‘Cehlistan’ Metaforu Bağlamında Diplomalı Cahiller Topluluğu

0
197

Diploma, tarihsel ve toplumsal bağlamlarda bireyin bilgi, beceri ve emeğinin belirli standartlara ulaşmasını temsil eden önemli bir göstergedir. Kavram, etimolojik açıdan yalnızca eğitim ve meslek alanlarıyla sınırlı kalmayıp, günümüzde hâlen kullanılan “diplomat”, “diplomasi” ve “diplomatik” gibi terimlerle de anlamsal bir ilişki ağı içerisinde yer almaktadır. Bu kavramsal genişliğin kökeni, diplomanın antik dönemlerden itibaren farklı kültür ve kurumlarda çeşitli biçimlerde ortaya çıkışıyla yakından ilişkilidir. Eski Yunan’da “iki levha arasına yazılmış hukuk akdi” için kullanılan kavram, Grekçede “katlanmış kâğıt/evrak/ruhsatnâme/dosya” anlamına dayanmakta (Beşinci, 2022) ve zaman içinde İslam coğrafyasındaki icazetnamelerden Orta Çağ Avrupa’sındaki “licentia docendi” belgelerine kadar farklı kültürel formlarda varlık göstermektedir. Nitekim Makdisî’nin (1981) aktardığına göre Daniel Haneberg, “Sanıyorum bizim licentiamız bu İslamî kurumdan (icazet) alınmıştır.” diyerek bu etkileşime işaret etmiştir. Modern anlamda diplomaların ise 18.-19. yüzyıllarda Sanayi Devrimi’yle birlikte kurumsallaşan eğitim sistemleri sayesinde yaygınlaştığı görülmektedir.

Antik çağlardan Orta Çağ’a kadar farklı kurumlarda değişik formlarda görülen diploma, modern zamanlarda daha kurumsallaşmış ve toplumsal yaşamda çok boyutlu bir anlam kazanmıştır.

Diplomanın tarihsel gelişimi, modern dönemle birlikte kurumsal bir kimlik kazanmış ve günümüz toplumlarında çok daha işlevsel bir niteliğe bürünmüştür. Bu süreçte okuma-yazma oranının artması, diplomaların da niceliksel olarak artmasına neden olmuştur. Özellikle eğitim kurumlarında belirli kademelerin üstüne çıkıldıkça, her kademeyi geçmenin kanıtı olarak bireylere diplomalar verilmektedir. Hatta bu diplomalar, puanlanmakta veya belirli adlarla derecelendirilmektedir. Günümüzde diplomalar, farklı kurumlar tarafından mezun öğrencilere belirli unvanlar karşılığında verilmektedir. Diplomalar, bölgesel veya ulusal özellikler taşıyabileceği gibi uluslararası geçerliliğe sahip olanları da bulunmaktadır. Batı ülkeleri tarafından tanınan diplomaların geçerliliği ve kalitesi arttıkça eğitimli toplumlarda diplomanın niteliği de artmaktadır. Bununla birlikte, diploma algısı çok boyutludur; prestij, toplumsal saygı, sınıf atlama, geleceği garanti altına alma, uzmanlığı ispatlama gibi. Diplomaların toplumsal prestij, statü ve meslekî unvan kazandıran çok boyutlu işlevleri, bu belgelerin suistimal edilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda günümüzde diplomaların yalnızca bireysel başarıyı kanıtlayan belgeler değil, aynı zamanda sahteciliğe ve kötüye kullanıma açık araçlar haline geldiği görülmektedir.

Teknolojinin ilerlemesi insan hayatını kolaylaştırırken, bazı yönleriyle kötüye kullanım riskini de doğurmuştur. Özellikle yapay zekâ programlarının yaygınlaşmasıyla bilgi ve belgede sahtecilik vakaları artmıştır. Art niyetli kişiler, sahte diplomalarla belirli kurumlarda hak etmedikleri pozisyonlarda yer almakta ve emek hırsızlığıyla kolay kazanç elde etmektedir. Bu durum, bazı ünlü isimlerin de sahte diplomalarla gündeme gelmesine yol açmıştır. Hatta sahte diplomalı bir öğretmenin ülkemizde yılın öğretmeni seçildiği düşünüldüğünde, diploma kavramının sadece bir statü göstergesi mi yoksa gerçek bilgi ve beceriyi kanıtlayan bir araç mı olduğu sorusunu akıllara getirmektedir. Bu soruya ışık tutmak için bazı fikir adamlarının görüşleri ve yaşadığı olaylar incelenebilir:

1969 yılında askerliğini yapan Erol Güngör’e bir korgeneral şu soruyu yöneltmiştir:

“Benim babam Osmanlı ordusunda binbaşı idi, cumhuriyet devrinde de askerî lisede bana hocalık yaptı. İyi Fransızca bilirdi, çok güzel resim yapardı, çok iyi bir öğretmendi. Arkadaşları da hep kendisi gibi meziyetli insanlardı. Ben korgeneral rütbesindeyim. Sanattan anlamam, yabancı dil bilmediğimden, Türkçe’yi kusursuz bildiğimden de şüpheliyim. Bu nasıl oluyor?” (Güngör, 1975: 185).

Güngör, bu durumu kültür değişimlerinde görülen süreklilik kaybının bir sonucu olarak değerlendirmektedir. Osmanlı’nın son kuşağı, modernleşmenin getirdiği kültürel zenginlikleri şahsında taşımış, Cumhuriyet nesilleri ise farklı öncelikler nedeniyle bu zenginliği devralamamıştır. Bu durum, toplumsal nitelik kaybına yol açmıştır. Güngör’e göre, Türk toplumunda eğitimin çoğu zaman bir “diploma edinme yarışı” olarak görülmesi, bireylerin gerçek bilgi ve kültür yerine diploma ile elde edilen statüye önem vermelerine sebep olmaktadır. Bu kültürel ve toplumsal bağlam, diplomanın yalnızca bir statü göstergesi değil, aynı zamanda güvenirliliği ve işlevselliği tartışmalı bir belge haline gelmesine de zemin hazırlamaktadır. Güngör’ün hocası Turhan’ın (1954: 26) da belirttiği gibi “eline diploma geçiren herkes, bu memleketin her şeyin mütehassısı, her şeyi yapmaya muktedir ve her sahada fikir yürütmeye mezun” durumuna gelmiştir.  

Sahtecilik vakaları diplomanın güvenilirliğini zedelemekle birlikte, bu durum daha derin bir tartışmayı da gündeme getirmektedir. Zira diploma yalnızca sahtecilik nedeniyle değil, doğası gereği de bireyin gerçek bilgi, beceri ve ahlaki niteliklerini tam olarak yansıtamamaktadır (Brown, 2001). Nitekim bazı düşünürler, diplomanın çoğu zaman sembolik bir değer taşıdığını, bireyin yetkinliği ile her zaman örtüşmediğini ileri sürmektedir. Bu duruma örnek olarak Gatto (2016: 71), Eğitim Bir Kitle İmha Silahı adlı eserinde MIT’te (Massachusetts Institute of Technology)  yaşanan bir olayı aktarmaktadır: “MIT onu (Merilee Jones) işe alırken Jones başvurusunda üç fakülte derecesi olduğunu belirterek yalan söylemişti. Gerçekteyse New York’un taşrasındaki bazı barlarda geceleri şarkı söylemekteydi.” Gatto’ya göre, diplomasızlığı bahane ederek başarılı olmuş biri işten çıkarılmamalıydı; aksine işten çıkarılması gereken MIT’nin rektörü Philip Clay idi. Çünkü asıl mesele çalışanın kurumda faydalı olması ve yeterli bir bilgiye sahip olmasıydı, herhangi bir diplomaya sahip olması değildi! Karanlık Akademi yazarı Fleming, diploma ve belge sayısını artmasının başarı ile ilişkilendirilmesine tepki göstermektedir. Flemin, bu yüzden modern üniversiteleri “eğitim fabrikası”na benzetmektedir: Dahası x sayıda parça üretmek zorunda olan kol işçilerinin aksine, akademik emek soyuttur ve fabrika tipi performans teşvikleriyle harekete geçirilemez” (Fleming, 2025: 8). Bu yönüyle üniversiteler adeta işletmelere dönüştürülmüştür: “Kitlesel lisans diploması üretimi pek çok ülkede başat bir ihracat sektörüne dönüşmüş durumundadır; öğrenciler, dergi yayınları ve pırıltılı entelektüel çıktılarimal edilir ve imalat süreci fabrikalarınkine özgü muhasebe analizleriyle denetlenir” (Fleming, 2025: 37). Yazar, bu durumun sadece öğretim elemanlarının değil birçok lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencisinin depresyon ve intihar girişimlerine neden olduğunu da vurgulamaktadır.

Görüldüğü üzere, diploma toplumlar tarafından değerli görülse de bireyin niteliğini tam olarak yansıtmamaktadır. Farabi (2024), MedînetülFâzıla adlı eserinde ideal devlet ve toplum tasavvurundan bahseder. İslam düşüncesinde bu, erdemli şehir veya fazıl toplum olarak ifade edilir. Ona göre mutlu bir toplumun varlığı için bilgi ve erdem şarttır: “Bir toplumun en üstün bireyleri, unvan veya resmî belgeye bağlı olmaksızın, akıl ve erdemle donanmış olanlardır; gerçek mutluluk ve düzen, bu niteliklere sahip olanların rehberliğinde gerçekleşir” (Farabi, 2024: 87). Ancak günümüzde, Güngör’ün (1975: 88) de belirttiği gibi: “Diploma sayısı arttıkça cehaletin sona ereceğini düşünenler var.” Bu düşünceye sahip bireyler, fazıl toplumu oluşturacak niteliklere sahip olmayıp, adeta bir “cehlistanı” (cahiller topluluğu)  temsil ettikleri söylenebilir. Onlara göre, statü ve rütbenin sembolik karşılığı olan diploma sayısının artması; mutluluk, bilgi artışı ve makamın yükselmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle, eğitim kurumları onlar için Topçu’nun (2014) da ifade ettiği gibi, “diploma dağıtma bürosu” işlevi görmektedir. Bu diplomalar, uzun süreli çabanın bir sonucu olmaktan ziyade, genellikle para karşılığında vaat edilen kolay bir emeğin ürünü olarak elde edilmektedir. Toplumlar ahlak ve kültüre göre değil, diploma seviyelerine göre sınıflandırılmalıdır. Cehlistandakiler dijital dünyada yapay zekâdan istifade etmeyi elzem görürken “altın beyinli” Erol Güngör’ün fikirlerini kıymetsiz görmektedirler. Amirlerinden takdir belgesini almayı, Allah’ın (cc) rızasını almaktan daha onurlu bulmaktadır. Onlar için statü, alimlik veya şehitlik mertebesinin üstündedir. Mezuniyet-diploma-statü-maaş zincirleme süreci hayatın en güzel akışıdır. Memleket meseleleri onları endişeye düşürmemektedir. Bireysel zevkleri, toplumsal değerlerin yerine geçmektedir. Bu kişiler aynı zamanda cehlistanın kimliksiz vatandaşlarıdır. Kariyer sahibi olmak, karakter sahibi olmanın fevkindedir. Bu bağlamda Safa’nın (2021: 213) şu tenkitleri üzerinde dikkatle durulması gerekir:

“Selâhiyetim olsaydı, her sene Üniversitenin ve yüksek mekteplerin son sınıflarını bir araya toplar, onlara şu fikirleri kabul ettirmeye çalışırdım. Tahsiliniz bugün sona eriyor değil mi? Ellerinize tutuşturulan diplomanın en büyük yalanı budur. Tahsiliniz bugün bitmiyor, bilakis bugün başlıyor. On altı, on yedi seneden beri size öğretilen şeylerin çoğu ihtisas bakımından lüzumsuzdur; bütün dünyada halâ yıkılamamış kötü bir öğretim sisteminin kurduğu an’aneye göre hafızalarınıza istif edilmiş, unutulmaktan başka hiçbir şansları olmayan ölü bilgilerdir. Zekânız bu kokmuş malumat kadavralarını ne kadar çabuk atarsa hürriyetine o kadar erken kavuşur. Mümkün olsaydı, bugün size diploma yerine hafıza müshili verir, ilmin bu molozlarını ruhun barsaklarından dışarıya çabuk def etmenize hizmet ederdim. Elinizdeki diploma, öğretim denilen ve yazık ki ilacı henüz keşfedilmemiş müzmin bir hastalığın raporudur.”

Sonuç olarak, diploma değerli bir araç olmakla birlikte, tek başına bireyin yeterliliğini ve toplumsal gelişmeyi garanti etmez. Tarihsel kökenlerinden modern döneme uzanan süreçte, diplomaya atfedilen anlamın sürekli dönüşüm geçirdiği görülmektedir. Bugün gelinen noktada diploma, yalnızca bireysel başarıyı simgeleyen resmî bir belge değil; aynı zamanda statü, prestij, toplumsal saygı ve ekonomik kazanç gibi çok boyutlu işlevler yüklenen sembolik bir araç haline gelmiştir. Ancak bu sembolik değer, kimi zaman bireyin gerçek bilgi, beceri ve ahlaki niteliklerinin geri plana itilmesine yol açmakta, hatta sahtecilik ve kötüye kullanım örneklerinde görüldüğü gibi, diplomanın güvenilirliğini zedelemektedir.

Eğitim kurumlarının birer “diploma dağıtma bürosu”na dönüşmesi, bilginin derinliği ve erdemin rehberliği yerine belgenin niceliğini önceleyen bir anlayışın yerleşmesine neden olmaktadır. Bu anlayış, bireylerin diploma sayısıyla toplumsal konumlarını güçlendirecekleri yönündeki yanlış inancı beslemekte ve gerçek anlamda nitelikli insan yetiştirme hedefini gölgelemektedir. Oysa Farabi’nin fazıl toplum idealinde vurguladığı gibi, toplumların ilerlemesi unvan ve resmî belgelerden ziyade, bilgiyi ahlak ve erdemle bütünleştiren bireylerin varlığına bağlıdır. Güngör’ün işaret ettiği kültürel süreklilik kaybı da dikkate alındığında, günümüz toplumlarının diplomanın biçimsel değerinden ziyade, onun bilgi ve kültürle ilişkilendirilen özüne yönelmesi elzem görünmektedir.

Bu çerçevede diploma, doğru eğitim anlayışıyla bütünleştirildiğinde bireysel gelişimi destekleyen, toplumsal düzeni güçlendiren ve kültürel sürekliliğe katkı sağlayan bir araç olabilir. Aksi hâlde, yalnızca sembolik bir göstergeye dönüşerek bireylerin entelektüel donanımını ve ahlaki niteliklerini gölgede bırakmaya devam edecektir.

KAYNAKÇA

Beşinci, E. (2022). Diploma. İçinde Sosyal Bilimler Ansiklopedisi (1. cilt, s. 321). TÜBİTAK Bilim Yayınları.

Brown, P. (2001). Knowledge, education, and the future of the knowledge economy: Sociological perspectives. British Journal of Sociology of Education, 22(4), 409–428. https://doi.org/10.1080/01425690120094408

Farabi. (2024). Medînetü’l-Fâzıla (Y. Aydınlı, Çev.). Litera Yayıncılık. (Orijinal eser tarihi yaklaşık M.S. 950)

Fleming, P. (2025). Karanlık akademi. Çev. Akın Emre Pilgir. Koç Üniversitesi Yayınları.

Gatto, J. T. (2016). Eğitim bir kitle imha silahı zorunlu eğitimin karanlık dünyasında bir yolculuk. EDAM Yayınları.

Güngör, E. (1975).Türk kültürü ve milliyetçilik. İrfan Matbaası.

Makdisî, G. (1981). The rise of colleges: Institutions of learning in Islam and the West. Edinburgh: Edinburgh University Press.

Safa, P. (2021). Eğitim, gençlik, üniversite. Ötüken Neşriyat. 

Topçu, N. (2014). Türkiye’nin maarif davası. Dergâh Yayınları.

Turhan, M. (1954). Maarifimizin ana davaları ve bazı hal çareleri. İstanbul Yayınevi Matbaası.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz