Giriş
Modern/postmodern toplumlarda beden, yalnızca biyolojik bir varlık değil; aynı zamanda toplumsal, kültürel ve ekonomik bir yapı işlevi görür. Foucault’un “biyopolitika” kavramı, modern iktidarın bedeni nasıl düzenlediğinin biçimsel formlarını izah ederken; Conrad’ın “tıbbileştirme” kuramı ise bu düzenlemenin tıp profesyonelleri eliyle nasıl yapılandığını açıklar.[1] Medikalizasyon daha önce tıbbi olmayan sorunların genellikle bir hastalık veya bozukluk olarak, tıbbi sorunlar olarak tanımlanması ve tedavi edilmesi ile meydana gelir.[2] Bu bağlamda estetik cerrahi, yalnız insanların bir güzellik arayışları değil; aynı zamanda kapitalist üretim ilişkilerinin, tüketim kültürünün ve tıbbileştirici iktidarın bir aracı olarak karşımıza çıkar.
Kapitalizm, Tüketim Toplumu ve Bedenin Pazarlanması
Kapitalizm, sömürme ve tüketme eksenli global bir emperyal sistemin adıdır. Batı menşeli iktisadi bu düzen, ayaklarını bastığı memleketlere nüfuz ederek yayılmacı, istilacı yapısının, dokusunun bir yansıması ve gereği olarak paraziter bir yaşam stilini kendisiyle birlikte işgal ettiği topraklara götürür. Toplumların can damarlarına geçirdiği vantuzlarıyla ora halklarının canını, emeğini, güzelliğini yani varlıklarının bütününü emerek, somurarak üretim sisteminde yeniden reaksiyona sokup mamuller halinde maddi refahı yüksek toplumlara, yani kendi moderatörlerinin/yöneticilerinin meskun olduğu diyarlara transfer edereler. Nüfuzundan, infazından kurtulanın, halas olanın henüz saptanmadığı bu organize, derin teşkilatlı yapı, Karl Marx’ın ifadesiyle, “kapitalizmin olduğu yerde sömürü vardır”[3] şiarı ile bir yangın yerine dönüştürdüğü dünyayı, global pazar ve tüketim cehennemine çevirmiştir. Bu düzen, küresel bir marka olarak yıkıp geçtiği, tahrip ettiği yeryüzünün bütün insanlığın bakir bölgelerini iğfal ederek ve üstüne üstelik kölelik boyunduruk ve prangalarını da boyunlarına ve ayaklarına geçirip perçinleyerek halkların bedenlerini ve ruhlarını gaspetmiştir.
Kapitalizm ve tüketim toplumuyla tecessüm eden nevzuhur bu ucube, kendisini yeni mecrasında, sömürge bir toplum kimliği ve kişiliği tesis etmenin saikiyle eskiye ait değerleri atıklaştırarak, kazurat misüllü çöpleştirerek şahsına münhasır bir inşa ile zıpçıktı bir çarpık yapı meydana getirmiştir. Burada pasifize edilen kitleler, komutlarla, telkinlerle, manipülatif bir yönlendirmenin edilgenleri olarak yükselen, yükseltilen mütegallibenin müesses sabiteleri etrafında kişilik kazanma, toplumsal aidiyet bulmaya icbar edilmektedirler. Böylece eski kıymetlerin, değerlerin sürgünü ve aşılanmış yenilerin, razı kılınmış ve istemli kabullerle inşası mümkün kılınarak, sürüleştirme olgusu hakikatleştirilmiştir.
İnsan bedeni, kapitalist pazarın bu kontrollü şekillendirme ve kimliklendirmelerinde pazarlanmaya en müsait nadide nesnelerinden ve şeyleştirilmiş unsurlarından biridir. Beden üzerinde çeşitli faaliyetlerle, onu alım-satım metası haline getirmek modern/postmodern dönemlerin en cin buluşlarından biridir; zira kapitalist odaklar, bedenin kullanılmaya müsaitliğini şimdiye değin ıskalamanın hayıflanmasıyla, mal bulmuş mağribi gibi bu yeni hazineye iştahla saldırmaya başlamışlardır.
Kapitalist sektör, sahaya sürülmesi lüzumlu kavramsal alt yapılardan teknolojik ve bilimsel kurgulara kadar her şeyi, amaçladığı hedefe yönelik seferber etmeye isteklidir. Öncelikle moda silahı ile beğenilerin eksenini kaydırıp rotasını kapitalist katedrallere yönlendirip gerçek içeriklerini de koflaştırarak ve yeniden biçimlendirmeyle itaat altına almakta ve uysallaştırmaktadır. Bireyleri itaatkârlaştırıp bu çerçevede kapital sahiplerinin paryası, kölesi, en yumuşak başlı mutileri haline getirmek en çok istenen şeydir.
Tıbbileştirme-Aşırı Teşhis, Biyoiktidar
Tıbbileştirme (medikalisation), toplumsal ya da bireysel davranışların norm dışı beden formlarının veya yaşamsal durumların tıbbi söylemin kapsamına çekilerek hastalık veya tedavi edilebilir durumlar olarak tanımlanmasıdır.[4]
Tıbbileştirme, normal insan yaşamının kapitalist hegemonyanın dayatması ve argümanlarıyla, tıbbi alana çekilmesi ve hapsedilmesi olgusudur. Tıbbileştirme, tıbbi olmayan sorunların genellikle hastalıklar veya bozukluklar açısından tıbbi sorunlar olarak tanımlanıp tedavi edildiği süreci tanımlar.[5] Hastalıkların tasnifinde/kategorizasyonunda ana amil; kazanç, kazanma ve bireysel aktiflerini artırmaya yönelik devasa küresel tahakkümün kazanım sağlayan bütün unsurlarının harekete geçirilmesi amaçlı normali anormalleştirme, sağlıklıyı hastalık statüsüne sokma, sıradanı sıradanlaştırarak kar maksimizasyonunu hedeflemektir.
Tıbbın bakir ve asude sahalarını, ellenmemiş atıl bırakılan doğal alanlarını yeniden gözden geçirerek işlemeye, sürmeye, ekmeye girişmekle kazanç kapılarını çoğaltmakta mahir olan kapitalist güç odakları, bu minvalde sektörel değişim ve dönüşümlerini de yeni bir alan bulmanın heyacanıyla son derce büyük gayret ve çabalarla gerçekleştirmeye başlamışlardır.
Tıbbileştirme ile normal insan davranış ve yaşam stilleri, hastalıklar eksenine nakledilerek günlük yaşam, hastalıklar ile onlara uyan tedavi çeşitliliklerinin cömertçe müdahalesine hazır hale getirilmektedir. İnsanı tanımlayan, niteleyen vasıfların birer birer kendisinden, zatından çekilip alınarak kişinin yalnızlaştırılmasına, hatta patolojik safhaya ittirilerek kıymetlendirme adına, değersizleştirmeye yönlendirildiği de aşikardır. Bu ameliyenin işlevselliğinde kamuflatif unsurları çok belirgin bir şekilde barındırdığından da şüphe edilmemelidir.
İ.İllich “Sağlığın Gasbı”ında “tıp sosyal bir durum olarak daima hastalık yaratır”[6] diyerek bütünsel olarak tıbbın ideolojik yapısını eleştirmiştir. “Tıp hastalıkları ararken iki şey yapar: Yeni hastalıklar keşfeder ve bu hastalıkları tek tek bireylere yükler. Yeni bir hastalık kategorisi bulmak tıp bilim adamlarının gururdur”[7]
Medikalizasyon ve aşırı teşhis (overdiagnosis) tıbbileştirme ekseninin dayandığı güncel ve yepyeni bir durum. Bizleri rahatsız etmeyecek denli küçük minimal anormalliklerin, problemlerin tespiti[8] ile zihnin buna saplanması, hayati bir mesele gibi dikkate alınıp dertlenilmesi ve çözümlenmediğinde ise aşırı endişe ve kaygı üretilmesi, tıbbileştirme ve aşırı teşhisin ne olduğunu izahta önem arzeder. Aşırı teşhis ve tıbbileştirme çok uluslu şirketler vasıtasıyla insanlığın yararına değil, sömürülmesine götüren bir mecranın sivrilen aktörleridir.
İlaç endüstrisi, emperyal yapılanmanın esas makinistidir. Neoliberal politikaların insan bedenini hedeflemesi, bio-politik zorbalık, egemenlik, şekillendirme, yönetme ve değişim ile sağlanır. Beden Foucault ın deyimiyle biyopolitik bir gerçeklik, tıp da biyopolitik bir stratejidir.[9] Biyoiktidar egemen iktidarın simgelediği eski öldürme gücü, yerini artık titizlikle bedenlerin yönetimine ve yaşamın hesapçı bir biçimde işletilmesine bırakır.[10]
Nüfus hareketlerinin ve bedenlerinin üretim için elverişli hale getirilmesi, yaşam hareketlerinin tarihsel süreçlerle bütünleştirilmesidir. Bu yönüyle biyopolitika, kapitalizmin vazgeçilmez öğesidir. Çünkü kapitalizm, bedenlerin denetimli bir biçimde üretim aygıtına sokulması ve nüfus olaylarının ekonomik süreçlere göre ayarlanmasıyla güvence altına alınmıştır.[11]
İlaç endüstrisi, gizli bir görev olarak hastalık pazarlamak, hastalık satmak ve tıbbileştirmeyi teşvik etmektedir.[12] Tıbbileştirme yaşamın normal seyrinden alınarak denetlenebildiği, pazarlanabildiği bir konsepte evrilmesiyle bütün yaşamın hastalıklar grubuna dahil edilmesi süreçlerinin adıdır. Doğum, çocukluk, gençlik, erişkinlik, yaşlılık ve ölüm, doğallığından kaydırılarak, saptırılarak yeni bir tarzı hayat olarak üretilir. Bu yönelim, hastalık tasniflerinin kompartmanlaştırılmıış öbeklerindeki damgalamaları/stigmatizasyonu ve tıbbi yaptırımları da kapsayan bir süreçtir.
Tıbbileştirme ilaç endüstrisi ve tıp teknolojileri bağlamında, zikredilen müesseselerin çıkarları doğrultusunda politikalar ve stratejiler belirleyerek metalaştırırlmış bedenlerin üzerinden kapitalist odaklara kazançlar temin eder.
Tıbbileştirme, toplumsal kontrolü sağlamada da önemlidir. Medikalize etmede Conrad üç tür sosyal kontrol saptamıştır: Tıbbi ideoloji, işbirliği ve teknoloji. Tıbbi ideoloji, bir tıbbi model dayatır. Tıbbi işbirliğinde doktorlar bilgi sağlayıcı bekçi, kurumsal temsilci ve teknisyen olarak yardımcı olurlar. Tıbbi teknoloji özellikle ilaçlar, cerrahi ve genetik veya diğer tarama türleri olmak üzere tıbbi teknolojik araçların sosyal kontrol amacıyla kullanılmasını önerir.[13]
Kozmetik Sektör, Moda ve Beden
Tıbbileştirme konuları öncelik kadın bedenini hedefler. Sırasıyla çocukluk, gençlik yaşlılık, menapoz, doğum, doğumsal prosedürler gelir. Gençleşme, genç kalma başlı başına önemli bir hedeftir. Diğer önemlilerden biri de çağdaş hastalık obezite.
Bedeni şekillendirmende kapitalist ağaların kozmetik endüstri ve estetik sektörünü kullanarak kitleleri icbar ettiği bu yeni tüketim ağı netamali bir yol. Tehlikesi fark edilmeyen ama her basamağı yeni tutsaklıklar üreten bir gidişattır hem de.
Kadın bedeni özelinde moda ikonu ritüellerinin de kapitalizmin mütemmimi olarak müdahaleci, tesviye edici, tebdil edici girişimlerinin kadın bedensel tasarım ve kurgusunda vazifesi nettir. Estetik ve kozmetik endüstri vasıtasıyla dayatmacı, müntehakkimane sekülarist kutsal vazife ile moda tevzi edilmiş ve donatılmıştır. Bedenler teslim alınmış ve kapitalist üretim fabrika kodlarına indirgenerek nakşedilmeye, şekillendirilmeye, yeniden var edilmeye müsait metalar halinde toplumsal vitrinlerde teşhire hazır hale getirilmiştir aslında. Bu babda sunulan ve izhar edilen imaj ve görüntüdür. Çünkü nirvana imajdır, imaj da nirvanadır. İmaj bu surette, gerçekliği gizler ve olmayanı da varmış gibi gösterir.
Moda ve güzellik algı yönetimi, çağlar ötesi gelen bir seyirde, görülmek , görünmek, fark edilmek eksenli bir yaşayışın muharrik gücünü oluşturur. Güzelliğin belirgin bir norma bağlanarak, çağdaş versiyonları ile her çağın pazarında tek tipleştirilmiş kadın bedeni ile görülmesi bir tasalluttur. Kuşatıcılıkla, pazar hakimiyetinde ne denli hegemonya kurduğunu da böylece güç gösterisi örgüsünde teşhir eder. Seyredilmekle, seyirlik hale gelmekle coşkunluğu artan, mutluluğu yakaladığını düşünen kadın, seyirlik malzeme, bakılan nesne olmayı büyük iştiyakla yakalamaya çalışır. Doyum ve doygunluğun bu surette sağlanabileceği inancı, genel geçer ve esas mesele haline indirgenmiştir. Kadınların ikonik, süblime, prototiplerin benzeri belki de aynı olmaya doğru tek tip ideal vücut hayaliyle kendi varlıklarından da vazgeçebilecekleri bir başka ayrıntı oalar gözlemlenebilir. Bu da kadınların yaşadıkları moda eksenli bir toplumsal varolma krizidir.
Moda, bir dinsel katarsis ile mensuplarına, vecd içre yoğunlaşmayı temin ederek yeni zamanın, yeni yaşam tarzının ibadi merasimlerine estetik zorbalığı getirmiş ve seküler yaşamın göstergesi, amentüsü olarak zoraki gönüllülük tarzında peyderpey itaati tesis etmiştir. Moda, tanrısal statüde fonksiyonelliğe sahiplikle moda mabetlerindeki tatbikatı, tapınak muhafızları ile toplumsal kabüllere dönüştürmüş ve sürüleştirdikleri kitlelerin önce zihinlerini, akabinde yaşamlarını gaspetmiştir. Moda finansörleri ve tertipçilerinin estetik ameliyeleri soyulmaya, yolunmaya aday ve değişime susamış adaylara, tıp mensupları vasıtasıyla uygulamaları ile estetik cerrahi patlamalarının da engellenemez yükselişi temin edilmiştir.
Modanın taşıyıcısı medya sektörü, kimliklendirme ve benlik oluşturma sürecini yaygın ağları vasıtasıyla öncelik halklar nazarında, emellerini, arzularını, saklı iradelerini genelleştirme ve sıradanlaştırmayla yaygınlaştırmaktadır. Sonrasında bireylerin kabullerini sağlayarak kendi güçlerini onlara onaylatarak egemenliklerini temellendirirler. Güç merkezlerinin benimsenen otoritesi, tıbbi olanı tahakkümü altına alarak, tıp mesleğininin araçsallaştırılmasıyla asliyetinden, varoluşundan saptırılması hadisesine yol açar. Tahmil edilen güdülenmiş yeni görev ile amaca ulaşmada, tıp uysallaştırılmış muvazzaf bir görevli pozisyonuna düşmüş olur.
Popüler medya, kapitalist sektörün katkılarıyla sağlıksızlığı, hastalanma korkusunu her daim işleyerek bireylere ölümsüzlük iksiri sunma görevi üstlenmiştir. Genç ve dinamik kalmanın gerekliliğini halklara enjekte etmekte mütemadiyen işlevselliğe sahiptir. Korkutulmaların gölgesinde, sağlıklı kalmanın, sağlıklı olmanın yöntemi ise, kendi sunduklarıdır. Bu bir doktrin gibi tartışılmazdır. Hatta aralıksız, körpe zihinlere sürekli işlenir ve dayatılır. Tıbbileştirmenin hayatın bütününü kapsayacak kadar yaygın kuşatıcılığında tahliller, grafiler, tomografiler ve emarların gırla gittiği önü alınmaz bir bedensel analiz rüzgarı, çığ gibi insanlığın üzerine üzerine çullanmakta ve kurtuluş yolu bırakılmamaktadır. Mecburi istikamet, tahlillerin hegemonyasında tıbbileştirme nesnesi olmaktır.
Korkuyu kâr amaçlı bir saikle toplumun hassas kılcallarına kadar pompalayan kapitalist sektör, ilaç endüstrisi ve sağlık teknolojilerinin (biyoteknoloji) önderliğinde yaşamı parsellenmekte ve bedensel özgürlükleri de bu arada yok etmektedir.
Estetik Cerrahi
Estetik cerrahi, girişimsel prosedürleri havi bir dizi uygulamardan teşekkül eder. Bunların, insanın yenilenmiş beden arayışında, sembollerle donatılmış hedefe ulaşmada kolay bir yol olmadığı bariz olup süreç iniş ve çıkışlarla seyreder; zira estetik müdahalelerin ciddi riskler taşıması, komplikasyonların ve malpraktisin varlığı, Kafdağı ardındaki Simurg’a ulaşmak kadar gösterişli, vazgeçilmez hayati hedeflerin varlığını gerekli kılar. Estetik mutluluğa ulaşmak sanıldığı, gösterildiği ve de reklamlaştırıldığı kadar sühuletli, tehlikesiz değildir. Modern/postmodern insanın hemenci, aceleci, anlıklı yaşaması nedeniyle kendilerinden beklenemeyecek derecede sabır ve metanetle bu yola sülûk etmesi, acılara katlanması, ancak neticede büyük bir ödül varsa mümkündür. Bu ödül sıradan ve kolay ulaşılabilir olanlardan değil; şaşaalılıkta gözde, beğenileri toplamada zirvede olmalıdır ki, bu ödüle bedel zahmetlere, acılara tahammül edilebilir olsun. Acılardan arındırılmış yaşamları vaadeden pembe geleceklere kurgulanmış yaşamlar yaşanırken ızdıraplı, meşakkatli estetik cerrahi veya müdahalelere bu nazenin, kırılgan bireylerin bodoslama atılmaları, zihinlerinin ne denli ayartıldığını ve manipüle edildiğini de göstermektedir; zira konfora endekslenmişlerin acıyı öncelemeleri, ondan daha büyük kazanımlar, kazançlar elde ettiklerini, edeceklerini sanki işaret etmektedir. Kazanç ise toplumsal kabul olan güzellik ve onun vasıtasıyla imtiyazlı statüye yükselmek ve değerli hissedilmektir.
Talebin tedrici temerküzüyle piyasalaşan estetik olgusu, güzellik, güzelleşme atmosferinde medikal profesyonelleri sahaya çekmektedir. Zamanın ruhunu yeniden biçimlendiren piyasa sahipleri, otoriteleri bu profesyonellerle, insan yaşamının doğal seyrini, süreçlerini tıbbileştirerek, doğumsal vasıfları dönüştürecek şablonik ısmarlama kopyalarını var etmeye başlarlar. Hipokrat andı veya Lokman Hekim üslubunu yok sayarak emperyal istila zemininde, araçsallaştırılmada alete dönüşen tıp sahasının müntesipleri artık vasıta olarak işlev görür. Toplumdaki bütün insanlar, hastadır bu söylemle. Herkes hastalık girdabından, döngüsünden nasiplenmiş olur ve idealize edilen hedefe ulaşıncaya kadar bu sağaltım, müdahaleler ise hep sürer. Bütün dünyayı, neticede devasa bir hastaneye ve hastalıklı topluma dönüştürmeye götürecektir tabi ki bu süreç.[14]
Foucault’a göre modern iktidar, bireyleri baskılayarak değil, onları “normalize ederek” işler. Estetik cerrahinin ideolojisi de bu “normal” bedeni vaaz eder: Düz karın, kalkık burun, gençleştirilmiş yüz, ince bel…
Beden hoşnutsuzluğu, beğenmezliği, memnuniyetsizliği kendisini hastalıklar kategorisinde “beden dismorfik bozukluğu” gibi cerrahi müdahalelere kadar sürükleyen psikiyatrik süreçlere de sebep olmaktadır. Bedenin normalliğine veya minimal anormalliğine rağmen hoşnutsuzluk, derin bir yarılma meydana getirir bireyde. Bu bazen bedeninden kurtulma uğruna kişiyi, özkıyım teşebbüslerine dahi sevk eden bir çöküntü de oluşturur.
2017 yılında yapılan bir meta analizde, beden dismorfik bozukluğunun plastik cerrahi müdahale görenlerde oranı %15 bulunmuştur. Dahası beden dismorfik bozukluğun %76 kadarı kadınlarda saptanmıştır.[15] Yani bedensel memnuniyetsizlikler, aslında zemininde psikiyatrik patolojileri de barındırabilmektedir.
Burnundan, boyundan, saçından, yüzünden ve bedensel biçiminden hoşnutsuzlukla kendi zatına, bedensel unsurlarına karşı savaş açan birey, yeni bir benlik bulmak için farklı olmayı ve toplumsal kabul görmeyi, ötekilerin, diğerlerinin, başkalarının takdirine mazhar olmayı yeğlemektedir. Başkaları için yaşarken kendisini görüntü uğruna harap etmeyi ve bozmayı, şekillendirmeyi göze alan birey, kısıtlayıcı dinsel ve geleneksel değerleri de elinin tersiyle iterek seküler yaşamında beden hakimiyeti bencilliği içerisinde yeni bir benlik inşa etme yolculuğuna çıkar. Dinin etkisinin sönümlenmesi ve geleneklerin yok sayılması, bencilliğin doruklarında bireyi, özgürlük alanında tek hakim konuma getirerek sınırlamalardan, tahditlerden azade bir pozisyonda konumlandırır. Böylece birey, kendisini tüketim toplumunda tüketerek nesneleştirir ve bedeni üzerinde, görme odaklı (okülersentrik) bir seyirlik malzemesi tesisinde tüketime kendisini teşne kılar.
Beden imgesi psikolojik, yönlendirilmiş algısal ve sosyokültürel faktörlerin tesiri altında gerçekçi olmayan güzellik hedeflerine teksifle kendisi hastalık olmaya, oluşturmaya sebeptir; çünkü normalin anormalleştirilmesi, işleyen düzenin dengesizlikle yeni düzen oluşturulması anlamına gelir.
Estetik cerrahi, doğrudan sağlıkla ilgili olmayan bedensel unsurların “daha güzel”. “daha genç”, “daha uyumlu”, “daha simetrik” hale getirilmesini sağlayarak, tıbbileştirme olgusunun estetik versiyonu olarak işlev görmektedir. Yaşlanma gibi doğal bir insani süreç yadsınarak, hastalık formatıyla biçimlendirip botoks ve estetik cerrahi prosedürleriyle “tedavisi gerekli” bir patolojik durum haline getirilmektedir.
Neoliberal anlayışla piyasalarda görmeye, gösterilmeye yatkınlaştırılan bedensel öğeler, fabrikasyon ürünler mesabesinde toplum sathında aynılaştırılmış suratlar, benzerleştirilmiş dejavu bedenlerle arzı endam ederler. Farklılıklar silikleştirlip düzlenir, benlikler çevrilir, dönüştürülür ve eskiler, hatırlatıcılar kazınır, yok edilir bedenden, cüzzamlıdan kaçar gibi uzaklaşılır. Yenileme yapaylıkla mündemiç kendilendiliği/zatı altüst eder ve toplumsal benzeşmeye doğru bir kalıp inşa ile Matrix bedenler tesis edilir.
Sonuç
Tıbbileştirme doğal yaşamın normalleştirilerek kâr amaçlı kullanımını ve yaşamın bütününü kuşatan bir mesledir. Bu bağlamda estetik cerrahinin yaygınlaşmaya başlaması, bireysel tercihlerle sadece izah edilemeyecek ve bu anlama indirgenemeyecek kadar yapısal, politik ve iktisadi bir olgudur. Tıbbileştirme süreci sayesinde bedensel güzellik, sağlıkla eşdeğer hale gelirken; kapitalist sistem, bireylerin bedenlerini metalaştırarak piyasada pazarlanabilir mamüllere dönüştürür. Estetik cerrahi bu bağlamda modern tıbbın sadece iyileştirici yönünü değil, aynı zamanda kapitalist ilişki ağındaki iktidarın dönüştürücü, yönlendirirci ve tahakküm aracı olduğunu da göstermektedir.
[1] Michel Foucault, Toplumu Savunmak Gerekir, (Çev.Şehsuvar Aktaş ) Yapı Kredi Yayınları,İstanbul: 2013.
[2] Conrad P, Mackie T, Mehrotra A, Estimating the Cost of medicalization, SocSci Med, 2010
[3] Marx, Karl, Kapital, (Çev. Mehmet Selik-Nail Satlıgan), Yordam Yayınları, İstanbul:2013
[4] Conrad P, “The Medicalisation of Society: On the Transformation of Human Conditions into Treatable Disorders”, John Hopkins University Press, 2007.
[5] Conrad P, Medicalisation and Social Control,Annual Review of Sociology,1992
[6] İllich İ. Sağlığın Gasbı, (Çev. Süha Sertabipoğlu), Ayrıntı, 1995.
[7] İllich İ. 1995
[8] Welsh H, Schwartz L, Woloshu S, Overdiagnosed: Making People Sick in the Pursuit of Health, Beacon press, Boston:2011
[9] Foucault M. The Birth of social Medicine , Power: The Essential Works of Foucault 1954-1984 (Çev. Robert Hurley)
[10] Foucault M, Cinselliğin Tarihi, (Çev.Hülya Uğur Tanrıöver) İstanbul:2003
[11] Conrad P, Sloddan C. The Medicalisation of Mental Disorder, Handbook of the Sociology of Mental Health, Second edition; Foucault M. Cinselliğin Tarihi,(Çev.Hülya Uğur Tanrıöever),İstanbul:2003
[12] Maynihan R, Cassels A, Selling Sickness. How the World2s Biggest Pharmaceutical Companies are Turning All into Patient, Nation Books, New York:20005
[13] Conrad P, Médicalisation and Social Control,Annual Review of Sociology,1992
[14] Foucault, M. Büyük kapatılma (Çev.I. Ergüden & F. Keskin). Ayrıntı Yayınları, İstanbul:2011
[15] Rafael Vilela Eiras Ribeiro1 Prevalence of Body Dysmorphic Disorder in Plastic Surgeryand Dermatology Patients: A Systematic Review with Meta-Analysis, Springer Science+Business Media New York and International Society of Aesthetic Plastic Surgery 2017





