Tarihin Sıfır Noktası
İlklerin ortaya çıkmasını zorlayan koşullar ne olabilir. İhtiyaç ve isteklerin baskısı akıl ve zekânın zorladığı hudutlarda kâşiflerin keşfi kaçınılmaz olmuştur. Düşüncenin ufku geliştikçe mucitlerin icatları, yaşamı ütopyalara doğru itmiştir.
İlk çapa toprağa vurulduğunda; hiç kimse milyonlarca hektar arazide ziraatın başlayacağını, milyonlarca insanın bir şehirde bir arada yaşayacağını tahmin edemezdi. İlk hayvan kazığa bağlandığında milyarlarcasının insanlara besin kaynağı olacağını, onların klonlanıp çoğaltılacağını hayal edemezdi. İlk teker yuvarlandığında; tonlarca ağırlıktaki uçakların yüzlerce insanı saatler içinde dünyanın öteki ucuna taşıyacağına inanamazdı. Bundan sonraki ilklerin ütopyalardaki koordinatlarını birlikte düşünelim.
Tarım ve sanayi devrimlerinin insanlık tarihine etkileri, olabilecek tüm yorumları ile açıklandığını düşünmek mümkün. Çok az insanın algılayabildiği algoritmaların formüle edildiği ve çözüldüğü bir süreç yaşanmaktadır. Olağandışı bir hızla insanları kuşatan tekno-dijital devrim, verileri tam anlamayla yorumlama ve yaygınlaştırma fırsat vermemektedir. Bu yeni duruma karşı insanlık biodijital insan tipi ile gardını almaya çalışmaktadır. Ezberlerin karikatürize edildiği, geleneklerin folklorik ritüellere hapsedildiği bir çağ aralanmaktadır. Mesleklerin son miat tarihlerini yaşadığı, alışkanlıkların geri dönüşümlerde toplandığı, kavramların anlam evrimine maruz kaldığı geçiş sürecindeyiz. Dönüşen veya başkalaşan hayata karşı “derin düşünce ve duygu” verimliliği nasıl korunabilir? Sorusuna cevap hâlâ alınmış değil.
Konuya tarihin sıfır noktasından giriş yapalım,
Girê Miraza’dan (Göbekli Tepe) önce, olası yaşanmış her şey tahminlere dayanmaktadır. Sınırların olmadığı bir doğada insanların küçük topluluklar şeklinde yaşadığı, özel mülkiyetin olmadığı, statüde fiziki gücün belirleyici olduğu, ekonomik potansiyelin günlük becerilere dayandığı, eğitimin doğal sınırlar içinde deneyimlerle sağlandığı, sosyal normlara ihtiyaç duyulmadığı, aşkın oluşumlara karşı pagan inançların başladığı bir çağ olsa gerek. Girê Miraza orijinal ismindeki anlamıyla anılsa kendi dönemi ile ilgili tespitler isabete yakın olabilir. Belli ki bu höyük, günışığına kapanmadan önce çağının en ileri sosyal düzenini de toprağa gömmüştür. Saklı gerçekler belki hiçbir zaman anlaşılmayacak. Sonraki tespitlere göre insanlık sosyal nizamını; gelişen ekonomik koşullara, biriken eğitim düzeyine ve güçlenen inanç sistemlerine göre kurguladı. Ekonomik yapı farklı coğrafyalarda her toplumda kast sistemini değiştirerek korudu. İlim ve felsefe edilgen bir karakter ile isyan veya itaati sağladı. Bütün inanç sistemleri farklılıklar arasında harç görevi üstlendi.
Bilimsel tezler kabul edildiği varsayılırsa ilkçağlardan beri toplumlar ziraat, hayvancılık ve bunlara dayalı ticaret faaliyetleri ile şekillenmiştir. Her coğrafyanın inanç sistemi; zulmü azaltmak, iyilikleri çoğaltmak için erişilmez aşkın bir gücün kontrolünde, mükâfat ve müeyyideleri dikte etmiştir. Hz. Musa’nın cesareti, Hz. İsa’nın sevgisi ve Hz. Muhammed’in ahlakı ideal toplum yapısını inşa etmeye çalışmıştır. Toplumun maruz kaldığı katmanlar ve kullanılan kavramların anlamları ekseriyetle kendi içinde değerlendirilmiştir. Binlerce yıllık hiyerarşiyi oluşturan asiller, rahipler, askerler, köylüler ve daha alt sınıflar sanayi devrimine kadar kendi yapılarında kalmıştır. Eşitlik, adalet ve hakkaniyet kavramlarının kendi mahallesinde icrası, karşı mahalle için inkârı sessiz bir kabullenişten ibarettir.
Derebeylik/feodal yapı ile mutaassıp ve ticari din anlayışının sosyal ve ekonomik yapıda oluşturduğu kast sistemi toplumda dayanılmaz gerilmelere neden olmuştu. Hatırı sayılır birçok düşünce bu sorunun yörüngesinde dolaşıyordu. Yüzyıllarca derebeylik/feodal yapı mevcudiyetini korumayı başarmıştı. Mabetlerin sahipleri dokunulmazlıklarını kullanırken tebaaları teselli ile yetinmek zorunda kalıyordu.
Friedrich Engels
Varlıklı bir aileden gelen Engels, gelişen sanayinin toplumu ekonomi merkezli dönüştürmeye başladığı yüzyılda doğmuştu. İş adamı kimliğinden ziyade gazeteci ve yorumcu kimliği ile zamanı okumaya çalışıyordu. Yoldaşı K. Marx ile zihinsel iş birliği yaparak komünizmin manifestosuna imza attı. Engels ve K. Marx ihtiyaç duyulan yeni sistemin her ayrıntısını düşünerek tartışarak manifestoyu yazmaya çalıştılar. Ancak avamın okuma kabiliyet ve alışkanlıklarının yetersizliği karşısında, kitlelere hitabın zorunluluğunu da fark etmişlerdi. Gözden kaçan bir şeyler vardı; birileri anlatılanı değil anlamak istediklerini veya anladıkları kadarını kullanıyordu. Sosyal hayatın bu realitesi Komünizm veya Sosyalizmin pratiğini gerçekliğinden koparıyordu. Her şeye rağmen cesaretli zekâların bilgi ile buluştuğu beyinlerde ezber bozan çalışmaları yol açıcı nitelikteydi.
18. yüzyılın içinde mucitler mucizevi makinelerden bahsetmeye başlamıştı. James Watt 263 yıl önce ilk buhar makinesini ürettiğinde sanayi devriminin başlayacağını, sosyal ve iktisadi hayatın tamamen revize olacağını, radikal ideolojilere neden olacak yeni fikirlerin oluşacağını, yönetim biçimlerinin değişeceğini tahmin etmemişti.
Makineler ekonomik hayata entegre olunca köylülerden oluşan işçi sınıfı üretimi katlayarak artırdı. Daha müreffeh bir hayat bekleyen bu alt sınıf, sayıları artan daha güçlü bir burjuva yarattı. Doğa ile uyumlu yaşayan geniş kitleler birdenbire yapay bir hayatın parçası haline geldi. Köylüden işçi sınıfına geçiş, onları kentli yapmıştı. Tarla yerine fabrikalarda çalışıyor, derebey yerine patronlara itaat ediyorlardı. Kendilerini tanımlamakta ve temsil etmekte zorlanan kitlelerin arayışı başlamıştı.
Engels ve Kral Marx yapmış oldukları derin saptamalar ile kabul edilmez, süregelen sistemin merkezine dokundular. Sanayi devrimi yeni tanımlar arasında proleter bir toplum oluşturmuştu. Bu işçi sınıfı ihtiyaç duyulan yeni sistemin hitap kitlesine dönüşmüştü. Eşitlik ve adalet kavramları üzerinde inşasını gerçekleştiren Komün ve Sosyal Hayat geniş coğrafyalarda kabul gördü. Şehirlerin, meskenlerin mimarileri değişti, adabı muaşeret opere edilerek dönüşüme zorlandı. Ta ki Stalist/Stalizm uygulama başlayıncaya kadar. Proleter egemenliğin diktatörlüğe dönüşümü uzun sürmedi. Anlaşıldı ki inanç sistemlerinde olduğu gibi beşerî ideolojiler de narsistlerin/tacirlerin elinde bir araca dönüşebilmektedir. Engels’in düşlediği aile yapısı ve özel mülkiyet durumu gerçekleşse de beşeri kaynaklı acılar, yeni beslenme kaynakları bularak çoğalıyordu.
Engels; yaşadığı bir olay üzerine “Para her kapıyı açar ama kilitleyemez” diyerek paranın tek güç olmadığı bir dünya hayal ediyordu. Paranın tanrılaştığı bu çağda Engels’in görüşlerini tahmin etmek mümkündür. Sermaye merkezleri her alanda inisiyatifi kullanarak kapitalizmi toplumlara dayatmıştır.
Fırsatçı olan kapitalizm ve uzantıları bütün arbedelerden istifade etmeyi bilmiştir. Alternatif sistemlerin enfekte olduğu her toplumda kapitalizm güçlenerek çıkmıştır. Geniş kitlelerin, kabullenmek zorunda kaldığı bu yapıya karşı arayışları bitmek bilmemiştir.
İnsanlık durmaksızın değişen koşullara karşı tepki vererek zorunlu bir revizyon yaşar. Birilerinin resmin tamamını okumadan yapmış olduğu tespitler ideolojik bir yapının nutfesine veya formuna dönüşebilir. Resmin eksik kalan kareleri fikriyatın toplum veya bireye yansımasında defolu davranışlara neden olur. Yeniye karşı yine-yi isteyenlerin korkuları ve başvurdukları şiddet, beslendikleri fikriyatın yetersizlikleridir. Bu açıdan bakıldığında hiçbir inanç ve ideoloji okuma ve yorumu, resmin tamamını mensuplarına aktaramamıştır. Karşıtların karışık halde konumlandığı hayatın tablosu önyargı veya öngörülerin elinde fukaralaşıp zenginleşebiliyor. Hor görme ile hoş görmenin karıştığı ve karşılaştığı toplumlarda matematiğin tüm denklemleri ile yapılacak bir muhasebede sonucun hata vereceği görülecektir. Tartışan ve çatışan tüm fikirlerin ne olmak ve ne yapmak istiyorsunuz sorularının kökeni ve cevapları da aynı olacağından şüphe edilmemelidir. Herkesin ben en iyisini düşünüyorum ve yapıyorum dediği bir hayatı yaşıyoruz.
Tekno-Dijital Devrim
Tarihin bazı depresif kesitlerinde yüksek gerilimler yaşanır. Toplum, siyasal ve ekonomik yapı radikal değişimlere zorlanır. Bölgesel veya küresel düzeyde yaşanan değişimlerde inkılapların gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Kapital sermaye, insan zekasına sunduğu olanaklarla optimal düzeyde teknolojik süreci başlattı. Çok az zekânın tahmin ettiği yaşam koşulları heyecanlı bir bekleyiş yarattı. Adeta hipnoz olmuş kitlelerde ekran donmuş görüntüsü vermektedir.
Disiplin, eğitim ve ekonomi zemini üzerinde inşa edilen tekno-dijital alan, gücün merkezine dönüşmüş durumda. Nicel olarak sahip olunan insan kaynakları, geniş topraklar temsil kabiliyetini kaybetti. Kitleler taht veya kürsülerden daha çok küçük ekranlara göre konum alabiliyor. Akıl almaz teknolojik tehditler ülkeleri teslime zorlayabiliyor. Evrensel vicdan arzulansa da kültürel kodlar ayrışmaya yetiyor.
Tanrılaşan tekno-dijital güç merkezlerinin hiçbir coğrafyada insafsız inisiyatif kullanılması istenmez. Kadim medeniyetlerin merkezi olan Orta Doğu’nun buna maruz kalması insanlık için büyük bir talihsizliktir. Tarih; barbarların kendilerini kanıtladıkları bu coğrafyadaki her müdahaleyi medeniyetlerin çöküşünü kayda geçmiştir.
Enformasyon artık her olayı, konuyu ve gelişmeyi anlık olarak ekrana taşımaktadır. Ekrandaki görüntünün arka fon ve niyeti sokakta karşılık bulabiliyor. Yaşanan zihinsel bulanıklığın küresel etkileri ölçülmelidir.
Endüstri 1,0’dan Endüstri 4.0 varış sürecindeki her merhale için ihtiyaç duyulan zaman mesafe oldukça kısalmıştır. Hemen yanı başımızdaki yeni endüstri aşaması radikal dönüşümlerin habercisi olmuştur. Öncesi gelişmelere şahitlik eden nesiller, kökten değişimleri endişe ile beklerken ilk semptomlara şaşırmamaktadır. Kültür/medeniyetlerin önemli başlıkları olan aile, sosyal yapı, hukuk, eğitim, ekonomi yakın gelecekte tüm anlamını kaybedebilir. Bu kavramların yerini yeni hangi tanımlar alır bilinmez ama erimenin ilk emareleri özetlenebilir.
Aile Yapısı
Bildik aile tanımları ve paydaşlarının değiştiği ve dönüştüğü bir sürecin içindeyiz. Aile yapısının olmazlarından bazı kimliklerde, rol düşmesi veya aktarımı yaşanmaktadır.
Tarih boyunca aile yapısı içerisinde en çok kadının konumu tartışılmıştır. Erkek statüsünü genelde korurken kadın ezilmiş, istimal edilmiş veya sömürülmüştür. Kabile, geniş aile, çekirdek aile derken, bireysel hayat tarzı hızla kabul görmeye başladı. Sosyal bir varlık olan birey yaşadığı kalabalığın içinde tüm ihtiyaçlarını karşılayamadığı için eksik bir yaşama mecbur kalmıştır. Geniş aileden bireysel yaşama geçişin hızı, ihtiyaç duyulacak ara transferleri pas geçmiştir.
Depresif hastalıklar 1+1 evlerin müdavimi olmuştur. Kol mesafesindeki yaşam alanlarında tüm ihtiyaçların teknoloji ile karşılandığı bireyler, sosyal ihtiyaçlara aç kaldıkları için ruh sağlıkları da sekteye uğrayacaktır. Dar bir meskende beraber yaşadığı robotlar, fıtri ihtiyaçları karşılamayacaktır. Çoğunluğun maruz kalacağı bu yaşam biçiminde ailenin tüm kazanımları tarih olabilir. Sosyal dokunun çözülmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Artık birçok ülkede doğal nüfus artışı eksi değerlerde seyretmektedir. Doğal nüfus artışı aile yapısı içindeki gelişimini yeni teknik hizmet yönetimine devredebilir. Çocuklar, biyolojik ebeveyn aurasından uzak, yapay bir yönetimin kontrolüne geçecek gibi görünüyor.
Sosyal Yapı
Kadim kültürler sosyal yapılarını deneyimleyerek şekillendirmişlerdir. Çevrenin, iklimin, tarihin, dilin bu yapının oluşumunda üstlendiği roller vardır. Tekno-dijital gelişmeler tüm sınırları kaldırarak etkileşimleri artırmış, kaynaşmaları sağlamış tek tip toplum sürecini başlatmıştır. Kuşaklar arası aktarım yerine olamazı kabullenişler şaşkın sessizliğin nedeni olmuştur.
Bireysel hayatın yaygınlaşması, ailenin sosyal yapı üzerinde kabullenilmiş etkilerini arşivlerde toplamaya başlamıştır. Kırsal ilişkilerin köyden kente yaşanan göçle zorunlu değişimi bilinir. Tekno-dijital süreç, yüz yüze gerçekleşen kentsel ilişkileri sanal bir dünyada toplamaya başlamıştır. Sosyal yapı için çok değerli olan güven, sadakat, dost gibi kavramların kırsaldan sanal âleme geçişteki deformasyonları kaçınılmazdır.
Coğrafyasına, mazisine, lisanına yabancılaşan bir toplumun birlikteliği için yeni mimarlara ihtiyaç duyulacaktır. Yaşlanan bir nüfus, geçmişi aktarmak yerine daha uzun yaşamayı beklemektedir.
Hak-lının Hukuku Mümkün Mü?
Hak ve hukukun “kime ve neye göre” tartışması bitmeksizin yerini korudu. Tarih boyunca haklının hukuku demagojik yeteneklerle manipüle edilip güçlünün hukuku dikte edildi. Aktif hukuk, asillerin avamı kontrol etmek için bir aparat olarak kullanıldı. Erkin en önemli kabiliyeti yargının icrasındaki rolünü gizlemesidir. Tiyatronun senaristleri izleyici kitle için kapsam alanı dışında kalır. Adaletin berat veya müeyyide sahnesindeki heyecan, realiteyi saklamaya yeterlidir. Benzeri gerekçeler yaygın kanaatin; çarpıtılan tarihin adalet sayfalarına inanmasını kolaylaştırır. Hammurabi’nin kanunlarından medeni kanunlara kadar hiçbir yasal sistem toplumdaki adalet tartışmalarını bitiremedi. Yakın gelecekte yasal kararların yapay zekâ tarafından değerlendireceği anlaşılmaktadır. Hukuki kararların hızlanması önemli bir sorunu çözecektir ancak halkların adil kararlar ile ilgili endişeleri giderilmemektedir.
Ekonomik Yapı
Google, meta, Microsoft, gibi platformların finansal değeri gayrimenkul, sanayi ve hizmet sektörlerini geride bırakmıştır. Sanal paranın miktarı reel paranın miktarını katlayarak artmıştır. İnsanlar hiç dokunmadıkları paraya borçlu kalıp ödeme yapabilmektedir.
Zenginlikte sınıflar arası makas aralığı inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. İhtiyaç ve isteklerin her yöne değişmesi birçok mesleğin neslini tüketirken yeni meslek tanımları öğrenilmektedir. Kadim kültürlerin yetenek ustaları anlamsızlaşmıştır. Dijital platformlar daha hızlı ve daha büyük varsıllar oluşturmaktadır. Sermaye kısa sürede sürprizlerle el değiştirebilmektedir.
Bütün bunların yanında, üretimin tamamen teknolojinin (yapay zekânın) kontrolüne girmesi ile işgücü ihtiyacı ortadan kalkabilir. Tarım toplumunda, köylüler ve eşdeğer sınıflar toprak sahibi derebeylere adeta karın tokluğuna çalışırdı. Sanayi devrimi ile işçi sınıfı, geçimini sağlayacak bir değer karşılığı patronlara hizmet etmeye başladı. Komünizm ile toplumdaki kast yapısı silindi herkes devlete çalıştı. Ara formlar dahil hiçbir düzen dönüşümü/değişimi durduramadı. Yakın gelecekte teknolojinin her alanda, sıfır hatayla, en yüksek kalite ve verimde üretime geçeceği öngörülmüştür. İnsanlığı bekleyen bu tabloda çalışmadan yaşamak isteyen milyarlarca insanın yaşama konuşlanacağı bir sisteme ihtiyacı olacak. Tam da bu anlamda çalışmadan üretmeden ihtiyaç ve isteklerin karşılanacağı ekonomik modelin tartışılması gerekecektir. Böyle bir durumda bildiğimiz “sosyal devlet” kavramı komple revize edilmeye mecbur kalabilir. Hiçbir ekonomi doktrini toptan emekli olmuş bir topluma nasıl geçim sağlanırı planlamamıştır. Bu devasa iktisadi değişim için inovatif zekâların işe başlamış olması gerekir.
Eğitim
Bilginin kolay ve hızlı erişildiği bir çağdan bilginin dijital bir dokunuşla beyinde hazır/yüklü beklediği bir insan modeline gidilmektedir. Akıl ve zekanın yüklenmiş bilgiye karşı yetersiz kalması bilgi kullanımında ağır fireler verecektir. Bu anlamda bilgiyi kullanmada kanaat ve kararları, dijital inisiyatif devralabilir. Bilginin konuşlandığı bu yeni düzende okulun rolü ve gerekliliği önemli bir tartışma konusudur. Diploma yerine kişisel becerilerin öne çıkacağı bir ölçü daha değerli olabilir. Uzun süreli zorunlu örgün eğitim, dijital iletişim teknolojisi karşısında anlam ve önemini kaybedeli çok oldu. Hibrit eğitim sistemi aşamalı olarak okul çatısı altında toplanmasını minimize edecektir. Dijital platformlarda kayda geçen katılım ve özgün çalışmalar inovatif zekaları daha değerli hale getirecektir.
Eğitimin en fazla zorlanacağı alan dezenformasyon olacaktır. Bilgi kirliliği bulanık bir akıl formasyonuna neden olacağı söylenebilir. Bulanık akıl sonuçta kararsızlık veya yanlış kararlara neden olacaktır.
Sonuç
İleri teknolojinin kullanılacağı savaşların arifesindeyiz. Nihai galibiyetlerinin ertesinde doğanın tüm unsurları ile yeni bir başlangıç yapabileceğini düşünürken insanlığın fabrika ayarlarına dönme fırsatı bulabileceğini düşünmek, tek kazanım olabilir.
Ne olursa olsun yaşam; X, Y ve Z koordinatlarının oluşturduğu alanlarda yer değiştirme kabiliyetine sahiptir. Başlangıç noktası sıfır kabul edilirse insanlığın koordinat üzerindeki değişim grafiğini kim çizebilir. Şimdiye kadar insanlar toplu ya da bireysel olarak keyfi durumlara göre koordinatın artı (+) veya eksi (-) alanında gezebiliyordu. Tekno-dijital devrim, koordinatın eksi (-) alanını insanlara kapatabilir mi? Ya da sınırları aşmak üzere miyiz?





