Anne Olmayan Anne, Çocuk Olmayan Çocuk

0
13

Anne nedir, çocuk kimdir? Bunlar artık basit sorular değil. Bu asırlardır bilinen, üzerinde uzlaşılan ve kendileri ile ailenin varlık kazandığı “anne” ve “çocuk” hakikatleri rölatif hale geliyor. Tersyüz ediliyor. İçeriği değiştiriliyor. Anne olmadan anne olmak mümkün mü? Ya da çocuk olmadan çocuk olunabilir mi? Bir ağaç, “amca oğlu” olur mu? Niye olmasın canım. Ben ona amca oğlu dedim mi o da amca oğlu olur. İzafiyet bilinci ile doğru ve yanlışın, değerlerin alabora olduğu anomik ötesi durumlar…

Ailenin sonu üzerine 2004 yılında uygulamalı çalışmalar yapmıştım. Geçen yıl da “aile ölüyor” adıyla bir tebliğ sundum. Bu araştırmalar ve yaklaşımların bugün artık gündelik hayata yansıyan, savunulan ve hatta “sosyal etki” olarak üretilen bir olguya dönüştüğünü görüyorum. Bir reklam filmi, bütün sıcaklığıyla bunu anlatıyor. İki yetişkin kadın, markette alışveriş yapıyorlar. Kadınların diyaloglarının zemini alışveriş yeri. Elbette bu kadınlar şık, ışıltılı, güzel ve mutluluk akan görüntüler ve ritimlerle bizlere yansıyor! Konuşma boyunca iki kadının anne olduğu ve çocuklarından bahsettikleri algısı veriliyor. Seyirci iyice buna hazırlanıyor. Anneler ve çocuklar olduğuna inanır hale geliyor insanlar.  Kadınlardan biri, “annesiniz galiba?”, “bende iki tane var”, ”çocuk işte” diyor. Artık iyice anne ve iki çocuk anlatısına teslim oluyorsunuz. Kadınlardan biri çocuklarının okul dönüşlerinde ortalığı birbirine kattığını söylüyor. Okula giden çocuğa da inanıyorsunuz. Hafızanıza yerleşiyor. Diğeri de “bizim de park dönüşlerimiz efsane” diye mukabelede bulunuyor.

Köpek Çocuk Annesi

Reklam sonunda çocuk diye bahsedilenlerin köpek olduğunu öğreniyorsunuz.  Reklam şu spotla bitiyor: “Bir ömür kalbinde taşıdığında da anne olursun.”. Anne olmanın tanımı yapılıyor. Artık anne olmak “kalbinde bir ömür taşımak” ile eş geliyor. Ömür olarak taşıdığın köpek. Bunu çoğaltmak da mümkün. Mesela kalbinde bir ağaç taşıyorsun. İçine doğduğun evin yanında kırk yıl beraber yaşadığın dut ağacını düşünün. Üstüne çıkıp dutlarını yemişsin, silkeleyip pestil ve pekmez yapmışsın, yazlara sarkan güzel akşam üstlerinde ailecek savana silkeleyip beraber yemişsin, turuncu ve turkuaz renkli kuşların üzerinde ötüşü ile baharla dolmuşsun… Bu dut ağacı benim babam veya annem niye olmasın? Bu zihniyete göre… Çünkü ömür boyu zihnimde. Hatta 50 yıldır kalbimde olan ağaçlar var.

“Tam bir anne hikayesi!”. Reklam spotu bu. Ayet gibi kesin ve mutlak bir hava ile zihne çakılıyor. Hikâye de anne de hoş kelimeler. Muhabbeti olan kelimeler… Bize anne diye çerçevelenerek sunulan hikâye, bambaşka hikâye. Anne olmayan hikâye! Anneliği bozan, çizen ve anlamını buharlaştıran hikâye. Aslında hikâye de değil. Hikâyeden öte “steril ideoloji”. Bizi yeni üretilen ideolojiye çağırıyor. Annenin anne olmadığı ve belli düşüncelere inanarak anne olmayan insanı anne diye dayatılıyor. Oysa hikâye ruhu olan bir anlatı.

Anne, insan çocuk yapan varlıktır. Doğurandır, çocuk doğurandır. Evlat alarak da anne olunabilir. Ama “evlat” da insandır. “Çocuk” veya “evlat” insan olan ve ebeveynleri bulunan kişilerdir. İnsanlar bu kavramları somut olgulara dayandırarak geliştirmiş. Bunun üzerine anlaşmışlar, uzlaşmışlar. Mesela ağaca “çocuk” demezler, küçük ağaca fidan ya da çitil derler. Köpeğe de köpek… Köpek kavramı ile köpek denilen hayvan türü arasında uyum var, mütekabiliyet var. Mesela köpeğe, “iğde” dememişler. İğde diyemeyiz.

Anne de insandır çocuk da. Reklamda ise anne insan ile köpek arasında kurulan ilişkide artık anne ve çocuk ilişkisi dinamitleniyor. “İnsan çocuk” yerine “köpek çocuk” geçiyor. “İnsan çocuk annesi” yerine de “köpek çocuk annesi”.

Anne çocuk ilişkisi , köpek kadın ilişkisine aktarılıyor. Burada ilginç bir anne ve çocuk bakışı ortaya çıkıyor. Bakış, baktığı nesnel gerçekliği önemsemeden bilinç ve inancını aktarıyor. Çünkü olgusal anlamda köpek sahibi kadın anne olmaz, kadın sahibesi olan köpek de çocuk olamaz. Biyolojik hakikat burada yok sayılıyor.

Biyolojik varlığın hakikatini bile yok sayarak belli bir “bakma”, “inanma” ve “görme”yi dayatan bir durumla karşı karşıyayız. Köpeğe çocuk diye bakarak onu çocuk görmemizi istiyor. Köpeği olan kadına da anneye de anne diye bakarak anne görmemizi… Oysa kadın dişil bir insan türü, köpek de bir hayvan türü. Onların biyolojik gerçekliği budur. Bu tutum dişil veya eril biyolojisine operasyonlar yaparak eril ya da dişil olma tutumlarına yönelen durumlarla aynıdır. Varlığın otantik hakikatine meydan okumak…

Aile Ontolojisine Meydan Okumak

Tam da yapılan budur. Çünkü ailenin ontolojisi değişmez, özsel ve evrensel boyutlara sahiptir. Burada anne, baba ve evlat çok temel rükünler (Kınalızade bu ifadeyi kullanıyor). Aileyi aile yapan ana temellerdir. Anne dişil insan varlığı, baba eril insan varlığı, evlat veya çocuk ise bu insan varlıkların mahiyetinde yaşayan kişilerdir. Bütün dünya toplumlarında ve her tarihi dönemde, bunlar ailenin olmazsa olmaz özsel yapılarıdır.

Anne ve baba statüleri ile ortaya konulan roller veya davranışlar hem evlatlar hem de bizzat insan türü anne ve baba için önemlidir. Doğurmak, bakmak, büyütmek, sahip çıkmak (Fromm’un sahip olma perspektifi değil), merhamet ve şefkat göstermek, dayanışmak, sevmek-sevilmek gibi hem anne hem baba için tatmin edici tutumları kapsar. İnsanın tamamlanan varlık olmasının önemli boyutlarından biri de anne ve baba olmaktır. Anne ve baba olmama hali, insanın tamamlanmama durumudur.

Çocuk da “insan varlık”tır. Baba ve anne aidiyetiyle var olur. Köpek ve söğüt ağacı insan anne ve baba aidiyeti taşımaz. Çocuk ise hayatının gelişimi için zorunludur. Bu aidiyetler iyi olmadı mı çocuk mutsuz olur. Gelişimini sağlıklı bir şekilde tamamlayamaz. Bukovski, yıllarca çocuk haldeyken babasından düzenli bir biçimde dayak yediğini ve bunu hiç unutamadığını söyler. Çalışmaları da bu trajik acının ve daha çok babanın “sakat ilişkisi”ni yansıtır. Fiziksel acıdan daha fazla ruhsal acı oluşur. Bunun iyileşmesi de kolay değil.

Aile metafiziğinde her zaman değişmez özsel ilkeler vardır. Bunu Müslüman düşünürler de çeşitli “aile risalelerinde” veya “nikah risalelerinde” ele almışlar. Nikah, muhabbet, adalet, karşı cins, namus (norm), dayanışma ve yardımlaşma… Aile ontolojisi bu ilkeler üzerine kurulur.

Köpeği çocuk edindiğini ve anne olduğunu söyleyen bir insan yarın söğüt ağacına da anne olduğunu, eşeğe koca olduğunu veya karı olduğunu neden ileri sürmesin? Namus, nomos demektir. Yani ailenin dayandığı evrensel ilke. Töre kavramı da bununla ilişkilidir.

Baba, anne ve ailenin kimi fonksiyonları tarih içinde değişebilir. Tarım toplumu, avcı toplumu veya sanayi toplumu ile beraber bu statülerde de farklılaşmalar yaşanır. Ama aile, baba, anne ve çocuk olmanın bütün bu toplumlarda değişmeyen ve hep aynı olan bir “anlamı” vardır. Ailenin fenomenolojisidir bu da. Tarih, coğrafya ve sosyoloji farklılıklarına rağmen anne, baba ve çocuk varlıklarının değişmeyen “anlamı” devam eder.

Yeni bir anne ve çocuk hikayesi sürüme sokuluyor. Erkek ve kadın üzerinden cinsiyetsizlik hikayesinin sokulması gibi. Bu tutumlar ve anlatılar aslında izafiliğin, hakikat kaybının, doğruya inanmamanın ve her şeyi keyfi yorumlamanın tezahürleri. Reklamla, alışverişle, marketle yani kapitalizmle birleşerek piyasaya sürülüyor. Şımarmanın, kendini Tanrı görmenin, had tanımamanın, namusa inanmamanın ve aile metafiziğini kaybeden kişilerin ve çevrelerin tutumları.

İnsanların, kadim değerlerin, dinlerin, hukukların asırlardır üzerinde anlaştıkları ve hayatlarını kurdukları bütün normlar ile keyfince oynanıyor. Biyolojik gerçeklikler bile yerinden ediliyor. Oysa anne olmak da çocuk olmak da öncelikle biyolojik gerçekliktir. Anne anne olmayan, çocuk çocuk olmayan haline geliyor. Bir tarafta anneliği küçümseyen, düşüren ve dışlayan modern kapitalist pratikler, öte yandan anne olmayanı anne yapma fütursuzluğu… Kapitalizmin en büyük kültürel çelişkisi…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz