuçta “nizam netvorku”nda konumlanan bir habitusu bulunmaktadır. Şöhret, güç, imkan ve kültürel sermayenin önemli bir aktörüdür.
Gazali’nin ikinci dönemi ise bu “nizam alanı”ndan kopuşu ve ümmetin sivil bağlamına yerleşerek var oluşunu anlatır. Nizam çevresinden kopuşun çok dramatik bir hikâyesi vardır. 1095 yılında ise derin bir zihni ve ruhsal bunalım içine girmektedir. Bilgi, zihin ve ruh düzleminde süren bu bunalım, fiziksel yansımalara da neden olur. Nitekim lal olur. Ders verirken tek kelime ağzından çıkamaz hale gelir. Sonuçta sarayı ve siyasi çevreleri tamamen terk etmeye karar verir. Bağdat’tan ayrılarak Şam’a yerleşir. Hacca gideceği yönünde bir intiba uyandırarak Bağdat’tan ayrılır. Kudüs ziyaretinde bulunur. Hz. İbrahim makamında yemin eder. Saraydan, siyasal çevrelerden uzak kalacağına ve onlardan yardım almayı kabul etmeyeceğine kendi kendine söz verir. İki yıla yakın bir uzlet dönemi yaşar. Şam’da minarede tek başına yaşar uzun süre. Sadece namaz vakitleri camideki ibadete katılır. Tasavvufa yönelir.
Tus şehrinden ilim için seyahate çıkan Gazali, entelektüel ve ruhsal arayışlarında zirveye ulaştığı zamanlarda yine Tus’a döner. İrfanın derinliklerine bırakır kendisini. Adeta İslam ümmetinin bunalımlarına, sarsılmalarına ve ihtilaflarına fikri bir yol bulmuş mutmain bir ruh içinde.
Gazali’nin bütün hayatı araştırma, düşünme ve yazma içinde geçmektedir. Tenkit ve tevhidin peşindedir. Kişisel biyografisini yazdığı eserindeki şu çarpıcı ifadeler bunu ifade etmektedir: “…korkarak ve çekinerek değil cesurca derinliklerine dalmaya, her türlü karanlığa girmeye, her zorluğun zorun üzerine gitmeye, her tehlikeye atılmaya; hakkı savunanla batılı destekleyeni, sünnete bağlı olanla bid’atçiyi birbirinden ayırmak için her fırkanın inancını araştırmaya ve her kesimin mezhebine ait sırları keşfetmeye devam ediyorum” (El-Münkız Mine’d-Dalal).
Nişabur’da bulunan Nizamiye Medreselerinde bir süre daha çalışır. Sultan Sencer ve hem öğrencisi hem de Nizamülmülk’ün oğlu olan yeni vezirin taleplerine karşılık bunu yapar. Ancak saraya ısrarlı çağrılara cevap vermez. En sonunda köyüne döner. Orada bir ribat açar. Medrese ve tekkenin beraberliğinde bir ortam oluşturur ve öğrenciler yetiştirir. Gazali, tamamen sivil, ameli ilime kendisini adamış, medrese-tekke ortamında yaşayan ve sarayda görevler alarak kendine çıkar elde eden ulemaya da tenkitlerde bulunan bir şahsiyettir. İhya projesine adamış bir düşünür, fakih ve sufidir. Bilgiyle kurduğu ilişki kökten değişmiştir.
4-Tecdidin Düşünürü
Gazali, sadece kritiğin düşünürü değildir. Sadece muarızlarına karşı oklarını fırlatan bir şahsiyet değildir. Aynı zamanda yol gösterir. Bu açıdan o ihya, tecdit ve ıslah yöntemleriyle toplumu yeniden inşa etmeye çalışır. Bir toplum inşacısıdır bu açıdan. İslam düşüncesinin karşı karşıya olduğu taarruzlara karşı kritikleriyle set çekerken arkasından da yeni bir yol inşa eder. “Ehli Sünnet” anlayışının “Orta Yol” tezini yeniden yapılandırır. El- İtikad ve’l-İktisad bu açıdan önemli bir metindir. Bu yönüyle Gazali yeniden yapılandırıcı bir düşünürdür. Örneğin siyasal çalkantılara ve sarsılmalarla başa çıkmak ve İslam otoritelerine yol göstermek için idealizmi ve realizmi uzlaştırır. Bu çerçevede siyasal otoritenin “bilgi, kudret ve adalet” ilkeleri üzerine tesisini savunur. Şia’nın aksine siyasetin nassa değil, seçime/atamaya dayandığını söyler. Bu konuda peygamber sonrası Hz. Ebu Bekir’in seçimini örnek verir. Aynı Gazali, seçim ve atamanın yeterli şartları taşımaması halinde ümmetin birliği ve şeriatın uygulanması (normların yürütülmesi için) gerekli olan “kudreti”nin tek başına yeterli olacağını ifade eder. Asıl olan siyasal otoritenin nasıl kurulacağı değil, ne yapacağıdır.
Kritiğin ötesine giden Gazali, İslam toplumlarının ve Müslüman bireyin krizlerine çare bulma mesuliyeti ile hareket eder. Bundan dolayı ihya tezini etkili bir biçimde gündeme getirir. Nitekim “İhya-i Ulum-u Din” adlı dev eseri kaleme alır. Bu eseriyle Müslüman bireyin batıni ve Meşşai ekoller karşısında yaşadığı krizleri aşmanın epistemolojisini ortaya koyar. İslam toplumunu bu epistemoloji ile yeniden inşa eder. Öte yandan tasavvuf yoluyla bireye ve topluma yeni bir ruh sunar. Orta Yol, ifrat ve tefritten uzak; uzlaşmaya dayalı ve ümmetin maslahatına uygun bir düşüncedir. Orta Yol, Ehli sünnet ve’l-Cemaat’tir. Tekfire, çatışmaya ve indirgemeci tutumlara karşı mesafeli olmaktır. İşte kelamı: “Bin kafirin hayatını bağışlayarak yapılan bir hata, bir Müslümanın hacamat yaparak kanını dökmekle yapılan hatan daha önemsizdir”. “Şahadet getiren ve kıbleye dönen insanların canları ve malları helal değildir”. ( Orta Yol)
Gazali, İhya projesiyle dinde tecdit yöntemini ve perspektifini kullanır. “Dini İlimlerin İhyası” adlı kitabı bunun için yazar. Böylece hurafeler, Batınilikle gelen öznelcilik, Meşşailerle ortaya çıkan rasyonalizm gibi aşırı yorumlarla başa çıkmak için müceddidiye yolunu açar. Dinin yenilenmesi, dinin esaslarını koruyarak yeniden yapılandırılması demektir. İslam toplumlarının ilimlerde ve hayatta yaşadığı derin bunalımlar ile ortaya çıkan sarsıntı bu yöntemle giderilmeye çalışılır. Müceddidiye aslında gelenekçilik, öznelcilik ve akılcılık dalgalarına karşı yeni bir İslam düşünce akımı olarak doğar. Öznelcilik, batıniliktir. Gelenekçilik de zahiri olanı mutlaklaştıran yaklaşımdır. Meşşai ekolü bu ikisi dışında, Grek ve Helen felsefe yöntemleriyle gelişen bir akımdır. Müceddidiye ise “Orta Yol”dur. Uzlaşma, yenilenme, kritik boyutlarıyla önem taşımaktadır.
İhya kitabı büyük bir projedir. 1095 yılında, Bağdat’tan ayrıldığı ve siyasal çevrelerden uzaklaştığı zaman bu projeyi çalışmaya başlar. Kitap tamamen nizam dışına çıkan bir bilinç ve pratik ile birlikte yazılır. Garden gibi araştırmacıların da işaret ettiği gibi, siyasal merkezli yaklaşımdan çıkarak bireye ve topluma yönelmektedir. Başka bir ifadeyle siyasal alanda yer alarak bilgi üretiminden çıkıyor. Ümmetin, toplumun içine dönüyor. Bu geçiş için önce bir uzletten geçiyor. Uzlet ile beraber eski ilişkiler dünyası ve zihinsel üretim perspektifi terk ediliyor, bunun yerine müceddidi bir bağlama yerleşiyor. Politik alandan sivil alana geçiyor. Camilerde, şehirlerde dolaşıyor. İhya projesini bu süreçte hazırlıyor. İktidar çevresinin ısrarına rağmen sadece ders vermekle yetiniyor. Saraya dönmüyor.
İhyanın içinde yazıldığı bu yeni sosyolojik pratiğin siyaset dışı olması önemlidir. Ayrıca İhya’nın kendisi de siyaset dışıdır. Dört bölüm ibadet, adap, reziletler ve irfan kısımlarından oluşmaktadır. Bu bahisler tamamen insan ve toplum ile ilgilidir. Gazali, İslam toplumlarının yaşadığı krizin aşılmasını artık siyasal alanda görmüyor. Bunun yerine doğrudan insana ve topluma yöneliyor. Çözümü burada görüyor. Bu nedenle İhya’da bu konulara yoğunlaşıyor.
İhya, siyasal yapılanmasının bilgisini üretmez. Bunun yerine bireyi ve toplumu yapılandırmanın bilgisini üretir. Yani psikoloji ve sosyoloji öne çıkıyor. Elbette bir Müslüman münevver ve fakih olarak bunu da dini bilgiyle yapıyor. Şeriat, akait ve irfan burada önem taşımaktadır. Kimi müsteşrikler, Garden gibi, felsefe yapmaktadır diye yaptıkları yorumlar zorlamadır. Çünkü İhya, ağırlıklı olarak akait, fıkıh, ahlak ve tasavvuf alanlarından müteşekkil. Bu konular ayetler, hadisler, âlimlerin görüşleri ile temellendirilmektedir.
İhya kitabı, dini bilimleri yeniden yapılandırmaktadır. Gazali, müceddidi kimliğini burada ortaya koyar. Bu bağlamda “amel ilmi” kavramlaştırması önem taşımaktadır. Ona göre ihya, amel ilmidir. Amel, bir Müslümanın inanması ve inancını yaşaması için zorunlu olan bilgilerdir. Ancak amel ilmi yaklaşımı bir gerçekliği daha ortaya koyar. O da hakikat olarak dinin, güvenilir/sahih biçimde yaşanması için gerekli olan bilgilerdir. Bilimin sadece bilim için yapılmasını aşar. Bilimi daha varoluşsal bağlama yerleştirir. Bilim, doğrudan Müslümanın Müslüman olarak inanması ve yaşaması için anlam taşır. Ameli bilim, pratiğin bilimidir. Gündelik hayatı, yaşamanın anlamını insana gösteren ve rehberlik yaparak aydınlanmayı sağlayan bilimdir. Gazali, İhya eserinde bunu yapmaya çalışır.
Sonuç
Gazali, II. döneminde ümmet içine dönerek tamamen özerk, sivil ve bağımsız bir sosyolojik bağlamda hareket ediyor. Müceddidi münevver tarzını ortaya koymaktadır. Bilgi üretimi egemen siyasal bağlamdan bağımsızdır. Bu yeni konumlama ile beraber saray ve egemen çevrelerden beklentilerden tamamen uzak durmuştur.
II. Gazali, İhya projesine yönelmiştir. En önemli eserlerini bu dönemde yazmaktadır. İhya eseri siyasal ilişkilerden bağımsız bir şekilde bireyi ve toplumu aydınlatmaya yönelir. İslam toplumlarının krizden, sarsılmalardan ve çatışmalardan kurtuluşun tek çaresi “nizam” değildir. Siyasal düzen bu konuda yeterli değildir. Bu nedenle fert ve toplumun aydınlatılması, yeniden bilinçlendirilmesi ve ıslahı önem taşımaktadır. Din ilimlerinin yenilenerek buna katkı sağlanabilir. Kendisi bunu yapıyor. Dini ilimleri yenileme gayretine yöneliyor. “Amel bilimi” ya da pratik bilim yaklaşımını öne çıkarıyor. Bilgi ve bilimin insan hayatındaki varoluşuna yoğunlaşıyor. İnsanı ve toplumu aydınlatarak onu saadete ulaştıracak bilim… Münevverin görevi de bunun bilgisinin üretilmesidir.
II. Gazali, mücedidi düşüncenin kurucu münevveridir. İslam toplumlarının sarsıldığı, krize girdiği, derin öznelcilik veya Batınilik ile düşünce ve siyasal parçalanma yaşadığı dönemde yeniden aydınlanma çabasına giren bir şahsiyettir. İslam düşüncesini yeniden yapılandırarak canlandıran şahsiyettir. Yaşamı ve çalışmaları, çağdaş dönem Müceddidi Yol için ufuk açıcıdır, kaynaktır. Perspektifleri, kavramları, yaklaşım biçimleri ve bilgi üretim tarzı yönleriyle önem taşımaktadır.






Çok güzel eline yüreğine sağlık kıymetli hocam. İİ. Gazali’yi bu kadar net bir şekilde ortaya koyan harika bir yaklaşım. Tebrikler.