Bilinir gecenin koyu karanlığı şafak vaktine yakınlığındandır. Yüreğinde aydınlığı taşımayan karanlığın kendi gayya kuyusunda yitip gitmemesi mümkün mü? Safi karanlık, hiçlik mevkiidir, esfele safilindir. Aşağının aşağısıdır yani. Korkutur, ürkütür insanı. Ama karanlığı da anlaşılır ve anlamlı kılan bir hakikat vardır ki o da her karanlığın bağrında bir aydınlığı, bir ışığı, bir umudu gizlediği gerçeğidir. Karanlık bağrında gizlediği umut ile anlam kazanır, varlık bulur. Her şey zıddı ile kaimdir derler ya gündüz geceye, gece de gündüze muhtaçtır. Zıtlık denge oluşturur, anlam doğurur. Hareket ve bereket yaratır. Birbirini tamamlar böylece varlık döngüsü. Varlık bilmecesinin düşman kardeşleri yapıp ettikleri ile birbirlerini bütünler, zamana hız ve denge kazandırırlar. İki yönlü işleyen ve birbirini besleyen bu döngü bir anlamda korku ile umut döngüsüdür. Korku varsa umut vardır. Umut varsa korku anlaşılır ve aşılırdır her zamanda ve zeminde.
Karanlık bilinmezliği de saklar bağrında. Geleceğe dair cümle endişeleri. Geçmişin müktesebatını, “boşa çıkmış çabaları, bozuk niyetleri ve belki taammüden işlenen suçları” döküverir önümüze. Pazarlık yapacak bir şair de bulamazsak vah halimize. Karanlığın ve karamsarlığın içinden aydınlığı, umudu arayıp durmamız lazım habire. Öyle bakmamız, öyle görmemiz, öyle inanmamız gerekir. Karanlık saldırgan ve kuşatıcıdır aynı zamanda. O yüzden muhtacız umuda. Karanlığın içindeki umudu arayıp bulmaya. Siyahın saklayıp gizlediği, kamufle ettiği kendi rengine boyadığı beyazı bulmaya. Beyaz, hakkın, hakikatin ve dosdoğru olmanın rengidir. O beyazla kendi varlığımızı aklamaya muhtacız. Karanlığın sakladığı hakikati, gecenin gizlediği beyazlığı arayıp bulmak varoluş gayemiz, hayat felsefemiz olmalıdır evvelemirde. Kirden, masivadan arınmışlıktır beyazlık. Saflık, temizlik ve berraklıktır. Renklerin en kıymetlisidir beyaz her ne kadar en hızlı kirleneni olsa da. O, renkler skalasında aranıp bulunması elzem olan ‘Allah’ın boyasıdır.’ Ve o boyayla boyanmak mecburiyetinde ve cehdinde olmamız gerekir her daim. Ne güzel boyadır o boya ve ne güzeldir o boyayla boyanmak.
Karanlık bir de içinde karamsarlığı büyütür haddizatında. Ama inancın olduğu yerde bunun bir hükmü yoktur. Umudun yeşerdiği yerde barınması mümkün değildir karanlığın ve karamsarlığın. İstediği kadar büyütsün, dilediği kadar karartsın zamanı umut varsa her şey beyhudedir. Umudun karşısında güneşe yakalanmış kar gibi erir karanlık ve karamsarlık. Ama terazinin ağır basan tarafı karanlık ise ölçü kaçırılmış demektir. Ve yapılan kötü bir alış-veriştir. Veyl olsun o kötü alışverişe. O yüzden insan olmak bu döngüyü ters çevirebilme gücüne ve iradesine sahip olmayı muciptir.
Unutmamamız gerekir ki; karamsarlık umudu büyütmeli, beklentiyi yüceltmeli, özlemi dağ kılmalı ki misyonunu tamamlayabilsin. Salt karanlık gecenin, yokluğun, hiçliğin ve anlamsızlığın ilkel görüntüsüdür. Ve bağrında nice kötülüğü, nice melaneti saklamaktadır. Bu yüzden korkutur bizi karanlık, ürkütür bizi gece. Yüce Rabbimiz karanlık çöktüğü zaman gecenin şerrinden O’na sığınmamızı emretmiştir. Çünkü O, karanlığın çoraklaştırdığı ruhumuza umudu nakşetmiştir. Yüreğimizi havf ve reca (korku ile umut) ile inşirah eylemiştir. İçimizin karanlığı ne kadar büyükse ve korkuyu o nispette egemen kılmaya gayret ediyorsa, içimizin aydınlığı o nispette umudu yüceltmektedir.
Yüreğimizin insan yanı umudu besler, aydınlığı özler. O iyimser yanımızdır bizi biz kılan. Sıradan bir yaratılmışlıktan ‘eşrefi mahlukatlığa’ yücelten. O umuttur geleceğimizi aydınlatan. Köhne dünyanın cümle ızdırap ve çilesini çer çöp mesabesine düşüren. Yüreğimizi kanatlandıran. Bedenimizde kıvıl kıvıl bir heyecanı, her zerremizden taşan bir coşkuyu adım adım eyleme dönüştüren motor güçtür. ‘Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası’ diye meydan okumanın kıvancıyla her şeyin üstesinden geliverdiğimiz düellonun adıdır umut. Umudu dirilttikçe, ümitvar oldukça yaşama tutunur insan.
Umuda yol verdikçe, umudu kuşandıkça açılır cümle kapalı bildiğimiz kapılar. Demirden, çelikten olsa da gam değil. Umut bizi cümle zorluğun, darlığın üstünden aşırıp felaha ulaştırır. Yağmurun toprağa hayat bahşetmesi gibi umut da yüreğimize sevinç ve mutluluk bahşeder. Bütün uzuvlarımız can bulur, cesareti kuşanır, azim ve iradeyi yeniden ihya eder. Umut her dem yeniden diriliştir. Gün olur çiğdem çiçek açar, güllük gülistanlık olur cümle mekan o zaman ‘işte bu der’ insan. Umudun, azmin ve sabrın meyvesi biter kuruyan dallarımızda. Yok oluş, bitiş ve tükeniş duygusunun şeytanın vesvesesi olduğunu anlarız derinden ve o vesveseden Rabbimize sığınırız.
Yüce Rabbimiz Rahman ve Rahimdir ve rahmetinin sonsuzluğu ile maruftur. Rahmeti her şeyi kuşatmıştır. Ve biz o rahmete muhtacız. Onun cümle varlığımızı, yaşamımızın her anını sarıp sarmalamasına müptelayız. Onunla var olur, onunla anlam kazanır, onunla çıkarız meydana. Bir imtihan meydanı değil mi zaten bu denî dünya. Yaşam dediğimiz bize takdir edilen muvakkat bir sınav süresi. Her ne kadar ‘meydana gelen kurtulamaz seng-i kazadan’ demişse de şair kurtuluşumuz yine de ancak ve ancak O’nun rahmetinden, O’nun lutf-u keremindendir. Olmasaydı o rahmeti nice olurdu halimiz. O’nun rahmeti ve merhameti olmasa elbet zarar ve ziyan olur akıbetimiz. Sonsuz rahmeti umudumuzun membaıdır. Yaşamımızın kaynağıdır.
Korku ve umut, yaşamı üzerine bina edeceğimiz temel kıstasımızdır evvelemirde. Ne O’nun sonsuz rahmetinden ümidi kesmiş bir karamsarlığın girdabı, ne de bağışlayıcılığını garantiye almış bir büyüklenmenin kahredici aymazlığı. Hangi çabamızın bizi rahmetine, hangi çabamızın bizi gazabına yaklaştırdığından bihaberiz. Bu yüzden korkuyor ve ümit ediyoruz. Bu yüzden havf ve reca kıskacındayız. Biliyoruz ki olmasa lütfu keremi nice olur halimiz. Avucumuzda kor ateş taşıdığımız vakitlere erdik. İnsanın ve insanlığın ziyanda olduğu zamanlara ulaştık. Ve inanıyoruz ki ancak ‘iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler’ selametle geçeceklerdir bu dikenli yolu. İnanıyoruz ki korku ve ümidi yaşamın çatına kuranlar aşacaklardır bu kıldan ince kılıçtan keskin sıratı. Menzilimiz hak ve hakikat, yolumuz sırat-ı müstakim üzre ola, korku ve ümit kılavuzumuz ola inşallah.
Yaşam dengeyi arar mütemadiyen. Mütemadiyen salınıp durur tahterevallinin iki ucu. Tek kefeye yüklenmiş ağırlık ya yere çakılır ya da asılı kalır boşlukta. Bu iki halden biri değilse tercihimiz inanca ve inancın kavi hakikatine ve Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır tek seçeneğimiz. İnançtır bizi yere çakılmaktan veya boşlukta asılı kalmaktan kurtaran. İmandır kor ateşlerde yanıp kül olmamıza engel olan. Ne mutlu dosdoğru yol tutup dosdoğru menzile varana…





