“Beğenilme isteği” başlı başına bugünün ana akım insanını tanımlar nitelikte. Kendini değerli hissetmenin psikolojik açıkları kapatabilir mi? Sağlıklı ilişkiler için gerekli bedeli ödeme kaçınılan bir durum. Bu sebeple steril bir alan oluşturarak sosyal ağlara takılan bir kitle var. Bu ağlar Amerikan hayat tarzının bütün dünyayı enfekte ettiği ben merkezli değirmene su taşıyor. Kimileri narsisizm hortladı derken ihtiyatla bunun bir “ben” dalgası olduğunu vurgulayanlar da var. Dünyayı sardığı gibi Çin’de de kültür devriminden sonra benmerkezci yapı yaygınlaştı. İnternet ağları ile metropollerden dünyaya “kendini sevme” yönünde bir özenti yayılıyor. Yazar Tom Wolfe’un vurgusu manidar: Refah dönemi çocukları, istedikleri her şeyi elde edince dünyanın kendi etrafında döndüğünü öğrenirler. Zorlu ekonomik dönemlerde ise yükselen kişilerin daha az narsisist- görev odaklı ve şöhret peşinde koşmayan kişiler olmalarını öngörüyor.
Gün geçmiyor ki sosyal medyada bir “narsisizm” paylaşımı karşımıza çıkmasın; özellikle eş ilişkilerinde ortaya çıkan sorunlar “narsisist etiketi” ile damgalanmasın! Tanı konulması gereken ve ender görülen narsisizm geçmiş yıllara göre onlarca kat artmış olabilir mi? Kafası bozulanın muhatabını narsisist olarak etiketlediği bir mecrada narsisizmin ne olduğu ve ne olmadığı üzerinde durmak gerekir. Eş ilişkileri odağında cereyan eden konu, evliliği sarsıcı bir etkiye dönüşmüş durumda. Eşlerini değerli hissettirmeyen erkekler gerçekten narsisist midir? İnsan ontolojisine ait taşların yerinden oynadığı bir dönemden geçerken kavramların genetiği değişmiş olabilir mi? Narsisizm mi patladı yoksa ruhsal beslenme kaynaklarından uzaklaşmanın getirdiği insani güç kaybı mı yaşanmakta?
İnsanın ruhsal yapısı, teknolojinin sınır tanımayan yükselişi karşısında tehdit altında. Bu değişim ne küreselleşme ile kültürlerin değişimi, ne de Mc. Luhan’ın ifade ettiği: “vizüel teknoloji karşısında kimliklerin değişimi”dir! Derin ölçekte Harari’nin komplo teorisi olarak iddia ettiği: “tür değişimi”ne benzer bir durum! Yazarın davetiye çıkardığı transhümanizm ve türevlerinin hedef aldığı insan türünün yeniden inşa edilmeye çalışıldığı bir süreçten geçmekteyiz. Değişimin biricik vasıtası sanal network içinde yaşama özentisi. Etkilediği en kırılgan alan gençler ve evlilik. Nüfus alanı olarak değerlerden bağımsız bir benlik oluşturmak. Bedenine, evine ve ailesine yabancılaşma ve ilişkilerde derinlik kaybı sebebiyle sağlıklı bağ kurmada zorlanma. Bu sathi bakış sebebiyle birbirini “narsisist” olarak etiketleme başladı. “Bana değer vermiyorsun o halde narsisistsin” psikolojisi ile örtüşen bir düzey. Eşler değer görmeyi evliliğin yegâne belirleyici olarak görmeye başladı. Eşinden “değerliliğe dair söz ve tutum” görmediğinde narsisizm temelli bir bakış gelişiyor. Bu duygusal yoksunluğu varoluşsal bir düzeye taşıma ve evliliği sonlandırmaya kadar varmaktadır.
Dünyada Yükselen “Ben” Değeri
Dünyada yükselen hiper bireyliğin geldiği nokta ürkütücü. Kendini sevmenin bir ihtiyaç olduğu vurgusu yaygın. Ben merkezlilik bir pandemiye dönüştü. “Kendine iyi bak” ifadesinin icat edildiği yıllara göre kendine bakış marazi bir noktaya evrilmiş durumda. İnsan kendine nasıl bakacak? Ruhun bir aynası olmadığına göre kendini nasıl kritize edecek?
İnsan neden ben merkezli olmaya bu kadar istekli? İnsan yalnız, çaresiz, kırılgan, aciz ve yanı başındaki insandan medet umuyor. Bırakalım birinin derdine derman olmak varlığını bile umursamayan egoizm büyük merkezlerden yayılıyor.Bir bakıma empati kaybı, daha geniş perspektifte metafizik uzaklaşma olarak insanın ontolojisinin temel değişimi olarak gelişiyor. Egoistlik, bencillik, kibirlilik, hiper özsaygı, kendini beğenme ve en nihayet narsisizm…
İki binli yıllara kadar tüketim ile yozlaşan insan bugün sanal hedonizmin kurbanıdır! Aile kurmakta güçlük çektiği gibi kırılganlık benliği ile rol model olmanın ötesinde. Sanal alana bakarsanız görkemli tablolar var. Bir kısırdöngü içerisinde hakiki ihtiyaçların karşılanmadığı için, doğrusu bu yola girmek yerine avuntulara yöneldiği için benliğini disipline etmeyi sürekli ertelemektedir. C. Lasch’ın, narsisizmi konu alan bir kitabında; insanların giderek daha benmerkezci olmalarını, derinlikten yoksun normlara ve sığ değerlere bağlanmaları olarak tespit etmiştir. Neticede yabancılaşma, can sıkıntısı ve güvensiz ilişkiler kaçınılmaz olmaktadır.
Gerçek Narsisizmi Anlamak
Bir kişilik bozukluğu olarak hasta ruhlu insanlar var. Yüzde üç civarında bu kişilerle evli olanlar var. Fakat asıl mesele gerçek narsisist olmadığı halde eşlerin öfkelerini bastırmak adına bu yakıştırmayı yapmaları… Gerçek narsisizm tanısı almayan fakat yakıştırma yapmak “sözde narsisizm” savunuculuğudur. Gerçek ve sözde narsisizme eklenen üçüncü grupta ise pandemik “ben merkezliliğin” yükselişi var. Benlik saygısı rüzgârı 1970’lerde başlayıp hız kesmeden bugün daha çok ivme kazanmıştır.
Gerçekte kişilik bozukluğu olarak narsisizm, psikotik bir hastalıktır. Gerçeklik ile bağlantısı kopacak düzeyde olmasa da paranoya kadar ağır bir bozukluktur. Empati eksikliği ve kendine hayranlık, esnek olmayan bir karakter yapısıdır. Narsisist büyüklük duygusu, kibirlilik, küstah tutumlar sergiler. Kendini “özel” ve benzersiz olarak görür. Narsisiste göre sadece yüksek statülü kişiler onun gerçek değerini bilir. Hastalık boyutunda narsisizmin en bilinen özelliği; sadece eşin ya da bir kişinin algısı ile değil, kök aile ilişkilerinde, çalışma ortamında ve çevre algısında insanlar aynı kanaate sahiptir. Büyüklük duygusu, esnek olmayan bir karakter yapısını ifade eder.
Eşler Arasında Sözde Narsisizm ve Önce Kendi Bencilliğini Görmek
Şimdi de bencil eşini “narsisist” olarak etiketleyen eşe bakalım. İlişkilerden yorulduğu için eşine “narsisist” diyerek rahatlayan eş nasıl bir psikolojiye sahiptir? Bir nesil öncesine kadar değerliliğinin karşılanmasını sadece eşinden bekleme durumuna rastlanmıyordu.Duygusal ihtiyaçlarını bir ilişki sorununa dönüştürmeyen nesiller vardı. Hayatın aksilikleri ve başarısızlıklar genellikle eş dışında geniş bir spektrum içinde değerlendiriliyordu. Kader telakkisi, haline rıza, yeniden azimle gayret olduğu gibi içine atıp marazi bir duruma da girilirdi. Bugün ise kişilik saygınlığı eşe indirgenmiş durumda ve ilişkiyi belirleyen öncelikli konu. Ruhsal kayıpları eşin telafi etmesi gerekiyor. Bu direnç neticesinde giderek kendini kontrol etmek ve tanımaya çalışmak giderek zayıfladı. Toplumda saygın olmak isteyen kişi önce eşinin bunu gözlenebilir şekilde karşılamasını istiyor. Bu psikolojik ihtiyacını karşılamayan eşini “narsisizm” ile etiketliyor.
Medyada narsisizme dair uzman görüşlerinde patlama olmasının bir sebebi de izleyenlere iyi geliyor. Bu etiketle iç çatışmalarını bastırıyorlar. Halbuki söz ettiğimiz bu etiket bir kişilik bozukluğudur. Toplumda görülme sıklığı ortalama yüzde üçler seviyesinde olan bir hastalık bu kadar ilerlemiş olamaz. Öyleyse benlikler üzerinde pandemik bir değişim var demektir.
Eşler arasında “sevdiğini söyle, iltifat et, beğendiğini söyle ve değer verdiğini hissettir” ifadeleri gün geçmiyor ki sorunlu ilişkilerde gündeme gelmesin. Bu ifadeler bir talebi resmediyor. “Alıcı” bir tutumla psikolojik ihtiyacını sadece eşinden istiyor. Bir bakıma: “egoma iyi gelmesi için beni öv, sevgini söyle, beğen, değer ver” diyor. Elbette eşler arasında bu etkileşim gereklidir. Fakat eşin ya da erkeğin çağın büyük değişimi karşısındaki zihin dağınıklığı ve içe kapanması hakkında empatinin de eş zamanlı yürümesi gerekir. Bununla birlikte pazarlığa dönüşen bir beklenti ile: “eşimsin ve bana, kendimi iyi hissettirmalisin” beklentisi var. Karşılanmayan psikolojik ihtiyaç sonucu öfke kaçınılmaz olur. Öfkenin dile yansıyan biçiminde; narsisizm ile etiketleyerek marazi duygu kompanse ediliyor. İlişkiler bozulduğunda, karşı taraf duvar öldüğünde ya da adım atmadığında öfkelenen eş “narsisist” deyip etiketleme psikolojisine girmektedir. Bir narsisistle evliymişim meğer, bütün sebep onun narsistliği. Peki, bu ifadeler sonucunda ilişki ne kadar regüle ediliyor?
Narsisist kendisine hayrandır. Narsisist ile karşılaştırılan egoist kişi verme alışkanlığını yitirmiş aciz biridir. Depresif ve kaygılıdır. Belirsizlikten bunaldığı için yarasına merhem olacak bir arayış içindedir. Küresel pandemiye dönüşen kendine güvensiz kırılgan, bir o kadar da çıkarlarını düşünen egoistler narsisist hastalığa dönmüş değildir. Narsisist demeyip egoist desek ne değişir. Değişen şey bir narsisistin değişiminin çok zor olmasıdır. Fakat egoist değişebilir. Vermeyi, ötekinin önceliğini, saygı duymayı öğrenebilir. Bu öğrenmede ilişkinin diğer tarafında yapacakları vardır. Değişime yardımcı olmak. Diyalog kurmak inanmak ve anlayış göstermek vermede örnek olmak.
Hangi sebeple ekstrem ifadelere ihtiyaç duyuyor insanlar. İlişkilerden yorulmuş, çatışmalar sonucu tükenmiş ve duygusal olarak incinmiş olmanın verdiği bir öfke ile muhatap kişiye narsisist ifadesi ile içini boşaltma ve bir bakıma intikam alma duygusu ile öne çıkmaktalar. Narsisist etiketiyle ilişkilerde yaşadıkları bunalımı bu şekilde kompanse etmenin bir yöntemi olmaktadır.
Narsisist damgası yiyen eşlerin süreci sağlıklı yürüttükleri söylenemez. Savunma durumuna geçerek kendini öne çıkarması ya da eşinin değişimini yönetemez halde içine kapanarak bir küntleşme yaşadıkları gözlenmektedir. Bir kısım eşler ise yalnızlaşarak egosantrik bir hale evrilmektedirler. “Narsisist” damgası onları daha aline bir sürece sokarak ilişkiyi yürütme yetersizliğine yol açmaktadır. Küresel anlamda yükselen “ben” odaklı hayatlar, ilişkileri çekilmez hale getirmiş ve eşler bu bencillik sonucu yalnızlaşmıştır. Tahammül edilemeyen eş için, narsisist demek yerine egoist olarak tanımlamak neyi değiştirir? Önemli bir fark vardır. Narsisist etiketi, ilişkide karşı tarafı suçlu ilan edip kendini aklamaya yol açmaktadır. Halbuki ilişkiye analitik bakarak erkeklerdeki epidemik etkenleri anlama ihtiyacı vardır.
Kırılgan Benlikler Çağında Kendine Gelmek
Nesiller boyunca tabiatın sert ve ağır şartları insanda tevazu ve sabır duygusu gelişmesine yol açıyordu. İnsanlar topluluk halinde yaşadıkları ölçüde birtakım hasletlere sahiptirler. Hatalı tutumlara karşı tahammüllü olmak; ilişkileri, sorunlarında esnekliğe sahip olmak; nezaketle davranmak ve bir şiar olarak başkasının nefsini kendine tercih etmek; anlayışlı olmak bir tercih değil toplumsal yaşamın zaruretleri arasındaydı.
Bugüne baktığımızda ilişkilerde insan donanımda teknolojinin sınırlanması gelişimi ve etik sınırları olmayan içeriği ile insanın büyüklenmeci bir yapıya sürüklediği söylenebilir. İşte tam buradan narsisist dediğiniz insanı tanımlarken içteki öfke bastırılmaktadır. Büyük ihtimalle narsisist olmayan fakat modern hayatın getirdiği ben merkezli hayata ayak uyduran birey; kredi kartı kullanan, sosyal medyası olan, marka giyinen, az kelime dağarcığına sahip, tabiattan kopuk, kafede oturarak kendini bulan! metafizik ile bağı azalmış bir insan tipi analiz etmek yerine yargılamaya eğilimlidir. Bu derinlik kaybı sebebiyle yapay zeka mantığı ile mekanik ilişkiler geliştiriliyor.
Anadolu kültüründe ve manevi bağlara bağlı kişiler; yetişkin ve olgun bir tutumla eşinin anlaşılmaz ego tutumlarına karşı iyileştirici, uzlaşmacı, merhametli ve sabırla yaklaştığında kendini anlaşılmış hissettiği için eşte bir mahcubiyet oluşur ve tutum değiştirir. Bunun yanında evliliği ortada bırakan, pireyi deve yapan erkekler ben merkezli olabilir.
Hayat konforu arttıkça insanlar birbirinden uzaklaşmaktadır. İnsan steril hale gelen ruhsal bir habitat içinde yaşıyor. Günümüz insanı zihin konforu içinde “alma” odaklı bireysel bir akışta ıstırap çekmektedir. Halbuki “verme” odaklılık ötekinin haklarına riayet etmektir; aldatmamak, anlayış göstermek, merhamet ve adalete dair ortaya konan bir şahsiyet vardır. Bu süreci hızlandıran mecra olarak sosyal medya sınır tanımayan bir hızla değerleri aşındırmaktadır. Sonuçta narsisizm pompalanıyor fakat kırılgan benliklerin zor yürüyen ilişkilerde direnme gücünde bir kayıp var. Duygusal ihtiyacı abartmak buna denir. Kendini özel görmekle, ötekinin ihtiyacını algılayamamak ya da abartılı talebine karşılık verememek oldukça farklı şeyler. En nihayet duygusal zeka yetersizliğine narsisist deyip işin içinden çıkmak söz konusu…
İlişkilerde yaşadığı gerilimlere; bir mana arayışı, bir arka plan, bir sınanma olarak bakılabilir. Kim bilir narsisist dediğiniz kişi vesilesi ile bir imtihanı kazanarak olgun bir şahsiyete ulaşacaksınız. Bu imtihanı neden çekeyim diyebilirsiniz. Peki hayatın potansiyel öteki dertleri omuzunuza yük olarak sırada bekliyor olabilir. Eğer bencil birine rastladıysanız, onun vesilesiyle kendi bencilliğinizden kurtulmak için sınav vermiş olabilirsiniz.
Son söz: “Benim önceliklerim, benim kayıplarım, benim sorunları” derken; “sen sorunlarım hakkında tek sorumlu değilsin ve bana iyi gelecek her şeyi senden bekleyemem” diyebilme becerisi de gerekli.





