Suriye’de Devrim, Düzen ve Sosyolojik Gerçeklik

0
247

Darbeler Ülkesi

Suriye 1918 ile 1946 arasında Fransa mandası altında yaşadı. Fransa bölgesel Nusayri ve Dürzi Devletleri kurdu. Genel topluma göre azınlıkla ve yerle düzeyde yer alan bu etnik-dini topluluklar devletin merkezine taşındı. Çoğunluğu oluşturan şehirli Sünniler de dışlandı. 1946’da bağımsızlığına kavuşan Suriye art arda darbelerden geçti. Radikal değişim 1963 Ba’as darbesi ile geldi. Bu darbeyle rejimin ordu ve istihbarat gibi “çelik çekirdeği” yine Nusayri ve Dürzilerden oluştu. 1970’de bu defa Hafız Esad darbe yaptı. Nusayriydi, subaydı ve Ba’as Partisindendi. “Çelik çekirdeğin” azınlıkçı-mezhepçi yapısını korudu. Kırsal ve çevreyi şehirli Sünnilere tercih etti.  Kentli Sünni çoğunluk Müslüman Kardeşler üzerinden örgütlenerek muhalefetini isyanlarla ortaya koydu. Demokrasinin olmadığı yerlerde muhalefet isyandı. İsyan da muhalefet. Ancak Hama ve Humusta ortaya çıkan isyanlar korkunç katliamlarla bastırıldı. Yeni hapishaneler inşa edildi.            

Ba’as rejiminin mezhepçi diktatörlüğü ve sosyalist ideolojisi tek adam ve tek parti ile devam etti. 2011 yılında Arap Baharı ile beraber sivil savaş patlak verdi. Tarihin on yılı aşan(2024e kadar) en büyük katliamları ve sürgünleri göçleri yaşandı. Suriye tamamen savaş, katliam, isyan ve gözü kara milis güçler ile büyük bir hesaplaşmadan geçti.

Savaş yoruldu sanki. HTŞ, isyancı hareketler içinde etkin bir yapı olarak sıyrıldı. Liderleri Coloni, 8 Aralık 2024 yılında Şam’ı devraldı. Gerçek adı olan Ahmet Şara ismini kullanmaya başladı. İran, bölgede büyük bir yenilgi yaşadı. Emperyal vizyonu başarısız oldu. Rusya çekildi. ABD, Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan Esad’ın düşmesine ve yerine Ahmet Şaranın gelmesine destek verdiler. Sonuçta büyük bir iç savaş sona erdi. Evleri yıkılan, yakınları katledilen, ülkelerinden edilen insanlar yeniden umutlandı. Sedyana gibi mezar hapishane yıkıldı insanlar serbest bırakıldı.

Darbe mi, Devrim mi?

Yeni Suriye, adını ve bayrağını muhafaza etse de ciddi bir değişim geçiriyor. Buna devrim demek zor. Çünkü devrim köklü siyasal ve toplumsal değişmelerle yepyeni bir düzeni getirir. Geniş toplumsal teşebbüslerle doğar. Yeni ideolojiler, yeni fikirler ve yeni siyasetlerle yükselir. Çok kısa sürede bütün Şam’da düzeni devir alan irade bunlardan hangisini yansıtıyor? Ortadoğu ülkeleri her zaman devrim kavramını severler. Özellikle Nasyonal Sosyalist gelenek. Nasır, Esad, Saddam, Kaddafi…Hepsi de devrim diye bağırıyordu. Darbelerine devrim demişlerdi. Elbette bunların egemenliğinde meydan okuyan sol ve İslamcı hareketler de  devrimi sever. Hasan Hanefi de Seyydi Kutup da devrim talep etmişlerdi. Ancak Suriye’de bir darbe değil, savaş sürecinde gelişen bir isyan hareketi ve liderinin bölgesel yeni destekleriyle iktidara geldi. Bu nedenle, bu gelişmeye ne darbe ne de devrim denebilir. Siyaset bilimi ve sosyoloji belki de yeni bir kavram ve perspektif bulmalı. İzleyip gelişmeleri görelim!

 Ne darbe ne de devrim. Darbe değil, çünkü bütün Ortadoğu darbeleri ordu içindeki bir cunta ile gerçekleşiyor. Liderlerin hepsi de subay. Nasır, Saddam, Esad, Kaddafi böyledir. Ama Ahmet Şara ise sivil bir şahsiyet. Savaş ve isyan içinde yetişen bir lider. Düzenli bir orduyla da Şam’ı devir almadı. Devrim değil, çünkü devrim dünyada görüldüğü gibi çok köklü siyasi ve toplumsal ilkelerle yepyeni bir düzen getirir. Toplumsal zeminle beraber yeni bir zihniyet doğar. Bu yeni zihniyet eski zihniyeti yıkıp geçer.

Suriye’de olan yepyeni bir şey, yepyeni bir durum. Henüz daha oluşum halinde. Ne olduğunu bize zaman gösterecek. Ama bölgesel güç merkezleri ve bu güç merkezlerin Ortadoğu’ya nüfuz eden emperyalizmle “uyumluluğu” dikkat çekicidir. Şara, çok hızlı bir şekilde üzerindeki savaş üniformasını çıkarıp takım elbise giydi, kravat taktı, potinleri giydi. Arabistan’a gitti, ABD ziyareti yaptı. Trumptan övücü sözler aldı. Ortadoğu’nun en reel emperyalizmini ortaya koyan ABD’dir. İsrail, ABD ’siz 24 saat bile dayanamaz. Arabistan başta olmak üzere bütün körfez zengini ülkelerde silahlar üzerinden büyük haraçlar almaktadır.

Ahmet Şara, yepyeni bir siyasal dönüşümün liderliğini temsil ediyor belki de. Her zaman isyan hareketleri dedim. Suriye ve Iraktaki iç savaşlarda ortaya çıkan yapılar için. Cihadı isyanla yapıyorlardı. Belli bir sosyolojik ve teolojik meşruiyetleri de vardı. Şara’nın da öyle. Şimdi bu derin sosyolojik meşruiyetten dolayı isyandan devlet düzenine geçmeyi başardı. Darbe ve devrim yapmadan isyan ile devleti teslim aldı.

İsrail, öteden beri İran, Suriye, Hamas, Hizbullah ve kısmen Türkiye ittifakı ile bloke edilmişti. Ancak Suriye iç savaşı bu denklemi beklenmedik biçimde değiştirdi. İran başarısız oldu, Hizbullah başarısız oldu, Hamas büyük bir yok olma eşiğinde, Suriye en stratejik yerlerini kaybetmekle kalmadı ve ikide bir İsrail tarafından bombalanıyor. Hatta daha ötesi İsrail, bu ittifakın bitmesiyle sınırları ötesinde daha fazla hava ve kara hareketinde bulunuyor. Suriye ile ilgili hamilik iddialarında bulunuyor. Kürtler, Dürziler ve Nusayriler üzerinde hamiliğini kuvvetli bir şekilde vurguluyor. Böylece her an Suriye’ye müdahale etme stratejisini elinde tutuyor.

Hızla Devlet Başkanına dönüşen Şar’a bunun farkında ve bu nedenle, bu en yakın tehdidi savmak için Türkiye, Arabistan ve ABD ile ilişkilerini yakın tutmak istiyor. Ayrıca sadece güvenlik meselesi değil, toplumsal birlik için de İsrail büyük bir tehdit. Çünkü Suriye’nin bir millet olabilmesi için Durziler, Nusayriler ve Kürtlerin İsrail hamiliğine kesin mesafe koyması ve yeni siyasal düzene rıza göstermesi gerekir. Bütün bu ülkenin yeniden toparlanması ve yeni siyasal düzenin kurulması için Şara ne darbeci ne de devrimci olabilir.

Peki Suriye Ne Olacak ?

Siyasal düzenler hem devlet hem de ona rıza gösteren toplumsal beraberliklerle kurulurlar. Bu ilke Suriye için de geçerli. Artık Ba’as Rejiminin 60 yıllık hikayesi sona erdi. O hikayede düzen için toplumsal rızaya ihtiyaç yoktu. Sedyena gibi mezar hapishaneler sorunu çözüyordu! Ancak şimdi sona erdi ve yeni düzenin kurulması gerekir. Burada da düzenin politik ve güç boyutu kadar toplumsal alanın bunu kabul etmesi de önem taşıyor.

Suriye’nin toplumsal yapısı çok parçalı bir durum arz ediyor. Çeşitlilik fazla. Araplılık üzerinden bakarsak homojenlik yüksek. Ancak Araplılığı farklılaştıran çeşitli kolektif kimlikler de var. Nusayrilik ve Dürzilik bunun başında geliyor. Daha az oranda ise Kürtler yer alıyor. Mezhebi ve etnik farklılaşma kadar çevre ve merkez ilişkisinin Ba’as tarihinde oluşturduğu çatışmacı diyalektiğin de aşılması önemli. Hatta Ba’as öncesi, 1918 yılında sömürgecilikle başlar bu çatışma diyalektiği. Bu sosyolojik farklılaşma bölgesel ve coğrafi izdüşümlere de sahip. Bu mezhebi ve etnik topluluklar belli bölgelerde yoğunlaşıyorlar. Özellikle Dürziler ve Nusayriler devletin “çelik çekirdeği” rolüyle güç ve imkanlara sahip olmuşlar. Kürtler üzerinde de PYD’nin ürettiği bir örgütsel ve askeri tutumu görüyoruz.

Arap Baharı ile Libya’da düzen değişti, Irakta değişti, şimdi de Suriye’de değişiyor. Bir açıdan geciktirilen ve büyük iç savaşlara yol açan Arap Baharı kimsenin beklemediği bir formla sonuçlanıyor. Ortadoğu, bütün emperyalist güçlerin müdahalesi, iç savaşlar, diktatörler ve terör yapılarına rağmen ciddi bir değişim içerisinde. Şimdi Suriye’de. Suriye, Türkiye için çok önemli. Çünkü hem sınır komşumuz hem de en büyük Suriye göçü Türkiye’de.

Suriye’de yeni merkezi düzenin kurulması için birkaç seçenek duruyor. Her bir etnik-mezhebi topluluğa ayrıcalıklı bir idare vererek ve silahlı gruplarını kabul ederek parçalanmak. Tamamen merkezi otoriteye bağlı tek bir silahlı yapı ve toplumsal kesimlerin kimi farklılıkları ile yerel düzeyde belli özerkliklere sahip olması. Bunun anayasal düzenle tescillenmesi. Tamamen Şam’da toplanan silah ve idare. Üçüncü seçenek yeniden ciddi bir otoriter rejimi zorunlu hale getirecek. Bu da yeniden hapishaneler, baskı rejimi ve tek adam kültü demek.

Şer’i demokrasi

Suriye’de Şam’ı devir alan hareketin beklentisinde şeriatı uygulamak yer almaktadır. Bu konuda Ahmet Şara da örtük bir onaylayıcı tutum içerisinde. Peki bu şeriat seküler olup da kendine Müslüman diyen, Dürzi ve Nusayriler gibi kesimlere de mi uygulanacak? Bu konuda herhangi bir bilgimiz yok. Toplumdaki farklı Müslüman realiteleri ile Şam’da düzeni ele alan iradenin beklentileri arasındaki uzlaşma nasıl sağlanacak?

İslamcı kesimler ve gruplar devrim derken, büyük ihtimal bundan “İslam devrimi” anlıyorlar. Ancak onlar da bu konuyu yeterince konuşmuyorlar ya da açıklayamıyorlar. Şu andaki yöneticiler de konuyla ilgili net açıklama ve tutumlara sahip değiller.

Şeriatın kimlere uygulanacağı kadar “nasıl uygulanacağı” da önem taşımaktadır. İslamcılar pek bunu düşünmüyorlar. Çünkü onların zihninde şeriat her şeydir. Şura ve meşveret diyorlar. Bunun içeriği nedir, çağımızdaki karşılığı nedir? Bu sorulara verilen cevaplar fazla açık değil. Ancak Suriye’nin gidişatına bakınca belki de “şeriat demokrasisi” olur diye düşünüyor insan.

Şeri demokrasi ile demokrasinin İslam fıkhına yer vererek işlemesidir. Ayrıca İslam fıkhının demokrasi içinde yer alarak gerçekleşmesidir. Burada seçim, iktidarın değişimi, yürütme, muhalefet, meclis, insan hakları, hukuk devleti önem taşır. Bütün bunlar demokrasiyi temsil eder. Ancak yasama alanı sekülerliğin esas alınması yerine İslam hukukunun esas alınması söz konusu. Modern seküler demokraside yasamayı halkın yaptığı gerçekle uyuşmaz. Bu sadece Yunan sitelerinde ve çok sınırlı sayıda insanla oldu. Yasayı, teoriye rağmen pratikte meclis de yapmaz. Bunun yerine uzman hukukçular başta olmak üzere çeşitli kişiler yapar. Onlar da meclise getirir. Meclis de onaylar. Sonra da buna halkın kanunları deriz!

Şeri demokraside de yasayı İslam fıkhı, iktisadı, siyaseti alanında uzman insanlar hazırlar. Yasamanın kaynağı ilahidir. Ancak Kuran ve sünnete yer almayan ve dolayısı ile üretilmesi gereken yasalara da ihtiyaç olur. Hatta anayasa hukuku daha çok “örfi hukuka” karşılık gelir. Osmanlıda da öyle olmuştur. Şeri hukuk ise daha sivil hayata yöneliktir. Evlilik, miras, borç vs. gibi.

Bilmiyorum! Suriye’de bunları düşünen var mı? Yoksa İran’da “imamet cumhuriyeti” gibi burada da yeniden lider kültüne dayalı bir şeriat düzeni mi kurulacak? Suriye toplumunun seküler ve mezhebi farklılaşması buna rıza gösterir mi? Rızası alınmayan bir toplumda uygulanan rejim de elbette demokrasi olmaz. Ancak yine de Suriye’de yeni düzen arayışında neden yeni düşüncelerimiz olmasın, yeni yaklaşımlar içinde olmayalım? Yeni umutlar ve yeni ufuklar birbirini besler.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz