Kültürel Boşlukta Yalnızlaşan Nesiller: Dijital Bağımlılık ve Toplumsal Bağların Çözülmesi Üzerine Sosyolojik Bir İnceleme

0
353

Tarih boyunca gençlerin asi tavırları toplum normlarıyla çeliştiği için eleştirilere maruz kalmıştır. Sokrates’in sözü bunu destekler niteliktedir: “Gençler artık eskiyi takdir etmiyor; kendi kendilerine öğreniyor ve kendilerini yetiştiriyorlar” (Platon, Apology, Çev. Benjamin Jowett,1871). Günümüzde dijitalleşmenin hızlı bir şekilde yaygınlaşması gençlerin dijital alana bağımlılık riskini beraberinde getirmiş; bu durum ise pek çok anne-babanın, ailenin endişe duyduğu toplumsal bir olgu haline gelmiştir.

Daniel Bell 1973’te “dijital çağ” kavramıyla, bilginin ve veri akışının, teknolojik araçlarla üretilip işlendiği bir dönemi ifade etmiştir. Gençler dijitalleşmiş bir dünyanın içerisinde kimlik, aidiyet, sosyalleşme süreçleri gibi konularda dönüşümler yaşamaktadır. Oyunlar, sosyal medya, çevrimiçi platformlar gibi yeni sosyalleşme alanları gençlerin gerçek sosyal bağlardan kopmasına, içinde yaşadığı toplumunun değerlerini ve kültürel normlarını doğrudan deneyimleme fırsatını kaybetmesine neden olmaktadır (Turkle,2011). Dünyada oyun platformları gibi dijital alandaki popülarite üzerinden büyük bir etkileşim, iletişim sağlandığı ve ekonomik bir sermayenin döndüğü gerçeğini kimse inkar edemez. Bu durum küresel ölçekte bir değişimdir. Bununla birlikte dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu değişimin yarattığı sonuçların büyük bir kısmını, gençlerin kazanamadığı değerler ve bu nedenle gelecek kuşaklara aktaramayacağı kültürel kırılganlıkta görmekteyiz. Sanal etkileşimlerin yoğunlaştığı zaman dilimlerinde görünmeyen bir kayıp olarak aile bağlarının zayıflamaya devam ettiğini çoğu zaman fark etmeyiz. Aile içi iletişimin çözülmesi, aile ile geçirilen zamanların daralması beraberinde sosyolojik pek çok riski bize göstermektedir.

Toplumsal bütünlüğün sağlanmasında; güçlü aile ilişkileri, toplumsal normlar, kültürel miras, bireyler arasında güven, iletişim, sosyal etkinlikler gibi faktörler önem taşımaktadır. Bunları gerçekleştirecek bireyler olmadığında toplum ve millet olarak geleceğimizden ne kadar emin olabiliriz düşünmeliyiz. Bu açıdan bu konunun ehemmiyeti daha iyi anlaşılacaktır.

Dijital ortamdaki etkileşimler geçici tatmin sağlayan bağımlılık davranışlarını beslerken (Bauman,2000), aile ile kurulan iletişim ve ilişkiler gerçek ve samimidir. Gerçek ilişkilerdeki bağlar zayıflarken, sanal ağlar üzerinden kurulan iletişim ve ilişkilerin süreksizliği ve güven sağlamayışı gerçek ilişkiler kurmaktan gençleri alıkoymaktadır. Bu da gençlerin toplumsal deneyimlere geç kalmasına, gerçek ilişkilerdeki davranışlarının geç olgunlaşmasına etki etmektedir. Turkle (2011), dijital çağda teknolojinin gençler üzerinde yalnızlaştırıcı etkisinden söz eder ve sosyal bağları zayıflattığını vurgular. Yalnızlaşan kişiler, kendisine rehberlik edecek mekanizmalardan sosyal bağlarının zayıflamasıyla mahrum kalacaktır. Bu onların yönsüz hissetmesine yol açar. Burada en önemli faktör ailenin süreç içerisinde çocuğuna maddi ve manevi değerleri yani kültürel aktarımı sağlayamamış olmasıdır. Bireyler ya kendileri bunları yaşatmayarak örnek olurlar ya da yaşarken aktarmada başarısız olurlar. Gençler zaten cazip olan dijital alandaki hayata itilir.

Sıkılacak ve keyif verecek şeyleri anlık tatminler sağladığı dijital oyunlardan ya da çevrimiçi platformlardan edinmeye çalışacaktır. Kısır döngünün içerisine yakalanan genç için geleceğin parıltılı hayalleri ancak popüler olan oyunlar, oyunlaştırma, fenomenlik gibi perspektifler üzerinden şekillenecektir. Kimliğini belirleyen ve dönüştüren bu alanlar onun nasıl bir kişi olacağına etki eden en büyük unsur olacaktır.

Kültür, bir milleti millet yapan en önemli unsurdur. Kültür bir mirastır ve nesiller onun aktarımının temel aracıdır (Ülken, 2001:42). Türk sosyolog ve düşünürler kültürün ve toplumsal bağların korunmasının önemini her zaman vurgulamışlardır. Nesiller arasındaki ilişkileri diri tutan, toplumsal bağları güçlendiren, insanların yalnız hissetmemelerini sağlayan kültürel değerlerdir. Bunların aktarımını sağlayan ise en başta aile kurumudur. Gençlerini kazanamayan bir aile ve toplum ise, geleceğini kendi şekillendiremez.

Ailede ve eğitim-öğretim alanı olan okullarda kültürel aktarım gençlere sağlanmaya çalışılmaktadır lakin bunun yetersiz kalıyor olduğunu, var olan boşluğu dijital unsurlarla doldurmaya çalışan gençler üzerinden görebilmekteyiz. Dijital alan geçici ve yüzeysel bir aidiyet sağlarken, gençler üzerinde bağımlılık ve sosyal izolasyon riskini artırmaktadır (Durkheim,1897). Kültürel boşluğu dijital alandaki oyunlar, oyun kültürü, sosyal medya, filmler, videolar ve daha fazlası ile doldurmaktadırlar. Kültürsüz bireyler hafızasız olur, hafızasız toplumlar ise kimliğini kaybeder (Meriç, 1992). Herhangi bir şeye aidiyet duygusu hissetmeyen biri için, ondan ehemmiyet vermesini istemek anlamsızdır.

Daha fazla geleceğimiz olan gençlerimizi kaybetmemek için kültürel değerlerimize başta bizim değer vererek yaşatmamız gerekmektedir. Bizi biz yapan, toplumsal iyiliğimize, ilerlememize hizmet eden bize özgü gelenek ve göreneklerimizi, bağlı olduğumuz milli ve manevi değerlerimizi iyi öğrenip yaşatmalıyız. Neyin neden yapıldığını bilmeyen ve yapanların samimi olmadığını bilen bir genç için yaşanılanların anlamsız ve sıkıcı gelmesi kaçınılmaz olacaktır. o halde, gençlerin yalnızlığa itilmesine sebep olan şey en başta dijital kültürün kendisi değildir. Bu konuda hemfikir olmamız gerekmektedir.  Muhtemeldir ki başta kendimiz, kendi kültürümüzü daha iyi tanımalıyız. Yaşamadığımız şeyi aktarmak yalnızca teoride kalan, konuşulup geçilen şeylerden ibaret kalacaktır. Oysaki, en büyük öğretim doğru şekilde örnek olmakla başlamaktadır.

Toplumsal bağların çözülmesi, maddi ve manevi değerlerin yaşatılamadığı dönemlerde hız kazanır. Oysa bizi birbirimize sıkı sıkıya bağlayan, toplumsal birliğimizi güçlendiren unsurlar, ortak değerlerimizin yaşatılmasıdır. Bu değerlerin en sağlıklı biçimde öğrenildiği yer ise bilinçli ebeveynlerin varlık gösterdiği aile ortamıdır. Dolayısıyla anne ve babaların sorumluluğu yalnızca güçlü aile bağları kurmakla sınırlı değildir; aynı zamanda milli bilince sahip, kültürüne ve kimliğine bağlı bireyler yetiştirmek açısından da hayati bir öneme sahiptir. Bu şekilde gençlerin aidiyet ve güven duygusunun zayıflaması önlenebilecektir. Onların daha çok anlamlı yaşam hikayesi inşa edebilmesi için; hayatın her alanında davranışlarda, etkinliklerde ve üretimlerde attığı her adımı severek ve anlamlı şekilde yapan kişiler görmeye ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda ilgili devlet kurumlarında gençler için yapılan kültürel etkinlik, organizasyonların daha fazla artırılması gerekmektedir. Fırsat eşitsizliği nedeniyle yapılan etkinliklerden haberdar olamayan birçok genç mevcuttur. Gençlerin dijital alanı bilinçli şekilde kullanabilmesi için uygulamalı etkinlikler artırılabilir. Aynı zamanda gençler arasında teşvikli programların ilgilenilme seviyesi yüksektir. Gençler daha anlamlı işler yapmaya teşvik edilmelidir. Gençlerin heyecanı, enerjisi, merakı tecrübe sahiplerinin ve önde gelenlerin bilgeliğiyle buluşabilmelidir.

Faydalanılan Kaynaklar

  • Granovetter, M. (1973). The Strength of Weak Ties. American Journal of Sociology, 78(6), 1360–1380.
  • Parsons, T. (1955). Family, Socialization and Interaction Process. Free Press.
  • Turkle, S. (2011). Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other. Basic Books.
  • Bauman, Z. (2000). Liquid Modernity. Polity Press.
  • Meriç, C. (1992). Kültürden İrfana. İstanbul: İletişim Yayınları.
  • Putnam, R. (2000). Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community. Simon & Schuster.
  • Turkle, S. (2011). Alone Together: Why We Expect More from Technology and Less from Each Other. Basic Books.
  • Ülken, H. Z. (2001). Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi. İstanbul: Ülken Yayınları.
  • Platon. (1871). Apology. Çev. Benjamin Jowett. Oxford: Clarendon Press.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz