Şiddetin Sanal Grubu
14 yaşında bir çocuk. İsa Aras Mersinli. Beş tabanca ve yedi şarjörle ortaokula giriyor. Etrafını tarıyor. 9 öğrenci ve bir öğretmen hayatını kaybediyor. Bu olay üzerinde düşünülmesi ve araştırılması gereken ibret verici özelliklere sahip. Hiç faille suç ilişkilerin bulaşmayan, onunla kavga etmeyen, rakip olmayan insanlar katlediliyor. Amaçsız, anlamsız ve etkileşimsiz bağlamdan çıkan katliamlar… Ürkütücü ve tehdit edici. Çünkü herkese uzayacak, herekse dokunacak bir katliam biçimi. Beklenmedik yerde, en masum ortamda, hiçbir suçunuz olmadan da katledilme durumunu yaşayabilirsiniz! Korkunç olan bir tarafıdır bu kötülüğün ve suçun. Hasta, anomik, sapkın, derin bunalımlı bir çocuk elinde silahla etrafını tarıyor gözünü kırpmadan.
Suç sosyolojisi eski bir uzmanlık alanı. Suçu üreten grupsal ve sosyal bağlamı araştırır. Suçun kolektif dünyasının zeminine yoğunlaşır. Kahraman Maraş’ta, yaşından beklenmeyen ve orantısal düzeyi korkunç olan katliamın sosyolojisi nedir? Sosyolojiyle baktığımızda bu katliam olgusu sosyal mekânı, failin grupsal ilişkisi, aile yapısı önem taşıyor.
14 yaş grubu. Telegram gibi içe kapalı grupsal ilişkilerin kurulduğu sosyal mekanda konumlanıyor bu grup. Bu sıkı kapalı grup ortamları her zaman illegaliteyi üretebilir ve normların genel dünyasına yabancılaşarak çeşitli patolojilere yol açabilir. Yeni teknolojik alt yapı “sanal kapalı grupları” kolaylıkla inşa ediyor. İsa Aras Mersin de burada yer alıyor. Arjantinli akranlarıyla etkileşim içinde. Dünyayla sürrealist, genel kabul gören normlar ötesi tutumlara yöneliyorlar. Örneğin çok eşlilik etkileşimine giriyorlar. Cinsel kimliğin genel kabul gören uzlaşılarını ve normlarını çiğniyorlar. Sanal arkadaşı, “o benim ve Victor’un kız arkadaşıydı” diyor.
Sosyal medyada İncel (istemsiz bekar erkekler), LGBT ve şiddeti savunan kişilerle etkileşim içinde olunuyor. Fail, sanal dünyanın sınırlar ve normlar tanımayan etkileşimi içinde. Ağda, normları kolay çiğneyen çevrelerle ve görüşlerle beraber zaman geçiriyor. Gerçek dünyasında geçerli olan egemen normlar ve değerlerden sanal alem alanına geçer. Burada bu değerlere karşı mesuliyeti ve kabulü gerektiren bir ortam yok. İki farklı sosyal dünya (sanal ve gerçek) arasında gidip geliyor. Elbette bu sanal dünya illegal olanın rağbette olduğu ve yine geçerli kuralların rahatlıkla aşıldığı bir sosyal mekandır. Burada anominin ciddi bir alt yapısı oluşmaktadır.
Sanal ortamda ergenlik sürecine giren bir erkeğin cinsel bunalımını ve bunalımdaki sörfünü görüyoruz. Yaş grubu, genel kimlik inşası açısından önemli olduğu gibi cinsel kimlik açısından da önemlidir. Kurban, cinsel kimlik inşasında kaygan, belirsiz, sallantılı, rölatif ve dolayısıyla anomik bir grupsal ortamı yaşamaktadır.
Kurban, okul katliamları yapan ABD’li Elliot Rodger’ın fotoğraflarını kullanıyor. Elliot Rodger, sadece bir kişi değil. Okul katliamlarını yapmakla sembole dönüşen ve dolayısıyla grupsal lider kimliğine dönüştürülen birisi. Belki de post-modern zamanın kötü Draculası. Dracula zaten kötüdür, kan içen katildir. Ancak Post-modern zamanlarında bu katil kötü adam imgesi ters yüz edilerek yeni romanlar yazıldı ve filmler çekildi. Katil Dracula, “iyi adama” dönüştü. Yani kan içen katil, bilinçaltında aslında ‘iyi’ olarak da algılanabilir. Gizem, suç ve iyiliğin iç içe geçtiği durumlar. Elliot Rodger de cinsellik başta olmak üzere çeşitli kurallarla ilgili “sınırı aşarak kendini keşfetme” arayışına karşılık geliyor. Kötülük ve kanla sınırları aşarak kendini keşfetme…
Failin sanal olmayan sosyal dünyası da şiddete ulaşmayı kolaylaştırıyor. Babası emniyette yöneticilik yapmış, 9 tabancası ve iki av tüfeği var. Çocuğunu silah kullanmaya götürüyor. Bir evde bu kadar silah neden bulunduruluyor. Katil de beş silahla eylem yapıyor. Tek silah olsaydı bu kadar insanın kanına girebilecek miydi? Silahlara erişimi zor olsaydı bu olay yaşanacak mıydı? Bilemiyoruz, ama bir tahmin de yürütmek mümkün.
Toplumsal Anominin Taşması
Durkheim, çağdaş dönemde suç olgusunu teori ve uygulamalı olarak araştıran ilk sosyal bilimcilerin başında yer alır. İntihar araştırmasını bunun üzerinedir. 60 bin üzerinde intihar vakasını inceliyor. Avrupa’nın birçok toplumunu kapsıyor. Mezhepler, sınıflar, cinsiyetler, milliyetler açısından araştırmayı gerçekleştiriyor. Bu kadar geniş araştırma sonucunda şuna ulaşıyor: Anomi. Yani büyük alt üst oluşlar sonucunda insanın yaşadığı sarsıntılar dolayısıyla derin bir kuralsızlık durumunu yaşaması.
Türkiye ve sosyal sanal toplumda nasıl bir anomi yaşanıyor? En azından İsa Aras Mersinli’nin ergenler grubunda ve etkileşimde olduğu sanal grupta nasıl bir anomi yaşanıyor? Az bilgilerle bile bu anominin varlığı hakkında önemli ipuçlarına ulaşabiliyoruz.
Ergenlerin anomisi ile yüz yüzeyiz. Sosyal medyanın ürettiği kuralsızlık bağlamında oluşan gruplaşmalar ve bunun kişinin dünyasında estirdiği fırtınalar… Büyük sarsıntılar. Etek giyerek ayna karşısında kendini seyreden bir erkek ergen, LGBT ile etkileşime giren bir çocuk, şiddeti özendiren mesaj ve sembollerle içli dışlı olan bir kuşak… Burada öznenin veya özne ergenin erkek verili dünyası yerinden ediliyor. Biyolojik olarak eril olan özne, dişil olana da yönelebileceği ve buna ilişkin kuralları rahat çizebileceği bilgi ve duygular bombardımanı… Hem erkek hem de cinsellik derin bir sarsılma yaşıyor. Bir yandan biyolojik erkek taraf öte yandan davet edilen, imrenilen, grupsal etkilerle dişiliğe yönelen davranışlar… Buradan harmonik cinsel kimlik de çıkmaz normal (norma, kurala ve değere dayalı) genel kimlik de oluşmaz.
Ergenlik krizinin aşılamaması ve anomisi ciddi sonuçlara yol açar. Elbette failin içinde yaşadığı gerçeklik dünyası da önemli. Ebeveynlerin ona sundukları, onunla etkileşimi çok önemli. Yine toplumdaki egemen dilin varlığını da hatırlamamız gerekir. Şiddet, suç, kan üzerine üretilen söylemler, semboller ve anlatılar… Medyanın kamuoyu üretiminde kullandığı azarlayıcı, tehdit edici, suçları örtücü anlatım tarzı… Toplumun medya ve pratik sosyal dünyasında üretilen anomik oranı da dikkate almamız gerekir. Burada okullar, aile, medya, sokak gibi bağlamlar önem taşımaktadır. Suça ve suçluya ilişkin özendirici, empatik ve kollayıcı bir pratiğin, görselliğin ve anlatımın oranını da göz önünde bulundurmak gerekir. Örneğin normları hiç önemsemeyen ve suçlarla öne çıkan çete grupları, mafya yapıları ve çevreler nasıl üretiliyorlar. Filmlerde, dizilerde, sosyal medya anlatılarında nasıl temsil ediliyorlar? Genel hukukumuz buna karşı nasıl bir mücadele tarzı ortaya koyuyor? Yeterli mi, hukuki mi yoksa görmezden gelme ve gayri kanuni etkileşim içinde mi? Yani suç işleyenler her zaman bir çıkış yolu bulur algı üretimi hangi düzeyde?
Durkheim, seküler bir sosyolog. Yahudi asıllı. Ama intiharlara yol açan, yani büyük sapma eylemlerine neden olan anominin çözümünde ruhaniyetin önemli olduğunu söyler. Çünkü bunun insana sarsılmalar karşısında dayanma kudretini sağladığını ifade eder. Burada ruhaniyet, doğrudan dinin ibadet ve muamelatı olmanın ötesinde insanın iç dünyasını harmonize eden anlam tarafıdır.
Çocuk Katliamları Üzerinden Karşıtlık Üretimi
İsa Aras Mersin, ortaokul öğrencisi ve 14 yaşında. Dokuz öğrenciyi ve bir öğretmeni katletti. Babanın emniyet görevlisi olduğu ve annenin de öğretmen olduğu bir ana-baba çocuğu. Çocuğun sanal yaşamsal dünyası üzerinden (çoğunlukla) giderek onu açıklamaya çalışıyoruz. Toplum dünyası ve aile dünyası da önemli burada. Elbette psikiyatr ve psikologları da ilgilendiren boyutlar var. Yalnız son bir haftada üç okulda bu düzeyde olmasa bile ergen şiddet olaylarıyla karşılaşıyoruz. Bunlar dikkat çekici gelişmeler.
Türkiye kamuoyu ise bu vakayı siyasi ve ideolojik kutuplaşma üzerinden okuyarak yeniden karşıtlık üretiyorlar. Kin ve nefret duygularını canlı tutuyorlar. Düşünme, ibret alma, müzakere ederek bu sorunlara bir çıkış yolu aramak yerine iki kutup halinde saldırgan bir dil kullanıyorlar.
Laikçiler, bütün suçu Milli Eğitim bakanlığına ve iktidara bağlayarak istifa talebinde bulunuyorlar. Fanatik muhafazakarlar da buna da cevap vermek üzere faalinin ve ailesinin seküler yaşantısına dikkat çekiyorlar. Bu seküler yaşam tarzı ile suç işleme arasında bir ilişki kuruyorlar. Yüzeysel, şematik ve karşıt bir tutumla çeşitli yorumlar yapılıyor. Laikçilere haddini bildirme çabası öne çıkıyor. Aslında iki taraf da mumya zihin. Birbirine kulakları, gözleri ve kalpleri sağır. Sadece had bildiriyorlar, azarlıyorlar ve hatta tehdit ediyorlar. Rövanş alıcı tutumlarla hareket ederek kutuplaşma yeniden üretiliyor.
Eğer mesele sekülerlikle olsa, Avrupa’da 2025 yılındaki suç oranındaki artış Türkiye’den fazla olurdu. Ama istatistiksel bilgiler bunu göstermiyor. Suç doğrudan ne dindarlık ne de sekülerlikle alakalı. Üstelik, dindarlık genel olarak suça karşı mesafeli olmayı, belli normlarla bir kimlik kazanmayı önerir. Ancak ülkemizde yaşadığımız anomi hem seküler hem de dindar kesimleri etkiliyor. Cinsel kimlik bunalımlarını iki kesimin gençleri de yaşıyor. Sanal ortamın eşkıya dünyasından iki kesimin de gençleri değer kaybına uğruyor. Bu nedenle bütün Türkiye olarak anomik kimliklere yol açan ve gençlerimizin anlam dünyasını alt üst eden programlar, teknolojiler, ortamlar ve medya kamuoyu üretim dili üzerine yeni bir ahlak ve anlam uzlaşması geliştirmemiz gerekir.





