Ekrem Kaftan kimdir? Biyografisi için tıklayın.
Şair, yazar ve gazeteci. 27 Nisan 1966’da Denizli’nin Tavas ilçesine bağlı Vakıf köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, orta ve lise öğrenimini Tavas’ta tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu’nu bitirdi (1992); aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Sivil Din Eğitimi: Süleymancılar, Nurcular, İskenderpaşa Cemaatleri” başlıklı yüksek lisans tezini hazırladı. Gazeteciliğe 1988’de Zaman gazetesinde başladı; 1992-2019 arasında Türkiye gazetesinde kültür-sanat muhabiri olarak çalıştı ve 2019’da emekli oldu. Yeryüzü Melekleri ve Kızıl Rüzgâr romanları; Gülistanbul, Yaristanbul, Sebebi Sensin, Aşkı Şairler Korur ve Uzak Aşk’a gibi şiir kitaplarının yanı sıra araştırma ve derleme eserleri bulunmaktadır.
Türkiye’nin gündemine oturan Süleymancılar cemaatine yönelik operasyon, kamuoyunda cemaatin din eğitimi veren kurs ve yurtlarını da tartışmanın merkezine taşıdı. Bu meselenin içeriden bir tanıklıkla anlaşılabilmesi için, çocukluğundan gençliğine on iki yılını bu kurs ve yurtlarda geçiren şair-yazar Ekrem Kaftan, Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın sorularını yanıtladı. Kaftan, aldığı eğitimden hocalarıyla ilişkilerine, cemaatin ufkundan bugün yürütülen operasyona kadar bütün soruları içtenlikle karşıladı.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Kaç yaşında Süleymancıların Kur’an kurslarına gittiniz? Sizi oraya gitmeye iten ana düşünce neydi?
Ekrem Kaftan: Ailemizin dinle ilişkisi kuşaktan kuşağa değişen bir seyir izledi. Dedelerim ve babam merhum, hayatında hiç namaz geçirmeyen adamlardı. Annemin babası çok müttaki biriydi. 1950’li yıllarda Aydın’ın Nazilli ilçesinde bir Kur’an kursu açıldığını işiten dedem, dayım merhumu ve köyden iki çocuğu daha yanına alarak bu kursa götürmüş. Orada Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin talebeleriyle karşılaşmış; bu ilk tanışma, onu Süleyman Efendi Hazretlerine intisaba götürmüş. Yıllar sonra, 1973’te babam da aynı yola girdi. Kendi hikâyeme gelince: ilkokulu bitirdikten sonra, bir yıl sadece din eğitimi alıp ardından ortaokula başlamak niyetiyle, 15 Aralık 1979’da Tavas’ın Karahisar kasabasında yeni açılan kursa verildim. Henüz küçük bir çocuktum. Bir yıl kadar din eğitimi aldım; derken 12 Eylül darbesi oldu ve din eğitimi bir anda yasaklandı. Babam beni çok zeki bir çocuk olarak görür, mutlaka okumamı isterdi. Darbeyle birlikte kurs kapatıldı ve bir süre kapalı kaldı. Bu esnada ayrıntısını hatıratta anlattığım üzere ortaokula başladım; kurs, pansiyon adı altında yeniden açılınca da pansiyonda yatılı kalmak suretiyle ortaokula devam ettim.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Orada ne tür eğitimler aldınız? İslami ilimlerdeki eğitimin düzeyi nasıldı? Ne tür dersler okuyordunuz?
Ekrem Kaftan: Kursta ilk öğrendiğim şey Kur’an-ı Kerim oldu. Ardından talim, tecvid, mahâric-i huruf ve kıraat dersleri geldi; bir müddet de hafızlığa çalıştım. Ne var ki 12 Eylül’den sonra din eğitiminin yasaklanması bizi derinden etkiledi; neredeyse bir yıl boyunca doğru dürüst ders yapamadık. Şartlar da son derece mütevazıydı: on iki talebeydik ve elimizde tek bir Kur’an-ı Kerim vardı. O yılların imkânları, bugünle kıyaslanamayacak kadar sınırlıydı.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Kurslarda ve yurtlarda dersler haricinde farklı eğitim programları ve faaliyetler var mıydı, nelerdi?
Ekrem Kaftan: 1982 yılında Tavas Talebe Yurduna gönderildim. Burada talim derslerinin yanı sıra Sarf, Nahiv, Fıkıh, Akaid ve Kelam okudum. Doğrusunu söylemek gerekirse kurslarda bu derslerin dışında herhangi bir faaliyet, ayrı bir program yoktu; eğitim baştan sona bu ilimlerin tahsiline dayanıyordu.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Öğretmenleriniz, eğitimcileriniz ve idarecilerle ilişkileriniz nasıldı?
Ekrem Kaftan: Hocalarımız, çoğunlukla yine bu kurslarda din eğitimi almış, ilkokul mezunu hocalar da vardı. Açık söylemek gerekirse onlarla zaman zaman iletişim problemleri yaşıyorduk. Bilhassa benim gibi kitaba ve okumaya düşkün talebelerle hocalar arasında bu mesafe daha da belirgindi; zira ilkokul tahsilli bir hocanın, çok okuyan bir talebeyle her konuda sağlıklı bir iletişim kurması kolay değildi. Ben çok kitap okuduğum için bu farkı hisseder, kimi zaman hocaların yanlışlarını düzeltmeye dahi çalışırdım.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Ailenizle ilişkileriniz devam ediyor muydu? Akrabalık ilişkileriniz sürüyor muydu? Cemaat dışında kendi yaşıtlarınızla ilişkileriniz devam ediyor muydu?
Ekrem Kaftan: Ailem, çevrem ve akrabalarımla ilişkilerimde en ufak bir kopukluk yaşamadım. Belirli aralıklarla köyüme izne gelir, ailemle vakit geçirir, sonra tekrar dönerdim. Hatta ortaokuldan mezun olduğum 1983 yılında, ramazan ayında kendi köyümde imamlığa başladım. Bu, hem ailemle hem de bütün köy halkıyla çok daha sıcak bir bağ kurmama vesile oldu.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Kurslarda ve yurtlarda size aktarılan ve vurgulanan ana düşünce neydi? Nasıl bir gelecek tahayyülü sunuluyordu? Vaatler var mıydı?
Ekrem Kaftan: Bize sürekli telkin edilen ana fikir şuydu: Bir meslek sahibi olacak, sonra da bu donanımla İslam’a ve insanlığa hizmet edecektik. Son derece iyi niyetli, samimi ve muhlis bir bakış açısıyla, insanlığa faydalı olmamız öğütlenirdi. “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir”, “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır” ve “Ya âlim ol, ya müteallim ol, ya hizmet eden ol, ya seven ol; beşincisi olma ki helâk olursun” hadis-i şerifleri sık sık tekrarlanırdı. Din eğitiminin yanı sıra resmî okullara devam etmemizin yegâne gayesinin de bu, yani insanlığa faydalı olmak olduğu sürekli hatırlatılırdı. Bize çizilen gelecek; dünyevî bir makam ya da güç değil, faydalı bir insan olmaktı.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Devlete ve siyasete ilişkin görüşler paylaşılıyor muydu?
Ekrem Kaftan: Benim talebelik yıllarımda devlet ve devlet adamları aleyhine tek bir söz dahi edilmezdi. Bütün eğitim programlarımız ve faaliyetlerimiz devletin denetimine açıktı; gizli, kapalı hiçbir yanı yoktu. Kaldı ki biz televizyon dahi seyretmediğimiz için siyasetin gündeminden büyük ölçüde habersizdik. O dünyanın içinde “siyaset” diye bir başlık yoktu.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: 12 yıl gibi uzun bir süre kaldınız. Sonra neden ayrıldınız? Ayrılmakla beraber size karşı tutumları ne oldu?
Ekrem Kaftan: 1979’da başlayan bu yolculuk, ortaokul ve lise yıllarım boyunca yatılı olarak sürdü. 1982’de Tavas Talebe Yurdu, ardından tahsil hayatımın ileri basamakları geldi. Üniversite tahsilimin sonuna kadar bu düzen böyle devam etti. Üniversite tahsilim bittiğinde kurslardan ayrıldım; evlenerek kendi hayatımı kurdum. Bana, artık kursa yeni talebelerin geleceğini, dolayısıyla benim ayrılıp kendi yolumu çizmemin tabii olduğunu söylediler.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: Süleymancılar cemaatine karşı yürütülen operasyonu nasıl görüyorsunuz?
Ekrem Kaftan: Ağustos 2026’da başlatılan operasyonun, cemaatin din eğitimi veren yurtları ve kurslarıyla en ufak bir ilgisi yoktur. Bildiğim kadarıyla bu operasyon, 2016’da cemaatin başına geçirilen Ali Erhan Kuriş ve ekibinin karıştığı ileri sürülen malî usulsüzlüklerin soruşturulması amacıyla düzenlenmiştir. Buna rağmen Ali Erhan Kuriş’e kayıtsız şartsız bağlı olan kesim, devletin bunun malî bir soruşturma olduğunu defalarca tekrarlamasına rağmen, sanki cemaatin bizzat dinî eğitim faaliyetlerine karşı bir operasyon yürütülüyormuş gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Oysa benim on iki yıl boyunca bizzat içinde bulunduğum o kurslar, o yurtlar bu tartışmanın tamamen dışındadır. Mesele birtakım kişilerin malî tasarruflarıysa, bunun din eğitimiyle, çocukların Kur’an öğrenmesiyle bir tutulması doğru değildir.
Prof. Dr. Ergün Yıldırım: İstanbul Fikriyatı adına çok teşekkür ederiz.

Ekrem Kaftan’ın Hatıra Serisi
Ekrem Kaftan’ın bu söyleşide anlattığı yılların ve sonrasının çok daha geniş bir dökümü, üç ciltlik hatıra serisinde yer alıyor. Yazar, seriye 7 Temmuz 2019’da başladığını ve eserin gelecek araştırmacılar için bir kaynak olmasını umduğunu söylüyor: “…biz kendimizce mühim gördüğümüz hadiseleri yazmaktan geri duramadık.” Serinin ilk cildi İlk Gençlik, yazarın çocukluğunu ve bu söyleşiye de konu olan ilk gençlik yıllarını anlatıyor. Bâb-ı Âli’de 33 Yıl başlıklı ikinci ve üçüncü ciltler ise onun Türk basınında geçen uzun yıllarına açılıyor. Serinin bütünü; yazarın doğup büyüdüğü köyün, okuduğu şehirlerin ve yaşadığı dönemin Türkiye’sinin psikolojisine, sosyolojisine ve tarihine dair ipuçları taşıyor.
Künye: Ekrem Kaftan, Hatırat 1 – İlk Gençlik (320 s.) ve Hatırat 2–3 – Bâb-ı Âli’de 33 Yıl (2. cilt 312 s.). Birinci Kitap, İstanbul, 2025.





