İnsani değerlerin “zekâ” tarafından baskılandığı bir sürecin içinde miyiz? Tabiri yerinde ise insan “zekâ”sı ile hacklendi mi? Yapay zeka gölgesinde bu sorular üzerinde düşünmek manidardır! Zira insan yapay zekayı icat etti, şimdi de organik zeka ile yapay olanını yarıştırmaktadır. Yapay zekanın kontrolden çıkması tehdit algısı uyandırsa da bilinçaltında bu durum keyif veren bir heyecan. Şimdi yapay zeka kritiğini bir başka yazıya bırakarak insanın organik zekaya indirgenme sürecini ele alacağız.
Beden ve ruh bütünlüğü düşünce ve değer gibi temel özelliklere ihtiyaç duyar. Bu donanım ile sorumlu ve duyarlı olarak bir varoluş sergiler. Ne var ki dürtü ve “zekâ” gibi ontolojik güdüler konfor sağladığı için sorumluluğu öteleyebilir. Aklın bir cüzü olarak zekânın kavrama gücü, dürtüler ile birleştiğinde kontrol güçleşir. Yaşadığımız çağda “zeka”nın teknoloji ile hayat düzenini yeniden dizayn ettiği bir gerçek. Baş döndürücü yapay zeka gelişmeleri ile kurulan yeni hayat biçimi düşündürüyor; bu düzende duygusal ve manevi ihtiyaçlar nasıl karşılanacak? Zekânın icat ettiği entegre sistemde damak tadına hızlı ulaşıldığı gibi ve ağlar üzerinden “beğeni” alarak zihinsel zevkler yaşamak mümkün. Ne var ki kalbin boşluğu için zekâ dışında başka dinamiklere ihtiyaç var.
“Mana” ile bağlarını koparan insan rasyonalizmi icat etmiştir; bu düşünce ışıksızdır ve hissiyattan yoksundur. Bu akımın güçlü yanı olan zeka/intellegent ile teknolojiyi doğurmuştur. Aklı ölüm ötesinden ve metafizikten soyutladığınızda geriye güdüleriyle hareket eden insan taslağı kalır. Yüz yıldır önce karşı çıkılan; “insan kafes ortamında şartlandırılan bir varlıktan ötesidir” ifadesi, bugün sanki hiç söylenmemiş gibidir. Geldiğimiz nokta zekası ile şartlanmış ve ruhsuz aklı yeterli gören bir humanite yükselmektedir. Zihinsel hazlar sayesinde kapitalizmin çarkını şimdi de sosyal ağlar döndürmektedir. Yapay zekanın insan zekasına sağladığı konfor, insana bir kez daha makine esareti getirmiştir. Bunun ne anlama geldiğini Chuang Tzu şöyle ifade eder. “Kim makineden yararlanırlarsa işlerini makine gibi yapar, kim işlerini makine gibi yaparsa kalbi makineye düşünür, kimin kalbi makineleşirse o masumiyetini yitirir.”
İnsanın doğuştan sahip olduğu özellikleri vardır. 19. yüzyıla kadar din, felsefe ve sanat, insan aklı için bir veri ve ilham kaynağı idi. 19. yüzyıl ile birlikte aydınlanma dalgası “akıl” vurgusu ile geçmişin zengin birikimden uzaklaştı. Bu akım ile paralel gelişen Sanayi Devrimi aslında “zeka”ya dayalı bir gelişme olduğunu ortaya koydu. Konfor ve üretim sağlayan akıl, din ve yazılı kültür ile anılmak yerine bilim ve teknoloji icadı ile anılır oldu. İnsanın zahmet edip semavi bağlar ile kendini huzurlu etmesine gerek yoktu! Akla dair bu yapı söküm bir bakıma insanlık tarihi bakımından aklın kısırlaşması idi. Bu ivme zekası ile varoluş sergileyen insanın serencamıdır. Akli melekelerin metafizikten uzaklaşma süreci zeka gücüne dayalı bir varoluş hikayesidir. Zeka ile husule gelen teknoloji yapay zeka ile taçlanmıştır. Aklın hilafına “insansız” ifadesi yeni bir “zeka medeniyeti” inşasının habercisiydi. Aklı Mead ile sema ve arz arasında tarih yazan Hz. insan sahneden çekilmeye başladı. Bu insansız tablo eğer tarihin sonu değilse, yapay zekaya indirgenmiş bir psikoloji ile insanın makine tarafından hacklendiği söylenebilir.
Zeka-Dopamin Kıskacında İnsan
Zeka ürünü olan teknoloji ile bağımlılıklar kaçınılmaz bir düzeyde. Zihnin ödül sistemi dopamin, tekno-insanı zihin ve damak zevki ile esir almıştır. Eğer düşünce, duygu ve ahlak bu sürece dahil olsaydı teknoloji insana zarar vermeyecekti. Değerler dizesine bağlı teknoloji ruh sağlığını ve duyguları dikkate alacaktı. Kalbin yönettiği akıl ile dopamin hormonuna sınırlar konacaktı. Fakat zeka ile yükselen kültürde teknolojiyi sınırlamak akıl harcı değil! Ahlakın çerçevesi on beş asır önce nübüvvet ile tamamlandı. İnsanlığın biricik belirleyicisi ahlaki gelişim sona erdiği halde teknoloji insan hayatı üzerinde sınır tanımayan bir düzeyde. İlerlemeye yönelik bir distopya değil bu, zira elektroniğin mekaniği canlandırması yeterli olabilirdi. Geldiğimiz noktada toplumda mutluluğun azalmasının salt zeka kullanımı ile ilişkisi var. Nevrozların bu denli artması yine aynı dönemde gerçekleşti. Kalbe dair hasselerle akleden insan, zekanın kışkırtıcı gücü karşısında geri adım attı. İnsan zekası ahlaktan bağımsız çalıştığında sınır ortadan kalkar.
Zeka, toplu imha silahları geliştirdiği gibi net ağlarında insanlığı topluca ifsata sürükleme becerisine sahip. Bunun biricik sağlayıcısı olan ağ şirketlerinin sultası altında insan “teknolojik ilerleme” ile büyülenmiş durumda. Küresel hipnotizma ağları içinde teknolojiye kim “ayar” verecek? Zekâ temelli teknolojinin önlemez hızı karşısında insanın başı döndüğü için soluklanmaya ihtiyacı var. Bunun bir örneği sosyal medyaya 24.00’den 8.00’e kadar kısıtlı kullanım özelliği getirilmesidir. Zihni ve kalbi yorgun düşen insanın dinlenmesi için teknolojinin sınır tanımayan gidişatına dur demelidir. İnsan zekasının bu had hudut tanımayan yükselişi dürtü-haz aracı ile hareket etmektedir. Bu tabloda ekran ve dopamin kıskacından çıkış mümkün olabilir mi? Kaldı ki haz salgılayan hormonlar bile bir süre sonra bağımlılıkta olduğu gibi salgı düzeyi gerilemektedir.
IQ İle Yaşamanın Dayanılmaz Hafifliği
Zeka bir kavrama yeteneği olarak “logos”un geniş manasına ulaşamaz. Zeka ile algılanan veri ileri aşamalarda yerini akla bırakır. Zeka göz kamaştırıcı bir parlak algılama gücüdür. Bu hızlı kavrama Arapça aslının karşılığıdır. Bunun yanında İngilizcede “intelligence” zeka anlamı dışında “istihbarat” anlamına gelir. Gazali’nin duyular için “casus” deyimini kullanması gibi. Zeka, aklın duyusal bir gücü olarak tecessüs yani yüksek enerjili bir algılama dinamiğidir. Bugün “ekran esareti”ni anlamamız bakımından manidardır. Ekranın hızlı akışı “göz” duyusu ile birlikte “zeka” tarafından takip edilmektedir. Zeka sayesince ekran akışında yer alan data/veriyi hızlı bir şekilde tüketmek mümkündür. Bu teknolojinin yaygın kullanım biçiminde “düşünme” süreci göz ardı edilmiştir. Sürekli mısır gevreği gibi damak tatlarına bağımlı kişinin normal yemeğe mesafeli durması gibi. Bu aslında haz verdiği düşünülse de gerçekte bir alışkanlıktır. Çünkü bağımlı kişinin haz eşiği aşağı düşer. Bu şekilde elde edilen hoşnutluk bilgiye ve hikmete ulaşmadan veri ile yetinmek manasındadır. Zihnin yorulmadan ulaştığı hoşnutluk ilkesi bir sarmal gibidir. Değerlendiren ve hikmetle düşünmeyi gerektiren akıl sürecini baskılamaktadır. Zeka ekran kaydırırken; akıl sürece dahil olduğunda, örneğin bir acı paylaşıma karşı tepki verir, yorum yapar veya harekete geçirir. Bu da bir ölçüde insanın manaya yükselmesi ve akıl/düşünce ile insanlaşmasıdır.
Farabi, bilgiye ulaşmada üç aşamadan söz eder. Duyu, akıl ve nazar. Zekâ, duyulardan gelen ilk bilgilerin zihindeki karşılığıdır. Akıl ve nazar ise ileri değerlendirme boyutlarıdır. Bir ağaca nazari bakış bir bakıma onun manasına yani hikmete varmasıdır. Ağacın biçimini, meyve kokusunu ve yaprak hışırtısını duyular ile algılarız. Meyveli ağaçların budama gerekliliği bir bilgidir. Estetik bir ahşap tabloda şimşir ağacı aklımıza gelir. Bu bağı akıl kurar. İnsanın bir ağaç ile sınanmasını ve zeytin ağacının nura misal verilmesi bir hikmettir. Nörobilim ise insanı beyin görüntüleme üzerinden bir heyecana davet ediyor. Data ve enformasyon boyutu bu yeni hikâyeyi deneyimlemek için yeterli. “Minimal yaşam” dedikleri şey mana boyutu ile can sıkmadan “zekâ”nın yeterli olduğu pratik keyifler içermektedir.
İnsan Nasıl Hacklendi?
Ahlaki sınırı olmayan her kişi zekanın işlevsel olduğu internet ortamında dürtüleri için bir alan bulabilir. Kumar bağımlılığı, siber zorbalık, pornografi ve siber suçlar… Sorumlu olan akl-ı mead, zekayı dizginlemediğinde zeka şeytanlaşır. Zimbardo’ya göre: Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde; fizyolojik ihtiyaçlar, güvenlik ve istihdam gibi ihtiyaçlar hâlâ geçerlidir. Fakat üst katlarda sevgi, saygı, hayatın manası ve kendilik bilincine yönelik ruhsal süreçler internet kullanımı sayesinde hacklenmiştir. Artık bu katlara çıkmak bir ihtiyaç değildir. Sanal ağlarda fenomen olmak ve beğeni almayı hayatın hedefi haline getirmiş bir zihnin kendini geliştirme derdi olmayacaktır. Geçmişin tekrarıdır bu. Zira yüz elli yıl önce Comte’un insan için öngördüğü şey fizyolojik ihtiyaçların karşılanma yeterliliği idi. Bunun yanında mutlu olmak için kişinin kendini metafizik ilgilere gerek kalmadığı düşüncesiydi.
Zekanın şeytanın biricik özelliği olması hikmetlidir. Salt zeka ile hareket eder, düşmanlığını mantık oyunları üzerinden kurar. Ahlak, değer ve iyiliğe karşıdır. Kötülük yapanların bu değerlerden uzak olmaları ilginçtir. Banka hesaplarını boşaltan bir hacker, hem yüksek IQ hem de dürtü gücü ile çalışır. Zeka, teknolojiyi geliştirdikçe tarihte eşine rastlanmayan yaygın bir suç makinesine dönüştü. Nefsin, dürtülerin ve hazların itici gücüne fark atan şey zekadan başkası değil. Geçmişte arzulara dayalı suç işlemek tanımlıydı. Hırsa kapılan Moğol Sultanlarının insanlığa açtıkları savaş açık bir kötülüktü. Bunun gibi herkesçe algılanan kötülüğe rağmen geldiğimiz noktada kötülük kılıflanmış durumda. Çarpık bir zihin bir video ile milyonlarca kişiyi ifsat edebilir. Öyle ki ekranlarda sessizce akan içerikler yeni bir insan tasarımının izlerini taşımaktadır. Bu tablonun nükleer bombadan daha az yıkıcı olduğunu kim iddia edebilir?
Haddini Aşan Teknoloji İnsana Koza Örmektedir
Biyopsikososyal-manevi donanıma sahip insanın tarihi misyonu büyük değişim içinde. Yeni dönemde materyalist insana göre tasarlanan hayatta “zeka” ile yaşamak yeterli görüldü. İnsanın taşıdığı gönül ve akıl baskılandığı bir zeminde bunalım başlar. “Like” almak, kredi kartı ve marka giymek derdine derman olmadığı halde öze dönmeye direnmektedir. Ahlak, bir kimliğe ait olma, değer, tecrübe ve hissiyatı daha basit olanı ile değiştirme telaşında. Makinelerle kalkınmaya ve bireysel konforun artmasına yönelik bu zihin dünyası için Ali Şeriati, koza örmeği veriyor: “İnsanlık, gerilemekte olan bir canlı grubudur; bir başkalaşım geçiriyor ve tıpkı koza ören bir kelebek gibi kendi hüner ve işgücünden dolayı tehlike içindedir.”
Neo materyalizm diyalektiği zeka ve dürtü ile güç kazanmıştır. Aklın yerini IQ, değerin yerini dürtü ele geçirmiştir. Akleden kişi her şeyi/eşyayı bütüncül değerlendirir. Refaha hizmet eden teknolojinin hızını kontrol edecek olan ahlaktır. Ahlakı olmayan teknoloji zeka ile durdurulamayan bir güç haline gelmiştir. “İlerlemenin” bireyi yalnızlaştırmaya hizmet etmesi aile ile bütünlüğü koruyan kökten koparmıştır. Dürtüleri ve zekası ile baş başa kalan insan için artık her şey bir alışveriştir. İnsan fayda, verim, başarı, mutluluk ve beğeniden daha öte olan bir varlıktır. D. Shagen, konuyu şöyle çerçeveliyor. “Haddinden fazla güç kazanan teknoloji bir mutasyon geçirerek zamanın Frankeştayn figürlerini ortaya çıkarıyor. Dinginlik, huzur ve vakar gibi sıfatlara sahip doğu toplumları, dengeyi hayatın merkezine alıyor ve inkarcının olağanüstü gücünden sakınıyordu.”
Dopamin Medeniyetinde Anlam Arayışı
Zekanın insani özellikleri baskılayarak öne çıkması ontolojik bir değişimden ziyade, insanın karşılaştığı açmazı gündeme getirmektedir. Geçmişe göre insanın daha mutsuz olması manidardır. Yapay zekanın baş döndürücü hızına rağmen insanın boşluk duygusu yerli yerinde. Sanayi toplumundan bugüne ilerleme mantığının refah getirmediği anlaşıldı. Konfor ve refahın iç tatminlere yönelik kalıcı bir etki gücü yok. Huzurun ve iç tatmin duygusu uğruna ötekinin hayatına dokunmak gibi çetrefilli yollar günümüz insanı için zor bir uğraşı. Bu sebeple zekanın konfor sağlayan gücü sayesinde pratik sonuçlara varmak revaçtadır. Paketlenmiş gıdalar, mobil uygulama indirmek ve eve getir mutluluğu; hepsi organik zeka ve yapay zeka işbirliği ile dopamin sağlama amacında. Bu dopamin medeniyetinin dayattığı zeka çıkarımlarına direnenlerin sesi ise ağ erişim hızının hayli gerisinde.
Nörobilim, insan beyninin görüntüleme teknolojisi ile geliştikçe insanlık daha çok zeka (IQ) sınırlarına hapsediliyor. Bilim ve teknoloji, insan zekası ile büyüyen ve güçlenen bir alan. İnsan dataya indirgenemez ve istatistikten daha fazla bir varlıktır. İnsan kendi eliyle değerden bağımsız olarak zekasının tutsağı haline gelmiştir. Zekaya bağlı büyüyen medeniyet, metafizik boşlukları makine ile doldurabilir mi? Nazım Hikmet’in “makineleşmek istiyorum” şiirinde anlamını bulan mekanik düşünce bir açmaz içindeydi. Yüzyıl sonunda bir yama bulunmuştu. Kişisel gelişim akımı 1990’larda yükselişe geçti. Başarı mottosu insanın önüne konuldu. Küllerinden yeniden dirilmeyi öngören bu akımın vurguları bir kez daha ruhsal ihtiyaçları teğet geçecekti: “Sınırlarını zorla”, “engeller aş”, “imkansız şey yoktur” gibi egosantriyi öne çıkaran iddiaların ömrü çeyrek asır devam edebildi. Bugüne geldiğimizde ruhsal ihtiyaçlar için yeni motto “anlam arayışı”dır. Anlam arayışı, Newton mekaniği ile canı sıkılanlar için kuantum fiziği gibi büyük sükse yaptı. Derdin dermanı gibi gündeme gelen ve zekanın mekanik bağlamından kurtarıcı olması kulaklara hoş geldi. Ne var ki bu iddia sığ ve bir o kadar belirsiz bir buluş idi. Zira kadim geleneğin “kendini bilmek” etrafında bir vurgusu vardı. Başınıza gelenler için avutucu anlamlar yerine okları kendine çevirmeyi öngörüyordu. Aranan değil bulunmuş hakikate bağlı bir hikmet arayışı vardı. İnsanın başına gelenler için bir “mana” okur yazarlığı zaten kültürde mündemiçti. Değerlere ve hayatın manasına dayalı deneyimler; akletme, sabır ve merhamet ile kendine gelen insan şimdi zeka, serotonin ve dopamin ile varoluş çabasında. Mekanik iyi oluşa entegre eden sistemin sınır tanımayan gücü karşısında insan öğrenilmiş çaresizlik içinde. “Dopamin medeniyeti” mutluluğun “kısmet” oluşuna savaş açtı. Sentetik uyuşturucu gibi led ekranlar icat ederek mutluluğun doğasını haz ile değiştirdi. Huzurun manevi sebepleri nörobilim tarafından geçersiz kılındı. Fakat bu satırların varlığı gibi metaya direnen zengin bir külliyat var. Kalbin güdümünde bir akıl ve bu aklın yönetiminde zeka ile teknolojiye sınır konacaktır. Böylece “insansız” yapay zeka mantığından “insansı” tekniğe dönülecek. Dijital makineler fıtrata hizmet eden bir enstrüman konumunda kalacaktır.





