“Her şey görüldüğü anda, seyirci kalmak
Jean-Paul Sartre
bir suç ortaklığına dönüşür.”
İçinde bulunduğumuz çağı tek kelimeyle anlatmak icap etseydi, o kelime ne olurdu? Şüphesiz ki “seyretmek”…
Müthiş bir seyir içindeyiz. Binlerce kilometre ötede gerçekleşen bir vahşet, birkaç dakika içinde evimize düşüyor. Biz olup bitenlerin yalnızca seyircisi konumundayız: savaşların, haksızlıkların, yolsuzlukların, soykırımların seyircisi. İnsanın esfel-i sâfilîne düşüşünün seyircisi…
Bir müddet sonra seyretmeye alışıyoruz. Birkaç kelimeyle tepki gösteriyor, sonra bir sonraki görüntüye geçiyoruz. Bir görüntü yerini başka bir görüntüye; bir vahşet, başka bir vahşete bırakıyor. Gördüklerimiz çoğaldıkça tepkilerimiz azalıyor. Bu çağın en büyük çelişik nabzı işte tam burada atıyor: Her şeyden haberdar olan, hiçbir şeye müdahil olmayan insan.
Tanrısız bir dünya düşleyen modern zamanlar, her şeyin fâili olan “özne”yi yarattı ama onu kendi işleyişinin nesnesi konumuna düşürdü. Kendisine özne olduğu dikte edilen, fakat gidişata müdahale gücü elinden alınmış insan, aslında bu işleyişin yegâne nesnesi.
İnsanı “gösteri toplumunun” pasif tüketicisi hâline getiren modern dünya, en büyük felaketleri bile ekranda hızla akıp giden birer görüntüye, insan acısını bile tüketilip unutulan bir gösteriye çevirir.
Böylece gördüklerine tepki göstermeyen, görmezden gelen, gittikçe umursamayan; izleye izleye daha büyük vahşetlere bile duyarsızlaşan bir insan modeli neşv ü nema bulur.
Epstein davasıyla insanlık, bu duyarsızlığın son raddesine dayanmıştır. Modern insan, bu eşiğin neresinde duracak? Bunu da mı hazmedecek; Filistinli bebeklerin tüm dünyanın gözü önünde aç ve susuz bırakılmasını, katledilmesini gözünü kırpmadan hazmettiği gibi?
Uluslararası bir ağa dönüşen ve dehşete kapıldığımız Epstein davasıyla insan, şeytanı bile kendine hayran bırakacak bir eşiğe gelmiştir.
Felsefî temellerini makyajlı “yahşi” Batı’nın attığı “üst’” tasarımlı modern insan, Epstein’in özel cennetiyle birlikte insan olmaktan çıkıp başka bir varlığa dönüşmüştür.
İnsanı “ahsen-i takvim”den alıp homo homini lupus / insanın kurdu haline getiren vahşi Batı, bu kez âlemin gözbebeği insanı, “eşref-i mahlûkat” mertebesinden alıp şeytanlaşmanın en uç noktasına taşımaya hamle yapmıştır.
Peki, biz bunu da mı seyredeceğiz? Biz bunu da mı normalleştireceğiz? Bu noktadan sonra seyretmek, pasif bir eylem değil, ahlâkî bir meseledir. Gördüklerimiz karşısında tüylerimiz diken diken mi oluyor? Yoksa kılımız dahi kıpırdamıyor mu?
Hızla örtbas edilen Epstein davası, sadece sistematik bir çocuk istismarından ya da reşit olmayan genç kızların ticaretinden ibaret değildir. Davanın asıl sanıkları, ne toplumda “hasta” teşhisiyle hastaneye yatırılan ne de “sapık” damgasıyla hapishaneye tıkılan sıradan suçlulardır. Kan donduran ayin ve ritüelleriyle Epstein cehenneminin baş aktörleri, dünyayı yöneten ve toplumda parmakla gösterilen üst akılların ta kendileridir. Üstelik hâlâ el üstünde tutulan, perestiş gösterilen ve baş tacı edilen kimselerdir bunlar.
Burada asıl sorgulanması gereken şudur: Bundan sonra insanı nasıl tanımlayacağız? Artık kime “insan” diyeceğiz?






Kısa ama öz yazı için Leyla Yıldız hanıma teşekkür ediyorum.
Makalede sorulan soruya şöyle bir yanıt vermek istiyorum:
İnsanların savaş, felaket, büyük skandallar, vb. gibi büyük travmalara zamanla daha az tepki göstermesinin temel nedeni, beynin kendini aşırı stresten korumak için geliştirdiği psikolojik bir savunma mekanizmasıdır.
Sürekli kötü haberlere maruz kalmak, beynin empati yeteneğini tüketir. Bu durum, kişinin merhamet yorgunluğu yaşamasına ve tepkisizleşmesine yol açar. İlk başta şok yaratan görüntüler, zamanla beynin “normal” kabul ettiği bir arka plan gürültüsüne dönüşür. İnsanlar uzaktaki büyük felaketleri değiştiremeyeceklerini anladıklarında “öğrenilmiş çaresizlik” evresine geçerler. Beyin, etki edemeyeceği durumlar için enerji harcamamak amacıyla savunma olarak duygusal yatırımı keser.
Pekala böyle bir durumda medya ve gazetecilere düşen görev nedir? Sürekli kötü ve insanlara korku veren konuları (örneğin trafik kazaları, şiddet içerikli olayları, vb.) haber yapmayı en aza indirgemek ve bu olayları haberleştirirken gerçekten insanların işine yarayacak, onlara birşeyler öğretecek şekilde yayımlamak bir çözüm olabilir! Yine aynı şekilde büyük skandal olaylara karşı insanların nasıl hareket etmeleri gerektiği YORUM şeklinde telkin edilebilir. Saygılarımla