Strateji ile Kutsal Arasında “İyi ve Kötü”

0
183

Düşünce dünyasında, “Tanrı neden kötülüğe müdahale etmiyor” tartışması Gazze soykırımı ile yeniden gündeme geldi. Karşı cephede ise İsrail’in kutsal savaş çarpıtması beraberinde bir dikotomi doğuruyor. Bir yanda ilahi kudretin kötülüğe müdahale beklentisi, öte yandan Tanrı adına “kötülük işlemek!” İnsanın “kan dökücü” ontolojik gerçekliğine rağmen kötülüğe kutsal bir yakıştırma yapmak ideolojik bir yaklaşımdır. Kutsal topraklarda bu Siyonist çarpıtma sürgit devam etmektedir. Kaldı ki Trump teolojik kötülüğe en açık destek veren başkan olarak tarihe geçti. Yaşadığımız günlerde sadece kavramların içi bu şekilde boşaltılmadı; aynı zamanda “kötü” üzerinde “iyi” algısı, “iyi” üzerinde “kötü” algısı gözler önüne serilmektedir. Bununla birlikte meselenin kutsallık ile karakterize olması hayli manidardır.

Kötülüğün dindar görünümü sadece Yahudilik örneğinde belirmez. Orta çağ kilise dogması iktidar adına kutsala dayalı kötülüğü sergilemiştir. Reform hareketi bu kötülüğü ortadan kaldırmak istedi. Yeni akım, katı mezhep tedhişine karşı protest bir çıkış sergiledi. Fakat bu çıkış “din”i doğasından ayıracaktı: İyiliğin karşılığı göksel/semai bir düzlemden yeryüzüne indirildi. Artık kişiye iyi gelen şey, beş duyu ile duyumsanan ve fayda sağlanan nesneydi. İyi ve kötünün sınırları hakkında dinin belirleyiciliği itibarsız hale geldi. Kavramsallaştırma akıl ve bilimin belirleyici olduğu bir zemine evrildi. Bilim ve teknolojiden ahlak ya da kötülüğe dair bir duyarlılık beklenemezdi. Zira gözleri büyüleyen hayalleri gerçekleştiren bir gelişmeydi. Bilimin iyiye hizmet edeceği düşünülürken silah teknolojisi kötülüğü tahmin edilemeyen bir düzeye taşıdı. 20. Yüzyıl başında büyük kayıplara yol açan bir dünya savaşı yaşandı. Ardından atomun parçalanması, kötülüğü tarihte görülmemiş ikinci bir kitlesel yok oluşa sürükledi. İki büyük dünya savaşı profan zihin dünyasının sonuçlarıydı. Mussolini, Hitler ve Stalin gibi liderler “iyi”nin değil emperyal hedeflerin aktörleriydi. İkinci dünya savaşı sonrası insanlık bedenlerini değil bu kez ruhlara yönelik bir deformasyonla karşılaştı. Yeni projeksiyonda anlam arayışı yerine hedonizm ve konfor ruha yönelik bir tehdit oluşturdu. Kapitalist düzende duygular, dürtüler ve akıl dinden izale edilirken ve fayda karşısında iyiyi ve erdemi savunmak bir ironi idi! 

Doğu ve Batı arasında iyiliği dair anlayış farkı belirgindir. Örneğin iyiliğe dair değinisinde Kant; “insandaki iyiliğe şaşırıyorum, çünkü iyilik ancak çaba ile gerçekleşir, bu çabadan uzak durmak ise kötülüğe kapı aralar.” Erdem timsali bir misalde ise Hz. Ali kötülüğe karşı ne yaparsınız sorusuna, “iyilik yaparım” cevabını verir. “Peki kötülük tekrar ederse” sorusuna karşılık şöyle der; “ne kadar kötülük olsa da ben iyilikle karşılık vermeği yeğlerim.” İnsan dürtülerini kontrol etmediğinde artık başka güçler tarafından dizginleninceye kadar insanlık adına tehdit unsurudur. Bu bir bakıma kişinin kendine çektirdiği ıstıraptır. Bu zehirli düşünceden arınma yolunda nasihate kapalıdır. Zira öfkenin, hırsın ve hazzın eşlik ettiği yönelişte gözü perdelenmiştir.

Bir kaplan sürüsü bir ceylan yavrusunu parçalaması vahşet değil bir tabiat kanunudur. Ceylan yavrusunu alıkoyup bir süre aç bırakan insanın yaptığı şey ise kötülüktür. İyi ve kötü, ahlak ve tabiat kanunları gibi birçok değere bağlı olarak tanımlanır. Bir cana kıydığında bu bir kanun ihlalidir. Tabiatta müthiş bir ağ ilişkisi vardır. Her şey birbirine bağlıdır. Nebiler iyiden ve hakikatten yana duruş sergilerken bir kısmı kavminin isyanı ile karşılaşmış ve terk-i diyar etmişlerdir. Öyle ki İbrahim hakiki duruşu sebebiyle ateşe atılmıştır.

Her şey zıttı ile kaimdir. Kötü gözlenebilir faydayı esas alır, iyi ise bir dolayım sürecidir. İyilik elden çıkan şeydir, vermektir ve emek harcamaktır. Kötülük ele geçirme arzusudur, almaktır ve çabayı terk etmektir. İyi, çıkara yönelmediği için mana boyutu vardır. Sabır, azim ve eminlik ile anılır. Kötü ise pragmatiktir, mantık yürütür, şimdi ve burada ister. İyi, karşılık beklemez, hakikate bağlıdır, neticede kazanımı düşünmez. Kötü kazanıma odaklanır ve kendi stratejisini oluşturur. Bu yolda bütün yollar mübahtır!

Teodise ve Kötüyü Seçme Özgürlüğü

“Tanrı kötülüğe neden izin veriyor? sorusuna cevap bulma süreci teodise kavramı ile ilintilidir. Adalet ve Tanrı kavramlarının birleşiminden oluşan teodise; yeryüzünde kötülük olarak bilinen durumlarda “Tanrı’nın adaleti ile iyi bir neticeye ulaşmak” anlamındadır. İnsan iyi ve kötü arasında seçim yapma özgürlüğüne sahiptir. Fakat kendi eylemlerinden sorumludur. Sorumluluk ahlaka dayalı bir sınırlama gücüne sahiptir, kötülük fiili hesaba çekilmeyi ilzam edecektir. 

İnsanın özünün ne olduğuna dair birçok görüş var. İnsan melek ile hayvan arasında bir çatışma alanı olarak merhamet ve nobranlık, adalet ve zulüm, ıslah ve fesat, en nihayet iyi ve kötü arasındaki çatışma içindedir. Her insan vahiy, nübüvvet, ebeveyn terbiyesi, eğitim, sosyal öğrenme ve kişisel deneyimlerle iyinin ve kötünün ne olduğuna dair bilgiye ulaşmaktadır. Ayrıca ayette geçtiği üzere iyilik ve kötülük bilgisi “ilham” yoluyla kendisine iletilmektedir. Böylece iyilik ve kötülük bilgisi insanlık arkesine yerleşmiştir. Karıncayı ezmemesi gerektiği bilgisi benliğe kodlanmıştır. Ne var ki tahrif olmuş dinler, ideolojiler ve düşünce akımları bir diyalektik ortaya koyarlar. Doğrudan ya da dolaylı olarak maslahat adına kötülüğe başvururlar fakat meşru bir adlandırma vardır.

Onlara göre ilahi kudret “kötü” stratejilere müsaade etmektedir. Mağdurlar genellikle karşı zihin dünyasını temsil eden hakikat tarafıdır. Bu tabloyu anlamak için insanlığın ilk sahnesine bakmakta yarar var. Melekler Adem’e secde emrini yerine getirirken, şeytan isyan ederek kötülüğe dair ilk fitili ateşledi. Sonraki süreçte Adem’in kendisinden üstün olmadığını ve bunu ispatlamak için izin istedi. Şeytan bu ruhsatı aldıktan sonra ikinci sahnede Adem ve Havva’yı yasak meyve ile aldattı. Bunun üzerine Allah’a verdikleri sözü tutmadıkları için şeytanla birlikte yeryüzüne sürgün edildiler. Onları yeryüzünde binbir yasak meyve bekliyordu. İyi ile kötü arasında seçim sınavıydı. İnsanın damarlarında sessizce dolaşan şeytana eklenen bu komponentin iki ucu var. Dürtülerle donanmış nefs ve dünya nimetleri. İyi ve kötünün savaş meydanı olan insanın benliğine yerleşmiş olan nefs enstrümanları onun iradesini zayıflatmaktadır. İnsanın kötülük telkinlerine karşılık kişiden kişiye değişen yönelişler insanlar arasındaki derecelerin belirleyicisidir. İnsan irade ile aldanma arasında gidip gelmektedir. Bir illüzyon gibi ayartılma senaryosu şeytan tarafından sahnelenmektedir. Batı edebiyatında bu konunun en iyi temsili Goethe’nin roman karakteri Mephisto ile gündeme gelir. Bu karakter yalanın, kötülüğün ve hırsın timsalidir.Mephisto, iblisler dünyasında her şeyi bilirken, Tanrılar dünyasını da öğrenmeye yeltenirler. Faust ise sevgi, acı, yolculuk ve simya ile anılan saf bir köylüdür. Bir bakıma Batı zihin dünyasında şeytana direnen sembol bir karakteri temsil etmektedir. Romandan öte realiteye baktığımızda Mephisto iktidarını sürdürmektedir.

Bir Kaçma Davranışı Olarak Kötülük

Bir insanın kötülüğe başvurma sebebi nedir? Kötülüğün arkasına sığınan kişi bu yolla kendini zarardan korumak ister ya da haksız bir kazanım peşindedir. İyi kalmak ve kötülüğe başvurmamak ise risk almaktır. İyiliği seçmek bedel ödemektir. Kötüye yönelmek ise bedel ve emekten kaçıştır. İyilik cesarettir, kötülük korkaklıktır. İyilik irade gerektirir, kötülük ise dürtüseldir. Nefsin kontrol edilmeden özgür bırakılması kötülüğün nüvesidir. Kötülük gerçeğe direnmektir, kabullenmeyi reddetmektir. Kişinin kendini aldattığı bir süreçtir. Kötülüğe hırs kaynaklık ederken iyi umuttan beslenir.

Kötünün ne olduğuna ve sonuçlarına rağmen tarihe çok sayıda kötülük kaydı düşülmüştür. Ayartıcı etkenler sebebiyle kişi seçim özgürlüğünü kötü yönde kullanabilir. Bu düzlemde tercihini etkileyen dürtü ve duygular vardır. İktidar hırsı, korku, gücü putlaştırma, maddi kazanım, başarı arzusu, açgözlülük… İnsan seçiminde duyguların baskın geldiği durumlardan biri korkudur. Firavun kavminden bir çocuğun onun saltanatını yıkacağını korkusu ile doğan bütün çocukları öldürtmeye başlar. Erich Fromm, bu süreci şöyle tanımlar; “Firavun tutumunda asıl önemli olan yüreğinin katılaşması sürecidir. Doğru yolu seçmekten kaçındığı sürece yüreği katılaşmaya devam eder ne denli acı çekerse çeksin bu öldürücü gelişmeyi durduramaz. Sonunda kendisinin ve halkının yıkımına yol açar. Fromm bunun üzerine der ki, insan yüreği katılaşabilir, insanlıktan çıkabilir ama hiçbir zaman insanlık dışı olamaz. Her zaman insan denilen varlık yüreği ile baş başadır. Bir insanın acısına, başka bir insanın dostça bakışına, bir kuşun ötüşüne, otların yeşilliğine karşı duyarlılığımızı yitirmişsek, farkında olmanın da yararı olamaz. İnsan yaşama karşı ilgisini yitirmişse iyiliği seçebileceğini ummamalıdır. O zaman yüreği öylesine katılaşacaktır ki yaşamın kendisi sona erecektir. Bauman ise bu konuda, “insanlar özünde iyidir ve doğasına uyumlu olarak hareket etmesi yeterlidir” der ve ekler “dürtüleri ile hareket etmesi önlenmelidir” der.

Kötülüğe maruz kalanlar yaşadıklarından bir mana çıkarabilirler. Bu mana iki hayat boyutunda ele alınabilir. Bu dünyada işlenen her şeyin bir yansıması vardır öte alemde. Bu da insan-tanrı ilişkisi ile kötülüğün anlaşılabilir bir test aracı olduğunu gösteriyor. Kötülük ilahi bir kaynağa bağlı mıdır? Bu sorunun karşılığını Hızır ile Musa arasında geçen olaylarda açıkça anlaşılır. Hızır yoksullara ait gemiye zarar vermiş fakat bu zarar sebebiyle ilerde bekleyen gaspçılar gemiyi ele geçirmekten vazgeçmişlerdir. Buna benzer şekilde ayetlerde açlıkla, rızık darlığı ile ve şerlerle yani kötü deneyimlerle insanın sınavdan geçirileceği açıklanır. Kötü ya da olumsuz olarak zuhur eden amil bir yandan insanı sapmasını engellerken öte yandan sabır gibi duyguların gelişmesi için bir farkındalığa yol açar.

Kadim Kötülük Geleneği İsrail Barbarlığı

Kutsal ile bağı izole edilen hümanizm; “homo barbaruma” karşı “homo hümanum”u yani insan haklarına sahip çıkmayı esas alır. Fakat bu bakış insanlığın semai bağlardan kopararak yeryüzüne indirir. Ahlaka dair çerçeveden bağımsız bir insanlık savunusunun kötülüğe karşı sürdürülebilir bir duruş sergilemesi düşünülemez. Batıda iyilik adına üretilen bu yeni akım faydadan varestedir. Keza Tanrı adına işlenen kötülüğün en çarpıcı örneği Yahudi mitlerine karşı pasif konumdadır. Bir asra yakın bir süreçte dine dayalı kötülük “soykırım” ile devam etmektedir. Bu kötülüğün psikolojisinde ilk yapı taşı “üstünlük” mitidir. Kült yapı metafizik bir bağlamdan öte egosantrik bir algı ile öne çıkmaktadır. Güçlü kalmak için zulmü esas aldığı için anlamdan uzaktır. Konsensus oluşturacağı bir metin bulunmamaktadır. Bu yüzden otistik bir algı içindedir.

Eflatun’a göre Tanrı dünyayı en kusursuza benzetmek istedi. O iyi ve kötünün bilgisini beyan etmiştir. Seçimde insanı özgür bırakmış fakat kötülüğe ceza vermeyi öngörmüştür. İnsan türünün teklife açık bir varlık olarak davranışlarını belirleme özgürlüğü ile birlikte iyiliğe karşı ödül, kötülüğün karşılığında bedel ödeyecektir. Hikmet gereği insana iyiyi ve kötüyü seçme hürriyeti verilmiştir. Çünkü dünya kimin daha iyi davrandığına dair bir sınanma yurdudur. İlahi kudretin kimi zaman gözlenebilir kimi zaman örtülü yardımı her zaman hakikatin yanındadır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz