ABD ve İsrail ittifakıyla İran’a yapılan saldırılar üzerinden haftalar geçti. Savaş hızla devam ediyor. Ortada olan net bir şey var. O da saldırgan devletlerin uluslararası hukuku tanımayan ve ciddi bir gerekçe olmadan İran’a saldırmaları. İran’ın nükleer silah geliştirme gayretlerine müdahale etme en temel gerekçeleri. Oysa İran, Uluslararası Nükleer/Atom kurumuna üye bir ülke, kontrole açık devlet. Öte yandan İsrail ne bu kuruma bağlı ne de kontrole açık bir tutuma sahip. Yüzlere varan nükleer başlıklı füzeye sahip.
Hakikat ne karmaşık ne de bilinmez bir şey. Apaçık bir şekilde ortada. İsrail ve ABD, uluslararası hiçbir hukuk kuralı tanımadan İran’a saldırdı. İsrail, savaşla doğdu ve savaşla yaşamaya devam ediyor. Durmadan savaşan bir ülke. Post-Osmanlı Ortadoğu coğrafyası İsrail savaşlarıyla çalkalanıyor. Gazze’yi dünyanın gözü önünce cehenneme çevirdi. Katletme ve yıkmada zevk alıyor. Mistik ve teolojik bir inançla yapıyor barbarlığı. Tarihsel iddialar ve mitolojik iddialarla istediği yeri bombalama, işgal etme ve kolonileştirme tutkusuyla yaşıyor. Gazze yetmedi, Suriye’ye saldırdı, Golan Tepelerini işgal etti, Lübnan’a işgale devam ediyor. İran’ı işgal ve savaş düzenine itiraz eden bir ülke gördüğü için aralıklı saldırılardan sonra doğrudan saldırılara girişti.
ABD, Evanjelik mitolojinin siyasetleriyle bütünleşen bir akılsızlıkla İsrail’in yanında. Trump, ABD tarihinde en akılsız başkan. Tek adam sarhoşluğu ve mistik Evanjelik inançlarla her çeşit saldırganlık ve barbarlığa girişiyor. İran’a ilk saldırıda üst düzey ilk katman devlet adamlarını katletti, 160 civarında çocuğu barbarca öldürdü. Trump, doğrudan öldürürüm, diyor. Siyonist hahamlar çocukları geleceğin teröristleri olarak görüyor. Bu nedenle katledilmelerinde bir beis görmüyorlar. Oysa bunların hepsi uluslararası savaş hukukuna göre büyük savaş suçları.
İran, çok büyük devlet zafiyetleri içerisinde kaldı. Şia’nın bütün dünyadaki Şiileri temsil eden imamı katledildi. Arkasında yeni üst düzey devlet adamları tek tek vuruldu. ABD ve İsrail, bu katliamlarla Ortadoğu’da yeni bir emperyalizm aşamasına geçiyor. Doğrudan devlet adamlarını katlederek, halkları başsız bırakmak ve sonra da onları çaresiz bırakarak istenilen düzene mahkûm etmek…
İran, hiç beklenmedik bir şekilde çevresindeki ABD üslerini vurdu. Katar, Arabistan, Kuveyt gibi ülkelerdeki ABD üslerinden gelen ABD füzelerine yine bu üstlere attığı füzelerle cevap verdi. Ortadoğu’da beklenmedik bir durum yarattı. Çünkü hiçbir Arap ülkesi bunu beklemiyordu. Ayrıca ABD’ye verdikleri milyarlarca dolarla güvenlik içinde kendilerini algılıyordu. Bu algı darmadağın oldu. Dubai ve Doha gibi çöl ortasında yükselen kurgu konfor kolonilerde panik başladı. Zengin Araplar başta olmak üzere kendini en güvende hissedenlerin nasıl bir kırılgan hayat içinde yer aldıklarının farkı ortaya çıktı.
İran, varlık ve yokluk seçenekleriyle karşı karşıya. Bu nedenle beklenmedik atraksiyonlarla cevap veriyor. Tahran’a düşen bombalar karşısında halk “Allah-u Ekber” derken, Tel Aviv’e düşen bombalar karşısında ise halk kıyamet sahnelerini yaşıyor. ABD ve İsrail’in rejimi değiştirme planları suya düştü. İranlılar vatanperverliklerini ortaya koydu. Savaş, bir halkı en fazla birleştiren pratiklerin başında yer alır. Hele ki ülke ve millet aidiyeti varsa…
Mezhepçilik İdeolojisinin Devreye Sokulması
İran’a yapılan saldırı sonrasında mezhepçilik ideolojisi devreye girdi. Mezhepçilik bir ideoloji, çünkü mezheb; mutlak, donmuş, keskini karşıt ve uzlaşmaz bir alan olarak üretiliyor. Mezhep, ideolojik bir alana taşınarak kavganın yakıtı haline geliyor. İslam toplumlarının tarihte yaşadığı ve belli bir uzlaşmayla sessizliğe gömdükleri mezhepçilik şimdi yeniden hortluyor. Şia ve Ehli Sünnet arasında tarih içinde yaşanan teolojik ve pratik çatışmalar servis ediliyor.
Mezhepçilik, İran’a yapılan ABD ve İsrail saldırılarını haklılaştırmak üzere devreye giriyor şimdi. Bütün tarihsel kalıntılar canlandırılıyor. Dar, mumya zihin ehli sünneti mezhepçi ideolojiye indirgeyerek ABD emperyalizmine meşruiyet sağlayan işlevsel bir araca dönüştürüyor. Şia’nın sahabeye karşı ve diğer konulardaki yanlışları, sapmaları ve batıl yaklaşımları ABD ve İsrail’in İran’a yaptığı vahşi saldırılarına neredeyse gerekçe olarak sunuluyor.
Mezhepçilik, yoğun bir biçimde Şia’ya karşı kin ve nefretle üretiliyor. Bu tutum aslında Arap iç savaşları ve İran’ın bu bölgedeki genişleme teşebbüsleri sonrasında doğdu. Arap vehhabi selefizmi, şifayı öteden beri gayri Müslümlerden daha düşman bir olgu olarak görmektedir. İŞİD ve El-Kaide ideolojileri bununla doludur, Saddamcılık da öyle. Yeniden Şia camileri yakıldı, Şiiler de Sünni camilerini. İŞİD ile beraber kavmiyet ve mezhep asabiyetleri alevlendi. İran’ın genişleme ve emperyal ihtirasları da elbette burada önemli bir etkiye sahip oldu.
İlginç olan Şia’ya yönelik radikal kin ve öfkenin Türkiye’de de yankılanması. Çünkü Türkiye, Osmanlı tecrübesi ile Şia’ya karşı her zaman makul davranmıştır. Hatta Osmanlı emperyalistlere karşı cihat fetvası ilan ettiğinde hem Irak’taki geniş Şii kitleler hem de Yemendeki Şiiler bunu desteklemişlerdir. Ayrıca İran’da 23 milyon, Azerbaycan’da da 8 milyon Şii Türk olduğunu da hatırlamamız gerekir. Dolayısıyla aslında Türklerin ehli sünnet pratik yorumu, Şia’ya karşıt bir şekilde üretmez kendisini. Nitekim Türkiye’de Devlet Bahçeli başta olmak üzere kimi iktidar temsilcileri de mezhepçiliğe karşı tavırlarını açıkça ortaya koydular.
Şii Hilal projesi önce ABD’de geliştirildi. Arap Baharı döneminin hemen öncesinde Obama yönetimi bunu destekledi. İran’ın yayılmacılığına göz yumuldu. Adeta Şia hilalin genişleyerek mezhep temelinde bir çatışmanın zeminini hazırladı. Arap iç savaşları ve İran milislerinin genişlemesiyle bu mezhepçilik artış gösterdi.
Ortadoğu’nun Sahipsizliğinden Kan ve Alevler Yükseliyor
İsrail ve ABD’den gelen füzeler Şii veya Sünni diye ayırım yaparak insanlara düşmüyor. Bombaların üzerinde Şii ve Sünni de yazmıyor. Düşen her bomba Ortadoğu’da kan ve alevleri yükseltiyor. Barış ve huzur, birlik ve vahdet umudu yerin dibine sokuluyor. Şia ve Sünnilik, Vehhabi ve Selefilik etrafında dişler daha fazla gıcırdatıyor.
Bu savaşın mezheplerle ilgisi yok aslında. Tamamen siyaset ve ekonomi ile ilgili. ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi’nin Ortadoğu’yu şekillendirme gayretleri… Bu düzene itiraz eden Hamas, Hizbullah, İran, Yemen, Suriye (Hafız Esat dönemi) tamamen tasfiye ediliyor. Ortadoğu zenginliği üzerine kurulan Batı düzeni varlığını sürdürmek istiyor. Batı düzeninin İsrail güvenliği ve enerji sömürüsü dışında hiçbir arayışı yoktur. Mitolojiler, dinler, mezhepler, demokrasi söylemleri, etnik yapılar tamamen bir araç. Hepsinden yararlanmaya çalışıyorlar. Hiç birisini boş bırakmıyorlar.
Ortadoğu halkları mezhepçilikler ve kavmiyetçilikler etrafında seferber ediliyor. Birbirine düşman, diş bileyen ve her an savaş halini yaşayan toplumlar haline dönüyor. Bu iç savaşlar, ayaklanmalar, darbeler ve çatışmalar egemen emperyalist düzenin işini kolaylaştırıyor. İsrail Siyonizmi’nin yayılmacılığının ve işgalinin önünü açıyor.
Ortadoğu talan, tahakküm ve savaşlarla kan ve dumanlar içinde boğulmalar yaşıyor. Müslüman ülkelerin 12 devlet adamı Riyad’da bir araya geliyor. Toplantı yapıyorlar ve bildiri sunuyorlar. İran’ı suçluyorlar. İsrail ve ABD’nin saldırganlıkları üzerine tek cümle kurmuyorlar. Sadece İsrail’in Lübnan’daki işgallerine ilişkin bir ifade… Peki İran körfezdeki ABD üslerine saldırıyor da, İsrail ve ABD İran’a saldırmıyor mu? Saldırıyı başlatan ve yüzlerce çocuğu bir bombayla katleden kim? Bu çocukların acısını da mı hissetmediniz?
Ortadoğu sahipsiz. Rus filozof A. Dugin’in dediği gibi, siyasi merkezden yoksun bir medeniyet havzası. Gösterişli toplantılar, Batı’ya giden milyarlarca dolar silah paraları, onlarca ordu, meclisleri, şişirilmiş meydan okumaları… Ama ne ABD, ne Avrupa, ne Çin, ne de Hindistan. Bir kolektif güç üretemeyen ve bu nedenle halkalarını ve coğrafyalarını ancak ABD’ye bağlılıkla teskin eden bir düzenler dünyası.
İran’ın direnişi onları korkutuyor. Neden? İran’ın emperyal genişlemesi mi ? Kesinlikle değil. İran rejimi, Arap Baharı ile doğan siyasi boşlukta denedi ve perişan oldu. Geriye ekonomik perişanlık, baskıcı devlet, ayakta kalma ve yok olma ile karşı karşıya gelme… Korkunun nedeni, İsrail ve ABD emperyalizminin bölgedeki düzeninin değişebileceğine dair umudun yükselmesi… Bu da öncelikle Ortadoğu rejimlerini değişime zorlayacak. Konforlu elitist ve oligarşik düzenlerini yerinden edecek. Bütün mesele budur.





