Kitap Hediye Etmenin Pişmanlıkları

0
10

Kitapseverler için en zor şeylerden biri, kendi kitaplarını ödünç vermektir. Çünkü mesele yalnızca kitabın okunup okunmayacağından ibaret değildir. Ödünç verilen kitabın yıpranması, sayfalarının kıvrılması, üzerine notlar alınması, hatta kimi zaman geri getirilmemesi ihtimali bile kitap sahibinin zihninde türlü kaygılar oluşturur. Bazen rafta bir kitabın eksik olduğunu görmek dahi huzursuzluk için yeterlidir. Çünkü kitapsever için kitap, yalnızca okunmuş ve bir kenara bırakılmış bir nesne değil; evin, hatta hayatın vazgeçilmez parçalarından biridir. Buna karşılık kitap hediye etmek, kitapsever için bambaşka ve çok daha özel bir duygudur. Hele el yazısıyla imzalanmış bir kitap, özel bir baskı ya da belirli bir güne ve kişiye dair hatıra notları taşıyan bir eser, maddi değerinin çok ötesinde bir anlam taşır. Böyle bir kitabın değeri, fiyatıyla değil, taşıdığı hatırayla ölçülür.

Kitapseverler kime kitap hediye edileceğini çoğu zaman iyi bilir. Kimin hangi tür kitapları sevdiğini, hangi yazardan hoşlandığını, hangi konulara ilgi duyduğunu az çok kestirirler. Ne var ki bütün bu öngörülere rağmen, bazen kitap hediye etmek de insanda derin bir pişmanlık bırakabilir.

Bunlardan biri, binbir emekle yazılmış bir kitabın kitap okuma alışkanlığı olmayan birine sırf hatır için hediye edilmesidir. Yazar, yıllarca emek verdiği kitabının hediye edildiği kişinin kitaplığına yalnızca bir süs eşyası olarak yerleşeceğini düşünür. Belki birkaç sayfasına göz atılmasını, en azından kendisi için anlam taşıyan bölümlerin okunmasını bekler. Fakat bunun gerçekleşme ihtimalinin oldukça düşük olduğunun farkındadır. Çünkü kitabı gönülsüzce kabul eden kişi, zaten kitabın dünyasına yabancı biridir. Böyle olunca, hediye edilen kitabın kaderi de çoğu zaman okunmaktan çok rafta beklemek olur.

Bir başka pişmanlık ise kitaplarla ilgilenen bir kişinin, sizin kitabınıza da aynı ilgiyi göstereceğini düşünerek ona kitabınızı hediye etmenizdir. Bu, biraz da hüsnüzanın sonucudur. Kitapları seven insanın sizin kitabınızı da merak edeceğini, en azından kitabın adını bir sohbet içinde anacağını düşünürsünüz. Fakat zaman geçer; kitabınızdan tek kelime bile söz edilmediğini görürsünüz. Bunun birçok nedeni olabilir. Belki yazarını kıskanmıştır. Belki kitabın içeriğinde yanlış veya eksik gördüğü hususlar vardır. Belki de kitap hakkında olumlu bir şey söylerse karşılığında olumsuz bir tepki almaktan çekiniyordur. Sebep ne olursa olsun, iyi niyetle hediye edilen bir kitabın karşılıksız bir sessizlikle karşılaşması, yazarı ister istemez düşündürür.

Fakat bütün bu pişmanlıkların içinde belki de en ağır olanı, özel duygularla birinin adına imzalanmış, içine kişisel bir not düşülmüş kitabın yıllar sonra bir ikinci el kitapçıda görülmesidir. O an insanın zihninden tek bir düşünce geçer: “Demek ki onun yanında hiçbir kıymetim yokmuş!” Çünkü burada yalnızca bir kitabın elden çıkarılması söz konusu değildir. Kitabın arasına bırakılan birkaç cümleyle birlikte, bir hatıra da elden çıkarılmıştır. Üstelik bunu yapan kişi, yazarın özel duygular beslediği biri olabileceği gibi, değer verdiği bir hocası veya başka bir yakını da olabilir. Kitabın ikinci el raflarında görülmesi, işte bu yüzden yalnızca bir kitabın kaybı değil, verilen değerin karşılıksız kaldığının hissedilmesidir.

Bir başka pişmanlık da sosyal medyada hatırını kıramadığınız bir akademisyenin, kitabınızı incelemek amacıyla sizden adresinize göndermenizi rica etmesidir. Yazar kitabını özenle paketler; kargoya götürür, sıra bekler, ücretini öder ve gönderir. Kitap yerine ulaştığında ise çoğu zaman sıradan bir teşekkür mesajı gelir ve mesele kapanır. Oysa yazar, en azından kitabının sosyal medyada paylaşılmasını, birkaç cümleyle tanıtılmasını veya emeğine küçük bir karşılık verilmesini bekler. Bunu göremediğinde, emeğinin ne kadar ucuz görüldüğünü düşünmeye başlar. Hele yayınevinin yazara verdiği sınırlı sayıdaki kitap tükenmiş, yazar kendi cebinden para vererek aldığı kitabı hediye etmişse bu pişmanlık daha da büyür. Çünkü burada hediye edilen yalnızca bir kitap değildir; aynı zamanda yazarın emeği, zamanı ve maddi imkânlarıdır.

Bir başka tuhaf durum ise kitap satın alma zahmetine katlanmayan, fakat kitaplara ilgi duyduğunu söyleyen yazarın iş arkadaşları, toplum içinde yazarı tebrik ederken “Hediye edersen okuruz inşallah!” anlamına gelen ifadelerle kitap istemesidir. Oysa yazarın bu insanlardan beklentisi, kitabını ücretsiz edinmek değildir. Bilakis, en azından kurum adına kurum yöneticisinin kitabından bir adet satın alması ve yazara imzalatmasıdır. Fakat emeğinizin görmezden gelinmesi, buna karşılık kurum yöneticinize kitap hediye etmek zorunda hissetmeniz, pişmanlığın başka bir boyutunu ortaya çıkarır. Üstelik iş arkadaşlarınızın, yöneticinize kitap hediye ettiğiniz hâlde kendilerine kitap hediye etmemenizi küstahlık veya cimrilik olarak yorumlamaları ve bunu çeşitli şakalarla dile getirmeleri, bütün bu süreci daha da tatsız hâle getirir. Oysa mesele cimrilik değildir. Bir yazarın kitabını hediye etmesi, sınırsız bir dağıtım yükümlülüğü anlamına gelmez. Her kitabın bir emeği, her emeğin de bir karşılığı vardır.

Başka bir pişmanlık ise yılların eskitemediği, yiyip içtiğinizin birbirinizden ayrı gitmediği dostlarınızla ilgilidir. Önceki kitaplarınızı severek hediye almıştır. Yeni kitabınız çıktığında ise ister istemez içinizden: “Acaba bu kitabımı para verip alır mı?” diye geçirirsiniz. Fakat zamanla anlarsınız ki dostunuz, sizin kitaplarınızı artık satın alınacak bir eser olarak değil, hediye edilecek bir dostluk göstergesi olarak görmektedir. Her yeni kitabınız çıktığında aynı beklentiyle karşılaşmak, yazarı ister istemez düşündürür. Oysa arkadaşınız sizi seviyor; fakat belli ki parayı da seviyor!

Bazen de en büyük hayal kırıklığı, çok sevdiğiniz aile bireylerinin kitabınıza “elin adamı” kadar bile ilgi göstermemesidir. Siz en azından kitabınızı ellerine almalarını, kapağını çevirmelerini, içindekiler bölümüne göz atmalarını beklersiniz. Belki birkaç sayfa okurlar, belki kitap hakkında iki kelime ederler diye düşünürsünüz. Fakat hiçbir tepkiyle karşılaşmamak, insanı kitabından çok daha fazlası hakkında düşündürür. Çünkü insan, en yakınının emeğine yabancılığını kolay kabullenemiyor.

Hediyeleşmek sünnettir; ama her hediyenin de bir kıymet bilenine ulaşması gerekir.

İlim adamına verilebilecek en güzel hediyelerden biri kitaptır. İlim adamının verebileceği en güzel hediye ise yıllarca emek vererek yazdığı kitabıdır. Çünkü kitap, yalnızca kâğıt ve mürekkepten ibaret değildir. İçinde zaman vardır, emek vardır, uykusuz geceler vardır, vazgeçişler ve yeniden başlama cesareti vardır. Hatta işin içinde maddi harcamaların karşılığında kârsız bir kazanç vardır. Bir yazarın kitabını hediye etmesi, aslında kendi emeğinden bir parçayı başkasına bırakmasıdır.

Dileğimiz odur ki kitap sevmeyenlerin arasında bile kitap hediye almak ve vermek yaygınlaşsın. Fakat daha önemlisi, hediye edilen kitapların kıymeti bilinsin; kitap vermek de kitap almak da pişmanlıkla değil, gönül hoşluğuyla sonuçlansın.

Sabahattin Ali “Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hiçbir zaman,” dese de, yazarların yazma amaçları: kitapları sevdirmektir, insanları kitaplarla tanıştırmaktır ve kelimeler aracılığıyla başka insanların dünyalarına ulaşmaktır.

Belki bir gün hediye ettiğimiz kitapların ikinci el raflarında değil, insanların zihinlerinde ve gönüllerinde yer ettiğini görürüz. İşte o zaman, bir kitabı hediye etmenin hiçbir pişmanlığı kalmaz. Biz de Nurettin Topçu’nun güzel dileğine sığınarak şöyle deriz: “Okuyuculara kalp ile anlayış dileriz.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz