İstanbul Türkçesi ve Türkçenin İstanbul’u

0
141

Konuştuğumuz dil -Türkçe- İstanbul ağzına yaslıdır. İstanbul ağzı denildiğinde ilk akla gelen ölçülülük, nezaket, estetik ve ahenktir. Kelimeyi İstanbullu yapan onu terbiye eden ahlâk ve medeniyetten başkası değildir. Dil zevki diye bir şey vardır. Bunu İstanbul kulağına sahip olanlar çok iyi bilirler. Konuşurken ağızdan dökülüp etrafa saçılan harflerin parçaları değil anlamın billur akışıdır. İstanbul kulağı bu akışı duymakta zorluk çekmez. Bu Türkçe ile şiir yazılır ve okunur, bu Türkçe ile dua edilir ve bu Türkçe ile âşık olunur. Yahya Kemal’in “Ne zaman şair olduğunuza inandınız?” sorusuna verdiği cevapta somutlaşan bir zevkin ifadesidir bu: “Türkçeyi içimde hissettiğim zaman”.

Türkçeyi içinde hissetmek hiç kuşkusuz onun yaslandığı medeniyetten ayrı düşünülmeyecek bir tecrübedir. Dile gelen şey sadece kelime ve onun taşıdığı anlam değil aynı zamanda o kelimenin kendinden olanla bir araya gelerek kurduğu dünyadır da. İnsan anadilinden bir kelimeyi kullanmadan evvel onunla yakınlık kurup onu içinde hisseder. Bir bakıma her kelime insanın içidir. Yahya Kemal’in sevdiğine hitabı da İstanbul kokar: “Baktım konuşurken daha bir kerre güzeldin/İstanbul’u duydum daha bir kerre sesinde”

İstanbul Türkçesi resmi anlamda ilk kez 1911’de Selanik’te “Genç Kalemler” dergisinde “Yeni Lisan” manifestosuyla ortaya konulmuştur. Bu manifestoda alınan kararlardan biri de “Millî lisanın İstanbul konuşması esas alınarak geliştirilmesi” esası olmuştu. Ziya Gökalp bunu manzum olarak şöyle ifade etmiştir: “Güzel dil Türkçe bize/Başka dil gece bize/ İstanbul konuşması/ En saf en ince bize” Ziya Gökalp’in mısralarından anlaşılacağı gibi İstanbul ağzı kadınsı inceliği çağrıştıran bir ağız. Gökalp bunu “Kadıköylü hanımlar gibi elit sınıfın konuşması ile halkın konuştuğu saf ve temiz Türkçe’nin bileşimi” şeklinde izah eder.

Dünyanın küreselleşip şehirlerin hızla kozmopolitleştiği modern zamanlarda doğal olarak merkezi dilin muhafazası da zorlaşmakta. Her medeniyetin dili o medeniyetin merkezî şehirlerinde işlenip gelişir. İngiltere’de bir Londra İngilizcesinden bahsetmek yanlış olmaz. Berlin Almancası ve Paris Fransızcası da bu dil-merkez ilişkisinin bir neticesidir.

Eskilerin “Muktezayı hâle uygun söz söylemek” dedikleri dil ayarı günümüzde eğilip bükülme veya çıtkırıldımlık addedilmekte. Başta söylenmesi gerekeni sonda, sonda söylenmesi gereken başta söylemek dilde zaman ayarını dikkate almamakla ilgili bir kayıtsızlık. Bugünün sokak dili, dünün sokağa çıkmaya yüzü olmayan kelimelerin dilidir. Dün sokak da İstanbul’dan ayrıksı bir yer değildi. İstanbul’un yerinde olmadığı bir ortamda İstanbul Türkçesini aramak elbette beyhudedir. Sabahleyin yolda karşılaştığımız bir insana: “Sabah şerifleriniz hayırlı olsun” demek aklımıza bile gelmezken, bu tarz konuşanları başka bir zamandan kopup gelmiş sayıyoruz. Kendinizden büyük yaşta kişilere “nasılsınız?” diye sorulmayacağını bilmezseniz sadece dil değil aynı zamanda adabı muaşeret kazası yapmış olursunuz. Daha böyle birçok şey var. Kitaplar değiştiğinde hitaplar da değişiyor. İstanbul’un beyefendisi ve hanımefendisi ne zaman bu şehri terk etmişse İstanbul Türkçesi de onların peşinden gitmiştir. Fötr şapkası, bastonu, siyah çerçeveli gözlüğü, bembeyaz gömleği ve yeleği ile sokağınızda dolaşan o adama rastlarsanız biliniz ki nesli kesilmek üzere olan son birkaç kişiden biridir. Konuşurken azizim, üstadım diye hitap ederler.

Anadolu’dan İstanbul’a geleli epey zaman olmasına rağmen hâlâ köy ve kasaba davranış ve alışkanlıklarını devam ettirenler için söylenen bir ikaz cümlesi vardır: “Buradan başka İstanbul yok!” “Mademki İstanbul’da yaşamayı göze aldın öyleyse bu şehre ait yazısız kurallara uy” demektir bu söz. Bu şehirde öğrenemediğini başka hiçbir yerde öğrenemezsin anlamına da gelir. “Bu şehirde kendini hâlâ değiştirmeyen-şehirleşmeyen- İstanbul’da yaşıyor sayılmaz” diye yorumlamak da mümkündür. Bir İstanbul Sosyolojisinden bahsedebiliyorsak şayet diğer şehirlerden farklı olarak Türkiye’yi temsil eden bir gerçeklikten bahsediyoruz demektir. İstanbul değişirse Türkiye değişir, İstanbul değişime direnirse Türkiye direnir. Bugünkü haliyle İstanbul bünyesinde 81 ili barındıran bir mega şehirdir. İstanbul Türkçesi gibi İstanbul Türkiye’sini de dünü, bugünü ve yarını ile yeniden tesis etmek gerekiyor. İstanbul Türkçesi nasıl sadece İstanbul’a mahsus değilse İstanbul’un milli seciyeye dayalı karakteriyle diğer bütün şehirleri de tanıştırmak hedefimiz olmalıdır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz